Zamanın unuttuğu gizem: Konya'nın ortasında kitabesiz, mimarsız 800 yıllık sır!

Zamanın unuttuğu gizem: Konya'nın ortasında kitabesiz, mimarsız 800 yıllık sır!

Karatay’ın ara sokaklarında, ne zaman yapıldığı da mimarı da bilinmeyen gizemli bir Selçuklu mirası zamana meydan okuyor: Zenburi Mescidi! Halk arasında İplikçi olarak da anılan bu saklı tarih, büyüleyici mimarisiyle keşfedilmeyi bekliyor.

Konya’nın kadim sokaklarında yürürken, bazen modern binaların arasında sıkışıp kalmış ama ruhu hâlâ o eski ihtişamlı günleri fısıldayan bir yapıya rastlarsınız. İşte Karatay ilçesindeki Şems-i Tebrizî Mahallesi’nde, Müftüler Sokağı’nın hemen girişinde yer alan Zenburi Mescidi tam da böyle bir yer. Halk arasında Zemburi ya da İplikçi Mescidi olarak bilinen bu minik ibadethane, adeta bir zaman kapsülü gibi. İşin ilginç tarafı, bu isimlerin nereden geldiği tam bir muamma. Rivayete göre geçmişte burada görev yapan fedakar bir imamın iplikçilikle uğraşması, mescidin adını halkın dilinde "İplikçi"ye dönüştürmüş. Osmanlı’nın o meşhur tahrir defterlerinde uzun süre adına rastlanmayan bu gizemli mahalle ve mescit, sessizliğini 19. yüzyıl şeriye sicillerinde bozuyor. Bu da bizlere, tarihin bir noktasında buraya dokunan sıcak bir insan hikayesi olduğunu gösteriyor.

zenburi-mescidi.jpg

NE ZAMAN YAPILDI? BANİSİ KİM? CEVAPSIZ SORULAR VE SELÇUKLU İMZASI

Zenburi Mescidi’nin kapısını çaldığınızda sizi büyük bir gizem karşılıyor; çünkü yapının üzerinde ne bir kitabe ne de ustasının adını taşıyan bir imza var. Ünlü tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre bu zarif mescit, Sultan Alâeddin Keykubat’ın arıcıbaşısı veya Kara Aslan tarafından inşa ettirilmiş olabilir. Her ne kadar kesin belgeler zamana yenik düşmüş olsa da mescidin taş ve tuğla işçiliği, mimari planı ve o asil duruşu, bize buranın 13. yüzyılın ilk yarısına ait buram buram Selçuklu kokan bir eser olduğunu haykırıyor. Küçük, huzurlu bir bahçenin içinde yer alan bu kare planlı harim, yuvarlak bir kasnak üzerine oturtulmuş 7 metrelik muazzam bir kurşun kaplı kubbe ile gökyüzüne uzanıyor. İçeri girdiğinizde kireç sıvalı bembeyaz duvarlar, sizi modern dünyanın tüm gürültüsünden arındırıp derin bir sessizliğe ve huzura davet ediyor.

TUĞLA VE ÇİNİNİN ŞİİRSEL DANSI: MİMARİDEKİ SAKLI ESTETİK

Mescide adım atarken sizi karşılayan ahşap ayaklı ve camekanlı son cemaat yeri, zamanla dönüşüme uğramış olsa da orijinalliğini koruyan iç mekan büyüleyiciliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Kıble duvarının tam ortasında yer alan ve dört sıra mukarnas işçiliğiyle göz kamaştıran mihrap nişi, sadeliğin içindeki o derin estetiği gözler önüne seriyor. Ancak yapının asıl dış vurumu ve görsel şöleni minaresinde gizli. Kuzeybatı köşede yükselen tek şerefeli tuğla minare, adeta bir sanat eseri. Minarenin pabuçluk kısmında kullanılan kare formlu, göz alıcı mavi renkli plaka çiniler ve gövdesindeki o ustaca işlenmiş balıksırtı motifleri, Selçuklu tuğla işçiliğinin en zarif örneklerinden biri.

ZAMANA DİRENEN TAŞLAR: 1960’TAN GÜNÜMÜZE UZANAN RESTORASYON

Zenburi Mescidi, malzeme kalitesiyle de döneminin mimarlık dehasını yansıtıyor. Temelde ve su basman seviyesinde sağlam kesme taş kullanılırken, yukarılara doğru çıktıkça tuğlaların şaşırtmalı, eğik istif ve başak örgü gibi farklı tekniklerle adeta bir gergef gibi işlendiğini görüyorsunuz. Şerefeden yukarısı bir dönem yıkılmış olan bu güzel minare, 1960 yılında Türkiye Anıtlar Derneği Konya Şubesi’nin ve ardından 1992’de Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün titiz restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırıldı. Bugün hâlâ ibadete açık olan Zenburi Mescidi, hem mahallelinin huzur durağı hem de Konya'nın saklı tarihini keşfetmek isteyen seyyahların uğrak noktası olmaya devam ediyor.

Kaynak:İhlas Haber Ajansı (İHA)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.