Savaş Cinayettir İnsanlığa

Mustafa ÖZLÜK

Ülkemiz ,"Yurtta barış dünyada barış" ilkesini benimsemiştir. "Zorunlu olmadıkça savaş bir cinayettir" diyor Atatürk. Bizi yok etmek isteyen emperyalizme karşı savaş vererek bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü kazandık. Böyle bir durum karşısında savaş yapılabilir. Çıkar ve menfaat için savaş olmaz .Mazlum olanları ezmek için savaş olmaz. Bayramda yaşadığımız savaş bir cinayettir. Dünyanın seyirci kaldığına aldanma.

20. yüzyılın ilk yarısı insanlık tarihinin en büyük felaketlerine sahne oldu. İki büyük dünya savaşı sadece devletleri değil, toplumların kaderini de kökten değiştirdi. Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, şehirlerin yıkıldığı ve ekonomilerin çöktüğü bu savaşlar, insanlığın savaşın gerçek bedelini acı şekilde öğrenmesine neden oldu. Türkiye’nin bu süreçteki konumu ise hem tarihsel hem de stratejik açıdan dikkat çekicidir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’na girmemesi, ülkenin geleceği açısından son derece önemli bir karar olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı 1914 yılında başladı ve 1918 yılına kadar sürdü. Savaşın iki ana tarafı vardı. Bir tarafta Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu İttifak Devletleri; diğer tarafta İngiltere, Fransa, Rusya ve daha sonra savaşa katılan Amerika Birleşik Devletleri’nin yer aldığı İtilaf Devletleri bulunuyordu. Bu savaş insanlık tarihinin o zamana kadarki en büyük yıkımına yol açtı. Yaklaşık 16 ila 20 milyon insan hayatını kaybetti. Bunun yaklaşık 10 milyonu asker, geri kalanı ise sivillerdi. Açlık, salgın hastalıklar ve yoksulluk savaşın doğrudan sonucu olarak milyonlarca insanın hayatını etkiledi.

Osmanlı Devleti bu savaşın en ağır bedellerini ödeyen ülkelerden biri oldu. Zaten uzun süredir ekonomik sıkıntılar yaşayan ve teknolojik olarak Avrupa’nın gerisinde kalan Osmanlı, savaş sonunda hem insan gücünü hem de ekonomik kaynaklarını büyük ölçüde kaybetti. Tarım üretimi azaldı, şehirler yoksullaştı, sanayi zaten yok denecek kadar zayıf kaldı. Birçok bölgede erkek nüfusun önemli kısmı savaşlarda hayatını kaybettiği için üretim gücü de ciddi şekilde düştü.

Savaşın sonunda Osmanlı Devleti fiilen sona erdi ve Anadolu işgal edildi. Bu durum Türk milletini yeni bir bağımsızlık mücadelesine sürükledi. Türk Kurtuluş Savaşı ile birlikte Anadolu’da yeni bir direniş başladı ve 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluşu gerçekleşti. Cumhuriyet kurulduğunda ülkenin durumu son derece zordu. Okuma yazma oranı çok düşüktü, sanayi yok denecek kadar azdı ve ekonomi büyük ölçüde tarıma dayanıyordu. Cumhuriyet yönetimi öncelikle eğitim, hukuk ve ekonomi alanlarında büyük reformlar yaparak modern bir devlet kurmaya çalıştı.

Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın yaraları henüz tam olarak sarılamamışken dünya ikinci büyük felakete doğru sürüklenmeye başladı. 1939 yılında başlayan İkinci Dünya Savaşı, insanlık tarihinin en yıkıcı savaşı oldu. Bu savaşta iki büyük blok oluştu. Almanya, İtalya ve Japonya’nın oluşturduğu Mihver Devletleri bir tarafta yer alırken; İngiltere, Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa’nın başını çektiği Müttefik Devletler diğer tarafta bulunuyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nda ölen insan sayısı çok daha büyüktü. Tarihçilerin genel kabulüne göre yaklaşık 70 ila 85 milyon insan hayatını kaybetti. Bu sayı o dönemde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3’üne denk geliyordu. Savaş sadece cephelerde değil şehirlerde de büyük yıkım yarattı. Bombardımanlar, toplu katliamlar, açlık ve salgın hastalıklar milyonlarca sivilin ölümüne yol açtı. Avrupa’nın birçok büyük şehri harabeye döndü. Ekonomiler çöktü, sanayi tesisleri yok oldu ve milyonlarca insan evsiz kaldı.

Türkiye bu büyük savaşın dışında kalmayı başaran az sayıdaki ülkeden biri oldu. Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve devlet yönetimi çok zor bir denge politikası izledi. Hem Almanya hem de Müttefik Devletler Türkiye’yi savaşa çekmeye çalışıyordu. Ancak Türkiye savaşın dışında kalmayı tercih etti. Bunun en önemli nedeni ülkenin henüz Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın yıkımından tam olarak kurtulamamış olmasıydı.

