Bizi seven var mı?
Bilemem.
Ama batı dahil birçok ülkeye gittiğimizde bizi sevmeyenin çok olduğuna şahit oluyoruz.
Bizi sevmeyenin çok olduğunu bildiğimiz halde, biz birbirimizi niye sevmiyoruz ona da şaşırmamak elde değil.
Biz kim miyiz?
Altaylardan Tuna’ya kadarız.
Mağdur ve mazlumların hamisiyiz.
Kardeşliğimiz; tarihsel birlikteliğimizin en geniş coğrafyadaki ayak izleridir
Ben siftah ettim, diğer ihtiyacını da komşu esnaftan al demek bizim ticaret anlayışımızdı.
Sattığı tarladan çıkan kıymetli madeni getirip “Ben sadece tarlanı satın aldım, Bu maden senindir” diyen gözü ve gönlü tok olanlardık.
Dedem, ninem, babam, komşular ne der diyen bir aile ve mahalle terbiyemiz vardı.
Birbirimize çok güvenirdik
Mutluyduk, gururluyduk.
Ama hepsini harcıyoruz
Sadece biz, kendimiz harcıyoruz.
Başkalarını sponsor yapıp, kılıfını da uyduruyoruz.
Kimseyi bu zayıflığımıza ortak etmeye kalkışmayalım.
Bizi biz yapan değerleri aşındırdık. Şimdi de çocukları konuşur olduk.
Sokakları tartışır olduk.
Hatırlarsınız çocuklarla ilgili bir hikaye paylaşmıştım.
Şimdi yeniden paylaşmak istedim.
Belki bir faydası olur.
Genç bir adam ceza evini boylamak üzereymiş. Yargıç onu çocukluğundan beri tanıyormuş ve ünlü bir yazar olan babasıyla da tanışıyormuş. Sulh yargıcı,
-“Babanı hatırlıyor musun?” diye sormuş.
Bu soruya
-“Onu oldukça iyi hatırlıyorum” şeklinde cevap vermiş.
Suçlunun vicdanını yoklamaya çalışan yargıç şöyle demiş:
... -“Mahkum edilmek üzereyken ve şu anda mükemmel bir insan olan babanı düşünürken, onun hakkında net olarak ne hatırladığını anlatır mısın?“
Bir sessizlik olmuş. Daha sonra yargıç beklenmeyen bir cevap almış;
-“Öğüt almak için yanına gittiğimde, yazdığı kitaptan başını kaldırarak bana baktığını ve “Çek git başımdan; çok meşgulüm !” dediğini hatırlıyorum. Ona arkadaşlık etmek için yaklaştığımda bana dönerek “Çek git başımdan oğul; bu kitabı bitirmeliyim !” derdi. Sayın yargıcım siz onu büyük bir yazar olarak hatırlarsınız fakat ben onu kaybedilmiş bir arkadaş olarak hatırlıyorum”
Yargıç kendi kendine söylenmiş;
-“Yazık ! Kitabı bitirdi ama oğlunu kaybetti ! ”
Siz ister çocuğunuza çok zaman ayırmak arzusunda olun, ister olmayın, çocuk her şeyin farkındadır. Ne onu oyuncağa boğmak, ne bol öpücükle karşılamak, ne eğitim konusunda ona üstün olanaklar hazırlamak, ne de sosyal açıdan her türlü avantajı sağlamak onunla birlikte sevgi ile bütünleşerek geçirilen zamanın yerini doldurabilir. Çocuk onunla geçireceğiniz zamana bakarak, onu sevip sevmediğinizi bilecektir. Bu nedenle anne-babalar, çocuklarına olan sevgilerini onlara zamanlarını vermekle göstermelidirler....
Yaşlı bir baba...
Kuzu etinden imal edilmiş yaprak döneri çok severmiş...
Bir gün canı yaprak döneri çok çekmiş.
Babasının isteğini fark eden oğlu, almış babasını ve güzel bir lokantaya götürmüş...
Baba, yemeği önce kendisi yemek istemiş... Ancak yaşlılığın verdiği zayıflık sonucu elleri titrediği için lokmayı ağzına götürmek istediği her seferinde üzerine dökmüş, yağı sakalına damlamış...
Lokantadaki insanların bakışları da pürdikkat onların üzerindeymiş...
Aşağılayıcı bakışlar, alaycı tavırlar, surat ekşitmelerle arada bir yaşlı babaya bakıyorlarmış.
Bir süre sonra oğlu sabır ve itina ile lokmaları babasının ağzına koymaya başlamış...
Nihayet yemek bitmiş ve oğlu babasını alıp lavaboya götürmüş, elini-yüzünü iyice yıkamış, üstünü-başını silip temizlemiş, saçını-sakalını düzeltip taramış, gözlüklerini silip gözüne takmış, ardından da koluna girip dışarı çıkarmış...
Lokantada bulunanların hakaretamiz bakışları hâlâ onların üzerinde...
Hiçbir bakışı umursamayan çocuğun ise yüzünde hep tebessüm varmış, babası çok sevdiği yemekten yiyip lezzet aldığı için...
Yemek parasını ödeyip çıkıyorlardı ki, arkalardan yaşlı bir amca seslenmiş:
– Hey evlat, burada bir şey bıraktığını unutmadın mı?
Az düşündükten sonra çocuk cevap vermiş:
– Hayır, masada bir şey bıraktığımı sanmıyorum!
Yaşlı amca:
– Hayır evlat, yanılıyorsun. Sen burada çok değerli bir şey bırakıp gidiyorsun!
Şaşkınlık içinde:
– Ne bırakmışım ki amca?!
– Sen burada, her evlat için bir ders ve her baba için bir umut bırakıp da gidiyorsun!...
Özümüz bize her şeyi hatırlatır
Yeter ki biz isteyelim…