Almanya, II. Dünya Savaşı'nın ardından adeta yerle bir oldu, ülke ikiye bölündü. Bugün bulunduğu noktaya bir bakalım. Nasıl oldu da bu duruma gelebildi?
Almanya'da bir söz vardır: "Berlin'de hâkimler var." Bu söz, toplumun adalete olan güvenini ifade eder. Adalet duygusunun kaybolmaması, bir ülkenin gelişmesi için son derece önemlidir. Yine Almanya'da güçlü üniversiteler vardır. Bilimsel eğitim ve halkın geleceğe dair umudunun canlı tutulması, toplumların gelişmesinde önemli rol oynar. Adalet, eğitim ve liyakatin kalkınmanın temel şartları olduğuna herkes inanmalıdır.
Japonya'nın son yüzyıldaki gelişimine baktığımızda da benzer bir tablo görürüz. Sürekli deprem yaşayan bir ülkedir. Ancak depremler, büyük ölçüde can ve mal kayıplarına yol açmaz. Çünkü bilimi ve aklı rehber edinmişlerdir. Bilimin dışlandığı yerde gelişme olmaz, kalkınma sağlanamaz. Japonya'nın verimli toprakları sınırlıdır; buna rağmen bilimsel çalışma ve üretim sayesinde dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri hâline gelmiştir.
Son elli yılda Vietnam da önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Bu başarının temelinde çalışma, üretme ve disiplinli kalkınma anlayışı vardır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında da çok önemli adımlar atılmıştır. Karma ekonomi modeli benimsenmiş, eğitim seviyesi oldukça düşük olmasına rağmen sanayileşme hamleleri başlatılmıştır. Yetişmiş insan gücü yetersizdi; buna rağmen önemli kalkınma başarıları elde edilmiştir. Türkiye'de uçak fabrikaları kurulmuş, uçak üretimi yapılmıştır. Uçak üretebilen bir ülke, elbette otomobil ve diğer teknolojik ürünleri de üretebilir.
Ancak Türkiye'nin sanayileşmesine zaman zaman küçümseyici gözle bakılmıştır. Emperyalist güçler, gelişmemizi engellemek için çeşitli yollar denemiş ve bunda kısmen başarılı olmuşlardır. Buna rağmen bugün çok daha büyük bir potansiyele sahibiz.
En önemli ihtiyacımız, iyi eğitilmiş insan gücüdür. Eğitim sistemi yalnızca masa başı işlere yönlendirmemeli, üretme becerisini geliştirmelidir. Ezberci eğitimle bir yere varılamaz. Üretmeyi, araştırmayı ve beceri kazandırmayı önceleyen bir anlayış benimsenmelidir.
Eğitim, bir ülkenin en önemli meselesidir. İnsanlara özgüven ve umut vermelidir. Çünkü eğitim, üretimi ve toplumun bütün kesimlerini etkiler. Düşünen, soran, sorgulayan ve özgür bireyler yetiştirilmelidir. Vatan sevgisi yalnızca sözle değil, çalışarak ve üreterek gösterilir.
Vatandaşlarımızın mutlu ve huzurlu yaşayabilmesi için üretmek zorundayız. Üretmezsek, üretenlere muhtaç oluruz. Çalışkan ve üretken bir millet olmalı, gelir dağılımındaki adaletsizlikleri azaltmalıyız. Kimsenin kimseye muhtaç olmaması için çaba göstermek insani bir görevdir.
Bu bilinç, milleti sevmek ve yurda hizmet etmektir. Başka milletlerin eline bakmak yerine, dünyanın bize bakmasını sağlamalıyız. Kaliteli üretim yapar, bilim ve teknolojide ilerlersek neden dünya markaları çıkarmayalım?
Yaşam kalitemizin gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşması gerekir. Bunu başaramazsak gerçek anlamda kalkınmış sayılmayız. Bugün dünya devi olan Çin'in yaklaşık altmış yıl önceki durumu oldukça kötüydü. Ancak eğitim, üretim, disiplin ve teknoloji yatırımları sayesinde büyük bir dönüşüm gerçekleştirdi.
Gelişmiş ülkelerin zararlı alışkanlıkları başka toplumlara yaymaya çalışmasının temel nedenlerinden biri de genç nesillerin enerjisini ve üretkenliğini zayıflatmaktır. Oysa geleceğimizi korumak için gençlerimizi kötü alışkanlıklardan uzak tutmalıyız.
Türkiye dışında önemli bilimsel buluşlara imza atan çok sayıda bilim insanımız vardır. Onların başarısı, milletimizin potansiyelini göstermektedir. Ülkemizde de gerekli altyapı oluşturulmalı, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin önü açılmalıdır. Kısır tartışmalarla vakit kaybetmek yerine teknolojiye ve bilime yönelmeliyiz.
Önceliğimiz eğitim olmalıdır. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmeli, daha kaliteli üretim yapmalı ve ürünlerimizi dünya pazarlarına sunabilmeliyiz. Gençlerimizi kötü alışkanlıklardan korumak için daha fazla emek ve kaynak ayırmalıyız. Bu konuda yalnızca devlet değil, toplumun bütün kesimleri sorumluluk üstlenmelidir.
Yapılanları yeterli görmek durmak demektir. Sürekli yeniliklerin peşinde koşarak, araştırarak ve üreterek kalkınabiliriz. Aksi hâlde yalnızca tüketir, para harcar ve yerimizde sayarız.
Dünyanın en güzel coğrafyalarından birinde yaşıyoruz. Dört mevsimi bir arada yaşayabiliyor, verimli topraklara sahip bulunuyoruz. Yetişmiş insan gücümüz de giderek artmaktadır. Nasrettin Hoca'nın dediği gibi: "Un var, yağ var, şeker var; niye helva yapmayalım?"
Daha güçlü bir Türkiye için geç kalmadan çalışmalı, üretmeli ve geleceği birlikte inşa etmeliyiz.