Konya’nın tarihi sokaklarında yürürken, bazen modern dünyanın gürültüsü bıçak gibi kesilir ve kendinizi asırlar öncesinin bir tınısında bulursunuz. İşte Meram ilçesine bağlı Karakurt Mahallesi’nde, o eski ve tanıdık Eski Buğday Pazarı’nın hemen güneyinde yer alan Gevraki Hanı (ya da bilinen ilk adıyla Abdülfettah Çavuş Hanı), tam da böyle bir yer. Burası sadece taştan ve ahşaptan ibaret bir bina değil; içinde yüzlerce yıllık insan hikayelerini, ticaretin eski usullerini ve Konya’nın o samimi ruhunu barındıran yaşayan bir zaman kapsülü.
Gevraki Hanı'nın içinden bir görünüm (1988)
YENİÇERİ ÇAVUŞUNDAN ŞEHRE KALAN MİRAS
Hikaye, 17. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı’nın kudretli yeniçeri çavuşlarından biri olan Abdülfettah Ağa’nın buraya bir imza atmak istemesiyle başlıyor. Abdülfettah Ağa, öyle bir yapı inşa ettiriyor ki alt katı dükkanlar ve ahırlarla ticaretin kalbi olurken, üst katındaki odalar şehre gelen yolculara sıcak bir yuva oluyor. Hanın yapım tarihi net olarak bilinmese de elimizdeki en büyük ipucu 25 Ağustos 1701 tarihli bir vakfiye. Abdülfettah Çavuş, bu resmi evrakla hanın gelirinin yarısını, hemen yanı başındaki mescidi büyüterek şehre kazandırdığı Hacı Fettah Camii’ne bağışlamış. Yani han, bu tarihten çok daha önce Konya eliti ve esnafı için çoktan bir buluşma noktası haline gelmişti bile.
TARİHİ YANILGILAR VE GEVRAKİ İSMİNİN DOĞUŞU
Tarih yazıcılığı bazen küçük dalgınlıkları da beraberinde getirir. Bazı eski kaynaklarda Hacı Fettah Camii ve hanın bitişiğindeki medresenin yapım yılı 1712 olarak geçer. Ancak az önce bahsettiğimiz 1701 tarihli vakfiye, bu bilginin tatlı bir tarih zühulü (yanılgısı) olduğunu bize açıkça gösteriyor. Hanın kaderi, yanındaki o küçük medresenin zamanla harap olmasıyla yeni bir döneme giriyor. Bölgenin sevilen ulemalarından Ali Efendi ya da oğlu Abdülkadir Efendi bu yıkık dökük medreseyi adeta küllerinden yeniden doğuruyor. İşte bu dönemden sonra Konya halkı, Abdülkadir Efendi’nin lakabını bu güzel yapıya yakıştırıyor ve han, günümüze kadar uzanacak o meşhur adını alıyor: Gevraki Hanı.
KOMŞU HANLARIN KADİM DOSTLUĞU
Eski Konya kadı sicillerini (mahkeme kayıtlarını) kurcaladığımızda, bu bölgenin dönemin en canlı ticaret merkezi olduğunu anlıyoruz. 1717 ve 1724 yıllarına ait kayıtlara göre, Gevraki Hanı’nın hemen yanı başında bir de Valide Hanı yükseliyormuş. Hatta Valide Hanı’nın geçmişi 1660’lara kadar dayandığı için, bizim Abdülfettah Çavuş Hanı’na "kıdemli bir komşu" olduğunu söylemek mümkün. Tabii bir de bu ikilinin yakınlarında arz-ı endam eden Çukur Han var ki, dönemin ticaret kervanları bu üç hanın arasında adeta mekik dokurmuş.
AVLUSUNDAKİ KUYUDAN YÜKSELEN ZANAAT SESLERİ
Mimari olarak bakıldığında Gevraki Hanı, insana huzur veren geniş bir orta avluya sahipti. Bu avlunun tam ortasında yer alan su kuyusu, hanı estetik olarak meşhur Taş Han’a benzetiyordu. Yolcular atlarını ahıra bağlar, kuyudan buz gibi bir su çeker ve odalarına çekilip dinlenirdi. Bugün han, hâlâ Gevraki Hoca’nın torunlarının mülkiyetinde koruyucu bir kanat altında tutuluyor. İçindeki o eski konaklama odaları belki artık yok ama hanın ruhu hiç ölmedi. Şimdilerde burası, el emeği göz nuru işler üreten çeşitli zanaat ehlinin dükkanları ile cıvıl cıvıl. Çekiç sesleri, makas tıkırtıları ve demli çay kokuları arasında Gevraki Hanı, Konya’nın geçmişini bugünün modern dünyasına taşımaya gururla devam ediyor.