Sevilen İlber Ortaylı

Mustafa ÖZLÜK

Toplumların kaderini belirleyen yalnızca ordular, siyasetçiler ya da ekonomik güçler değildir. Bir milletin gerçek gücü, yetiştirdiği aydın insanlarla ölçülür. Aydın; yalnızca bilgi sahibi olan kişi değil, bilgiyi sorumlulukla taşıyan, doğruyu söylemekten çekinmeyen ve topluma yön gösteren insandır. İşte böyle isimler bir toplumun hafızası, vicdanı ve aklı olur. Türkiye’de bu tanıma en çok yakışan isimlerden biri hiç kuşkusuz İlber Ortaylı’dır. Onun hayatına bakıldığında yalnızca bir tarihçinin değil, aynı zamanda gerçek bir aydının portresi görülür.

İlber Ortaylı 1947 yılında Avusturya’nın Bregenz kentinde dünyaya geldi. Kırım Tatar kökenli bir ailenin çocuğuydu. Ailesinin yaşadığı göç ve tarihsel zorluklar, onun hayatının daha çocukluk yıllarında tarih ile iç içe geçmesine neden oldu. Türkiye’ye geldikten sonra eğitim hayatını burada sürdürdü. Genç yaşlardan itibaren kitaplarla kurduğu güçlü bağ, onun düşünce dünyasını şekillendirdi. Üniversite yıllarında yolu Ankara Üniversitesi ile kesişti ve burada tarih alanında derinleşmeye başladı. Zamanla Osmanlı tarihi, devlet yapısı ve kültür tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla yalnız Türkiye’de değil, dünyanın saygın akademik çevrelerinde de tanınan bir bilim insanı haline geldi.

Bilgiye duyduğu tutku onu yalnızca bir ülkenin sınırları içinde bırakmadı. Viyana Üniversitesi, Chicago Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi gibi dünyanın önemli üniversitelerinde dersler verdi. Bu durum, Türk tarihçiliğinin uluslararası alanda da saygın bir yere sahip olduğunu gösteren önemli bir örnekti. Çünkü bir aydının değeri yalnızca kendi ülkesinde değil, dünya düşünce hayatındaki yeriyle de ölçülür.

Onun tarih anlayışı da sıradan değildir. Tarihi sadece savaşların, padişahların ya da siyasi olayların kronolojisi olarak görmez. Tarihi; şehirlerin ruhunda, mimarinin taşlarında, insanların gündelik hayatında ve kültürün derin katmanlarında arar. Bu bakış açısı onu klasik tarih anlatımının ötesine taşımıştır. Uzun yıllar boyunca İstanbul’un en önemli tarih miraslarından biri olan Topkapı Sarayı Müzesi’nin başkanlığını yürütmesi de onun tarih ve kültür mirasına verdiği değerin bir göstergesidir. Bir tarihçi için geçmiş sadece araştırılan bir alan değildir; aynı zamanda korunması gereken bir emanettir.

Ancak İlber Ortaylı’nın toplumdaki asıl etkisi akademik çalışmalarının ötesinde bir yerde durur. Onu farklı kılan, bilgisini halktan saklayan değil, toplumla paylaşan bir aydın olmasıdır. Konferanslarında, yazılarında ve konuşmalarında yalnızca tarih anlatmaz; insanlara düşünmenin, okumanın ve sorgulamanın önemini hatırlatır. Gençlere sık sık söylediği bir söz vardır: Bir insanın ufku okudukları kadar geniştir. Bu söz aslında bir toplumun kaderini anlatan basit ama güçlü bir gerçektir.

Bugün dünyanın gelişmiş toplumlarına bakıldığında hepsinin ortak bir özelliği görülür: güçlü bir eğitim sistemi ve okuyan bir toplum. Kitapla bağı kopmuş bir toplumun düşünce üretmesi mümkün değildir. İşte bu yüzden aydınlar toplumun en önemli yol göstericileridir. Çünkü onlar bilgiyi yalnızca bir meslek aracı olarak değil, topluma karşı bir sorumluluk olarak görürler.

