ATATÜRK’ÜM, SEN ÖLMEDİN!

Mustafa ÖZLÜK

Ağzında dişleri olmayan, kara önlüğüyle bir çocuğun içtenlikle Atatürk’ü anlatan sesini düşünün… O ses, yalnızca bir çocuğun sesi değildir; özgür, onurlu ve bağımsız yaşamak isteyen bütün Türk çocuklarının haykırışıdır.

Çünkü Cumhuriyet, kula kulluk etmek yerine özgür birey olmayı; susmak yerine sormayı, sorgulamayı; karanlık yerine aklı ve bilimi seçmeyi öğretir. Cumhuriyet, insanın kendi değerini bilmesi, onuruyla yaşaması ve geleceğine umutla bakmasıdır.

"Atam, sen ölmedin; toprağa gömülmedin. Bil bakalım neredesin? Şu küçücük kalbimdesin"

Sen; özgürce yaşayan çocukların, okuyan gençlerin, üreten insanların, eşitlik ve adalet isteyen yurttaşların kalbindesin. Doğudan batıya, kuzeyden güneye bu ülkenin her köşesinde yaşayan insanlarımızın ortak değerindesin.

Cumhuriyet, herkese eşit yurttaş olma bilincini kazandırdı. İnsanların doğuştan birbirinden üstün olmadığını, herkesin yasalar önünde eşit olduğunu gösterdi. Hiç kimsenin makamı, serveti, cinsiyeti ya da doğduğu yer, ona başkasının üzerinde doğuştan bir üstünlük sağlamaz. İnsan olmanın onuru, eşit haklarla ve özgürce yaşayabilmektir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Anadolu’nun pek çok köyünde okul yoktu, öğretmen yoktu, imkânlar sınırlıydı. Ama bunlar, çocukların geleceğinden vazgeçmek için gerekçe olmadı. Köy çocuklarının eğitim alabilmesi için okullar açıldı, öğretmenler yetiştirildi, yatılı eğitim olanakları oluşturuldu.

Kimi çocuk, koyun kuzu peşinde koşarken bir gün okul sıralarında oturmanın hayalini kuruyordu. Yatılı okula kavuşmak; onun için yalnızca okuyup yazmak değil, temiz bir elbise giymek, sıcak bir yemek yemek, yeni bir dünya tanımak ve hayallerinin sınırlarını aşmaktı.

Bir zamanlar elinde değnekle sürüsünün peşinde yürüyen köy çocuğu, kitaplarını alıp okul yoluna düştü. Onun okuması, arkadaşlarına da örnek oldu. Eğitim arzusu köyden köye yayıldı; çocukların gözünde yeni bir gelecek belirdi.

Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından biri, eğitimin bir ayrıcalık olmaktan çıkarılıp toplumun geniş kesimlerine ulaştırılmasıydı. Elbette bu hedefe bir günde ulaşılmadı; eksikler, eşitsizlikler ve aşılması gereken engeller vardı. Ancak atılan adımlar, milyonlarca insanın hayatında yeni kapılar açtı.

Cumhuriyet öncesinde kadınların eğitim ve toplumsal yaşama katılım olanakları önemli ölçüde sınırlıydı. Cumhuriyetle birlikte kız çocuklarının okuması, kadınların meslek sahibi olması ve kamusal yaşamda yer alması yönünde köklü değişimler başladı.

Kadınlarımız öğretmen, doktor, mühendis, bilim insanı, sanatçı ve yönetici olarak toplumun her alanında varlık gösterdi. Türkiye, birçok ülkeden önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan ülkeler arasında yer aldı.

Bunun anlamı açıktır: Bir toplum, kadınlarını geride bırakarak bütünüyle ilerleyemez. Kadının eğitimli, özgür ve eşit olması; ailenin, toplumun ve ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır.

Cumhuriyetin amacı yalnızca yönetim biçimini değiştirmek değildi. İnsanı haklarıyla, sorumluluklarıyla ve özgür iradesiyle toplumun etkin bir üyesi hâline getirmekti.

Cumhuriyetle birlikte devlet eliyle ve özel girişimlerle kalkınma hamleleri başlatıldı. Fabrikalar kuruldu, üretim alanları geliştirildi, eğitim ve ekonomik kalkınmanın birbirini tamamlaması hedeflendi.

Çünkü üretmeyen bir ülke, ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarına bağımlı hâle gelebilir. Ekonomik bağımlılık arttıkça siyasi bağımsızlığın hareket alanı da daralabilir.

Bağımsızlığın temeli, yalnızca sınırlarımızı korumak değil; kendi aklımızla düşünmek, kendi emeğimizle üretmek ve geleceğimizi kendi irademizle kurabilmektir.