Eğer Türkiye İkinci Dünya Savaşı’na girmiş olsaydı bunun sonuçları çok ağır olabilirdi. Öncelikle insan kaybı büyük olacaktı. Zaten nüfusu sınırlı olan bir ülke için yüz binlerce hatta milyonlarca insanın hayatını kaybetmesi demek üretim gücünün daha da zayıflaması anlamına gelirdi. Tarım üretimi düşer, şehirler yoksullaşır ve ekonomik toparlanma çok daha uzun yıllar alabilirdi.

Bunun yanında altyapı ve şehirler de büyük zarar görebilirdi. Avrupa’da olduğu gibi sanayi tesisleri, demiryolları ve limanlar bombalanabilirdi. Türkiye o dönemde sınırlı sayıda sanayi yatırımı yapmaya başlamıştı. Bu yatırımların yok olması Cumhuriyetin ekonomik kalkınma planlarını ciddi şekilde geriye götürebilirdi.

Türkiye’nin savaş dışında kalmasının bir başka önemli faydası da ekonomik yapının tamamen çökmesini önlemesidir. Her ne kadar savaş yıllarında ekonomik sıkıntılar yaşansa da ülke doğrudan yıkıma uğramadı. Cumhuriyetin kurduğu fabrikalar, demiryolları ve tarımsal üretim altyapısı ayakta kalabildi. Bu sayede savaş sonrasında yeniden kalkınma için bir temel korunmuş oldu.

Bazı kişiler Almanya’nın savaş sonrası hızlı bir şekilde toparlanmasını örnek göstererek Türkiye’nin de benzer bir sıçrama yapabileceğini düşünür. Ancak bu karşılaştırma tam olarak doğru değildir. Almanya savaş sonrası Marshall Planı gibi büyük ekonomik yardımlar aldı ve zaten savaş öncesinde güçlü bir sanayi altyapısına sahipti. Ayrıca yüksek teknoloji üretimi ve eğitimli insan gücü açısından Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinden biriydi.

Türkiye ise o dönemde henüz sanayileşmenin başlangıç aşamasındaydı. Okuma yazma oranı yeni yükseliyordu, teknik eğitim yeni gelişiyordu ve ekonomik kaynaklar sınırlıydı. Bu nedenle Türkiye’nin savaşın yıkımından Almanya gibi hızlı bir şekilde çıkması oldukça zor olurdu. Aksine savaşın getireceği yıkım ülkenin kalkınmasını on yıllarca geciktirebilirdi.

Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’na girmemesi bu nedenle stratejik olarak doğru bir tercih olmuştur. Cumhuriyet yönetimi savaş yerine barışı ve kalkınmayı tercih ederek ülkenin insan gücünü ve sınırlı ekonomik kaynaklarını korumayı başarmıştır. Bu karar sayesinde Türkiye savaşın doğrudan yıkımını yaşamadan eğitim, sanayi ve altyapı yatırımlarına devam edebilmiştir.

Elbette savaş yıllarında Türkiye tamamen rahat bir dönem geçirmemiştir. Ekonomik sıkıntılar, kıtlık ve askeri hazırlıklar toplum üzerinde baskı oluşturmuştur. Ancak bunlar savaşın yıkımıyla kıyaslandığında çok daha sınırlı sorunlardır. Avrupa’da şehirler yok olurken Türkiye ayakta kalmayı başarmıştır.

Bugünden geriye bakıldığında bu kararın ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Türkiye İkinci Dünya Savaşı’na girmiş olsaydı büyük ihtimalle hem insan gücü hem de ekonomik açıdan çok daha ağır bir tabloyla karşılaşacaktı. Bu durum ülkenin kalkınma sürecini ciddi şekilde geciktirebilir ve Cumhuriyetin modernleşme hedeflerini zorlaştırabilirdi.

Tarih bize savaşın kazananı olmadığını defalarca göstermiştir. Savaşlar kısa vadede bazı ülkelerin çıkarlarına hizmet ediyor gibi görünse de uzun vadede insanlık için büyük yıkımlar doğurur. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları bunun en açık örnekleridir. Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, şehirlerin yok olduğu ve toplumların derin yaralar aldığı bu dönemler insanlığa barışın değerini öğretmiştir.

Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği politika bu açıdan önemli bir ders niteliğindedir. Güçlü bir devlet olmak sadece savaş kazanmakla değil, gerektiğinde savaştan uzak durmayı bilmekle de mümkündür. Barışı korumak, insan gücünü ve ekonomik kaynakları korumak geleceğin inşası için en önemli adımdır.

Dünyanın her yerinde savaşın bedelini yoksullar öder. Günümüz savaşlarında başarıyı bilim ve teknoloji sağlıyor. Aynı şekilde çok da önemli olan istihbarat bilgileri başarı getiriyor.

Bu nedenle tarihsel tecrübeler bize açık bir gerçeği göstermektedir: Savaşlar ülkeleri zayıflatır, barış ise toplumları güçlendirir. Türkiye’nin o dönemde verdiği karar, “savaşa hayır, barışa evet” anlayışının ne kadar doğru olduğunu ortaya koyan önemli bir örnek olarak tarihteki yerini korumaktadır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.