Okumuş felsefe öğretmen olmuş ama kurucu liderini karalamaktan geri kalmıyor. Bu okumuşsun Karanlıkta kalmış cahilidir. Özgür birey'i olmayı öğrenemeyen cahildir. Özgür ve bağımsız bir millet olmanın erdemine kavrayamamıştır. Karanlıkta göz kırpan kara cahildir.

Gerçek aydın, zamanın rüzgârına göre yön değiştiren kişi değildir. Doğru bildiğini söyleme cesaretine sahip olandır. Popüler olanın değil, doğru olanın yanında durandır. Bu tavır her zaman kolay değildir. Çünkü düşünce üretmek, bazen kalabalıklara karşı yalnız kalmayı göze almak demektir. Fakat tarih boyunca ilerlemeyi sağlayanlar, işte bu cesareti gösteren insanlar olmuştur.

Bir milletin aydınları aynı zamanda o milletin hafızasıdır. Hafızasını kaybeden bir insan nasıl kim olduğunu hatırlayamazsa, tarihini unutan bir toplum da geleceğini sağlıklı kuramaz. Bu nedenle tarih bilinci yalnızca akademik bir konu değildir; aynı zamanda bir kimlik meselesidir. İlber Ortaylı’nın yıllardır yaptığı çalışmaların en büyük katkısı da budur: insanlara geçmişlerini anlamayı öğretmek.

Vatan sevgisi de işte burada anlam kazanır. Vatanı sevmek yalnızca duygusal bir slogan değildir. Bir ülkeyi sevmek, onun tarihini bilmek, kültürünü korumak ve geleceği için çalışmak demektir. Bu düşünce, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün de temel anlayışıdır. Çünkü güçlü bir ülke ancak eğitimli, bilinçli ve sorumluluk sahibi vatandaşlarla ayakta durabilir.

Aydın olmak aynı zamanda kültürüne sahip çıkmaktır. Bir şehrin sokaklarında yürürken gördüğümüz tarihi yapılar, müzeler, kitaplar ve sanat eserleri aslında bir milletin ruhunu yansıtır. Eğer bu miras korunmazsa toplum geçmişiyle bağını kaybeder. İşte bu nedenle kültür ve tarih bilinci yalnızca tarihçilerin değil, bütün toplumun ortak sorumluluğudur.

Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı, düşünen ve sorgulayan gençlerdir. Çünkü gelecek yalnızca teknolojiyle değil, bilgi ve kültürle şekillenir. Bir ülkeyi güçlü yapan yalnızca ekonomik kalkınma değildir; aynı zamanda düşünce üretme kapasitesidir. Üniversiteler, kütüphaneler ve bilim insanları bir milletin gerçek zenginliğini oluşturur.

İlber Ortaylı’nın hayatı bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Aydın olmak bir unvan değil, bir sorumluluktur. Okumak, öğrenmek, düşünmek ve bildiğini toplumla paylaşmak bu sorumluluğun temelidir. Çünkü bilgi paylaşıldıkça değer kazanır.

Bir milletin gerçek gücü ne silahlarında ne de servetinde saklıdır. O güç; düşünen beyinlerde, okuyan gençlerde ve sorumluluk sahibi aydınlarda saklıdır. Tarih bize defalarca göstermiştir ki aydınlarını kaybeden toplumlar yönünü kaybeder. Aydınlarını yetiştiren toplumlar ise karanlık zamanlarda bile yolunu bulur.

İşte bu yüzden bir ülkenin en büyük yatırımı insanına yaptığı yatırımdır. Okuyan, düşünen, kültürüne sahip çıkan ve vatanını bilgiyle savunan insanlar yetiştiğinde o toplumun geleceği de güvence altına alınmış olur. Çünkü gerçek aydınlar yalnızca bugünü anlatmaz; aynı zamanda yarının yolunu da aydınlatırlar.

Gerçek aydın olanlar, eleştiriyi makul ve kabul edenlerdir. Başka fikirlere hoşgörü gösterendir. Karalamayı ve iftirayı kabul etmezler. Karşısında olanıda sabırla dinlerler. Aydın toplumun dününü bilerek, geleceğe taşıyandır. Bu özelliğinden dolayı İlber Ortaylı herkes tarafından sevildi.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.