Üretim; tarımdır, sanayidir, teknolojidir, bilimdir. Eğitimle yetişen insanın emeğini değerlendirerek ülkenin refahını artırmaktır. Ürettiğini adil paylaşmak, çalışanı korumak, alın terine değer vermek ve kaynakları toplum yararına kullanmaktır.

Ancak kalkınma yalnızca fabrikalar kurmakla tamamlanmaz. Adaletin, hukukun, demokrasinin, fırsat eşitliğinin ve toplumsal barışın da güçlenmesi gerekir. Üreten ama adil paylaşmayan bir toplumda huzur eksik kalır; eğitimden ve bilimden uzaklaşan bir ülke ise geleceğe güvenle yürüyemez.

Cumhuriyetin temelini sağlam tutmak istiyorsak kültüre, bilimsel eğitime, üretime, hukuka ve demokrasiye sahip çıkmalıyız.

Atatürk’e yönelik eleştiriler ve karşıtlıklar tarih boyunca farklı nedenlerle ortaya çıktı. Ancak onun mirasını anlamak için kişisel tartışmaların ötesine geçip kurduğu kurumlara, gerçekleştirdiği dönüşümlere ve Türkiye’nin geleceği için ortaya koyduğu hedeflere bakmak gerekir.

Kazım Karabekir’e atfedilen bir söz bu bakış açısını anlatır: “Biz baktığımızda önümüzü görüyoruz; Atatürk dağın arkasını görüyor. Onun için takdir ediyorum.”

Bu sözün taşıdığı anlam, yalnızca bugünü değil, geleceği de düşünmenin önemidir.

Atatürk ile Kazım Karabekir arasında Millî Mücadele sonrasında siyasi ayrılıklar yaşanmış olsa da, ortak tarihlerinin ve geçmişteki mücadelelerinin anlamı ortadan kalkmaz. Atatürk’ün son günlerinde Karabekir’le helalleşmek istediğine ilişkin anlatılar da iki insan arasındaki tarihî ve insani bağın önemini hatırlatır. Bu tür hatıraları değerlendirirken tarihî belgelerle sözlü aktarımları birbirinden ayırmak gerekir.

Bazen siyasi ayrılıklar, insanların ortak geçmişlerini gölgeler. Oysa kalıcı olan; kişisel hesaplar değil, ülke için verilen emek, insanlık ve gönül bağıdır.

Cumhuriyetin değerini anlamak, onu eleştirmeden yüceltmek değil; kazanımlarını bilmek, eksiklerini görmek ve daha ileriye taşımak için sorumluluk almaktır. Atatürk’ün akla ve bilime verdiği önemi yaşatmak da ancak sorgulayan, araştıran ve özgür düşünen bir toplumla mümkündür.

Atatürk, milletine yalnızca bir kurtuluş mücadelesi bırakmadı. Bağımsızlığı esas alan bir devlet, Cumhuriyete dayanan bir yönetim anlayışı ve çağdaş uygarlığa ulaşmayı hedefleyen bir gelecek düşüncesi bıraktı.

Bize, ilerlemenin akıl ve bilimle mümkün olduğunu gösterdi. Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı, bilginin sınırları aştığı günümüzde bu düşüncenin değeri daha da iyi anlaşılıyor.

Her fani gibi Atatürk de aramızdan ayrıldı. Fakat insanın ömrü bedeninin yaşadığı süreyle sınırlı değildir. İnsanlığa hizmet eden, milletinin geleceğine yön veren ve düşünceleri kuşaklara ulaşan insanlar, eserleriyle yaşamaya devam eder.

Atam, senin mirasını yaşatmak; yalnızca adını anmak, heykellerinin önünde saygıyla durmak değildir. Çocukların eşit eğitim aldığı, kadınların özgürce yaşadığı, emeğin karşılığını bulduğu, adaletin herkese eşit uygulandığı, bilimin yol gösterdiği ve üretimin güçlendiği bir Türkiye için çalışmaktır.

Cumhuriyetin temelini kültürle, bilimsel eğitimle, üretimle, adaletle ve demokrasiyle sağlamlaştırmaktır.

İşte o zaman küçük bir çocuğun kara önlüğüyle söylediği söz, yalnızca bir anma cümlesi olmaktan çıkar; bir milletin geleceğe verdiği söz hâline gelir.

Atam, sen Anıtkabir’de yalnızca bir hatıra değilsin. Sen; özgürlükte, bağımsızlıkta, bilimde, eğitimde, adalette ve Cumhuriyet idealinde yaşıyorsun

Sen, kalbimizdesin.
Sen, eserlerinle yaşıyorsun.

Sen, Cumhuriyet yaşadıkça yaşayacaksın!. Türk milleti var oldukça kalplerimizdesin atam .

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.