Engelli eğitiminde yaş sınırı ile sağlığa, eğitime ve adalete engel konulmamalıdır. Görünmez engel
bir toplumun vicdanı, en kırılgan bireylerine nasıl davrandığıyla ölçülür. Engelli bireylerin eğitimine yaş sınırı getirilmesi, ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi sunulsa da gerçekte derin ve çok boyutlu bir hak ihlalini içinde barındırmaktadır. Bu uygulama yalnızca eğitim politikasıyla ilgili değildir; doğrudan doğruya sağlık hakkını, eşitlik ilkesini, adalet duygusunu ve sosyal devlet anlayışını ilgilendiren ciddi bir toplumsal sorundur.
Merhamet kazanılmış hakların korunmasıdır. Kazanılmış haklarını elden almak, umutlarını yıkmak ve söndürmek büyük bir incitmedir engellileri.
Bugün özel eğitim alan engelli bireyler, bu hizmete rastgele ya da keyfi biçimde erişmemektedir. Süreç, öncelikle hastanelerde uzman doktorların yaptığı ayrıntılı değerlendirmelerle başlar. Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve nörolojik durumlar bilimsel ölçütlerle incelenir. Ardından Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde (RAM) pedagojik, psikolojik ve gelişimsel değerlendirmeler yapılır. Tüm bu aşamalardan sonra ancak “özel eğitim alması uygundur” raporu verilen bireyler bu hizmetten yararlanabilir. Yani burada söz konusu olan bir ayrıcalık değil; tıbbi ve eğitsel bir gerekliliktir.
Buna rağmen yalnızca yaş gerekçe gösterilerek engelli bireylerin eğitim dışına itilmesi, bilimin ve insan haklarının açıkça yok sayılması anlamına gelir. Çünkü engelli bireyler için eğitim, yalnızca okuma yazma ya da akademik kazanım değildir. Özel eğitim; hareket kabiliyetini korumak, kasların çalışmasını sağlamak, dengeyi geliştirmek, iletişim becerilerini sürdürmek, zihinsel canlılığı korumak ve günlük yaşam becerilerini devam ettirebilmek için hayati öneme sahiptir.
Özellikle fiziksel engeli olan bireyler için eğitimle iç içe yürüyen fizik tedavi, yaş ilerledikçe daha da gerekli hâle gelir. Yaşlanan beden, hareketsiz kaldıkça donuklaşır; kaslar zayıflar, eklemler kilitlenir, refleksler körelir. Eğitim ve fiziksel destekten yoksun bırakılan birey, kısa sürede hem bedensel hem zihinsel gerileme yaşamaya başlar. Bu durum yalnızca bireyin yaşam kalitesini düşürmez; aynı zamanda ailesini, bakım verenleri ve toplumu daha ağır bir yükle karşı karşıya bırakır.
Burada sorulması gereken temel soru şudur: Yaşı ilerleyen bir engelli bireyin eğitime olan ihtiyacı azalır mı, yoksa artar mı? Hayatın ve bilimin verdiği yanıt nettir: İhtiyaç artar. Buna rağmen yaş sınırı koymak, engelli bireyi “artık sistem dışındasın” diyerek kaderine terk etmektir. Bu yaklaşım, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz.
Anayasa’da güvence altına alınan eğitim hakkı, belirli bir yaşla sınırlanmış bir lütuf değildir. Eğitim hakkı, yaşam boyu devam eden bir haktır. Hele ki engelli bireyler söz konusu olduğunda bu hak, çok daha güçlü biçimde korunmak zorundadır. Çünkü eşitlik ilkesi, herkese aynı muameleyi yapmak değildir. Gerçek eşitlik, dezavantajlı olanın dezavantajını giderecek önlemleri almaktan geçer.
Engelli bireylerin yaş gerekçesiyle eğitimden mahrum bırakılması, onları ikinci sınıf vatandaş konumuna itmektedir. Bu durum, adalet duygusunu zedelediği gibi toplumsal vicdanı da yaralamaktadır. Adalet, güçlü olanı korumak değil; korunmaya en çok ihtiyacı olanı ayakta tutmaktır.
Bu uygulamanın bir başka boyutu da aileler üzerinde yarattığı yıkımdır. Yıllarca çocuğunun gelişimi için mücadele eden, randevu randevu dolaşan, raporlar alan, eğitim süreçlerini sabırla takip eden aileler, bir anda “yaş doldu” gerekçesiyle çaresizliğe sürüklenmektedir. Eğitim aldığı sürede ilerleme kaydeden, sosyalleşen, kendini ifade edebilen bireylerin kısa sürede geriye gittiğine tanık olan ailelerin feryadı duyulmalıdır. Bu feryat, yalnızca bireysel bir yakınma değil; kamusal bir uyarıdır.
Üstelik engelli eğitimine yaş sınırı koymak, uzun vadede kamu kaynaklarının daha verimsiz kullanılmasına da yol açar. Eğitim ve rehabilitasyonla daha bağımsız hâle gelebilecek bireyler, bu destekten mahrum kaldıklarında çok daha yoğun bakım ve sağlık hizmetine ihtiyaç duyar hâle gelir. Yani kısa vadede “tasarruf” gibi görünen bu uygulama, uzun vadede topluma daha ağır bir maliyet olarak geri döner.
Engelli bireylerin eğitimini sınırlamak yerine, bu eğitimi yaygınlaştırmak, çeşitlendirmek ve yaşam boyu sürdürülebilir hâle getirmek gerekir. Gelişmiş toplumların yaptığı tam da budur. Çünkü modern devlet anlayışı, bireyi üretken olduğu sürece değil; insan olduğu için değerli kabul eder.
Eğitimde yaş sınırı olabilir; okul çağında, meslek edinmede, askerlikte olabilir. Ancak engelli eğitiminde yaş engeli olmaz, olmamalıdır. Çünkü burada mesele diploma almak değil; yaşamı sürdürebilmektir. Hareket edebilmek, iletişim kurabilmek, kendini ifade edebilmek, insan onuruna yakışır bir hayat sürebilmektir.
Bir toplum, engelli bireylerini eğitimden kopardığında aslında kendi geleceğinden de bir parça koparmış olur. Vicdanı, adaleti ve eşitliği zedelenmiş bir toplumun güçlü olması mümkün değildir. Bu nedenle engelli eğitiminde yaş sınırı uygulaması yeniden gözden geçirilmeli; bilimsel, insani ve hak temelli bir anlayışla derhal düzeltilmelidir.
Çünkü eğitim bir lütuf değil, haktır. Sağlık bir ayrıcalık değil, temel gereksinimdir. Ve engellilerin hakları yok sayılmamalıdır.
Fiziksel eğitim olmadığı zaman vücudu donacak ,engelliler eğitim almadığı zaman UYUŞACAK. Sosyalleşmeleri tamamen duracak. Hem aileleri ,hem de kendileri perişan olacak her yönden. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Bunlara yapılan lütuf değil vatandaşın ve devletin görevidir.