Her yıl Haziran ayı geldiğinde, Türkiye’de takvimler tek bir ortak heyecana kilitlenir: YKS için milyonlarca genç, yılların emeğini birkaç saate sığdırmak için salonlardaki yerini alırken, ekran başındaki bizler de artık kanıksadığımız, kanıksadıkça da hayretler içinde kaldığımız o meşhur "Haziran Klasikleri"ni izlemeye başlarız.
Haber bültenleri hep aynı başlıklarla açılır: "Kimliğini unuttu, polis yetiştirdi", "Yanlış okula gidince sınava alınmadı", "Saniyelerle geleceğini kaçırdı".
Dışarıdan bakınca dramatik birer insan hikâyesi gibi duran bu manzaraların arkasında, aslında ne yazık ki devasa bir sorumsuzluk ve vurdumduymazlık yatıyor.
Allah aşkına, sormak gerekiyor: Bu nasıl bir vurdumduymazlıktır?
Belki de hayatının sonraki kırk yılını, mesleğini, sosyal çevreni, kısacası geleceğini şekillendirecek bir sınava gireceksin. Aylarca, belki yıllarca dershanelerde, kurslarda, masaların başında dirsek çürütmüşsün. Ailen yememiş yedirmiş, içmemiş içirmiş; seninle birlikte o stres küpünün içine girmiş. Ama sen, o büyük günün sabahında kapının önüne çıkarken cebinde ne kimliğinin olduğundan eminsin ne de elindeki belgede yazan okulun nerede olduğundan!
"Yok efendim kimliğimi unuttum, yok efendim yanlış okula geldim..." Bu bahanelerin hiçbirinin arkasına sığınılamaz. Sınav kılavuzlarında haftalar öncesinden bas bas bağırılıyor, uzmanlar televizyonlarda, sosyal medyada defalarca uyarıyor. Kurallar net, kapıların kapanacağı saat belli. Bir dakika bile geciksen o kapının açılmayacağını bilmek için dahi olmaya gerek yok.
Fedakârlığa İhanet Eden Sorumsuz Zihniyete
İşin daha da acı tarafı, bu bireysel ihmalkarlığın yarattığı toplumsal kaos. Sınav binalarının önünde yaşanan o arbedeler, ajitasyonlar, "Yalvarırım alın" nidaları... Bu vurdumduymazlık, görevlileri de inanılmaz bir baskı altında bırakıyor. Kendi hatası yüzünden sınava giremeyen adayın yakınları, içerideki düzeni korumakla yükümlü olan polislerle, gözetmenlerle karşı karşıya geliyor. Görevini yapan insanlara "vicdansız" damgası vuruluyor. Oysa vicdansızlık arayacaksak, o binaya girerken göstermesi gereken asgari ciddiyeti göstermeyen, kendi emeğine ve ailesinin fedakârlığına ihanet eden o sorumsuz zihniyete bakmalıyız.
Çözüm o kadar basit ki, aslında bir yazı konusu bile olmamalı. Güzel kardeşim; sınav giriş belgeni, geçerli kimliğini akşamdan o masanın üzerine koyacaksın. Gerekirse üç kez kontrol edeceksin. Sınava gireceğin okulu haritadan bakıp geçmeyeceksin; bir gün öncesinden gidip yerinde göreceksin, yolun trafiğini, alternatif rotalarını hesaplayacaksın. Buna "keşif yapmak" denir ve bu, hayatının en önemli sınavına gösterdiğin saygının ilk adımıdır.
Gelecek, tesadüflere ve son dakika şanslarına bırakılmayacak kadar değerlidir. Umarız önümüzdeki yıllarda, kapı önlerinde ağlayanların değil, sadece içeride ter dökenlerin ve emeğinin karşılığını alanların haberlerini okuruz. Tabii bunun için önce "büyümek" ve sorumluluk almayı öğrenmek gerekiyor.
BAHÇECİ VE HANÇERLİ'YE BAŞSAĞLIĞI
Önceki dönem AK Parti Konya İl Başkan Yardımcısı Adnan Bahçeci ağabeyimizin kıymetli annesi Şerife Bahçeci'nin vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Merhume Şerife annemize Allah'tan rehmet, Bahçeci ailesine başsağlığı dilerim.
Karatay Belediyesi eski başkanlarından Mehmet Hançerli ağabeyimizin annesi Ayşe Hançerli'nin vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Merhume Ayşe annemize Allah'tan rahmet, Hançerli ilesine başsağlığı dilerim. Mekanları Cennet Olsun.