Türkiye'de Siyaset Zordur

Mustafa ÖZLÜK

Siyaset, sevgi, güven ve adalet olmadan huzurlu olmaz, başarıda sağlanamaz.

Türkiye’de siyaset yapmak zordur. Belediye başkanının elbette bir partisi vardır. Ancak seçim bittikten sonra artık herkesin belediye başkanı olması gerekir. Halk da onu, seçildiği süre boyunca kendi belediye başkanı olarak görmelidir.

Bazıları belediye başkanına sevgi ve saygıyla bakarken, bazıları ne yazık ki onu düşman gibi görebiliyor. Oysa barışın ve sevginin kurulmadığı yerde huzur olmaz. Halka hiç kimseye tepeden bakamaz; çünkü o makamları halka hizmet etmek için veren yine halkın kendisidir. Önemli olan, toplum içinde sevgi, saygı ve güvene dayalı bir ilişki kurabilmektir. Sevgi ve güven sağlanırsa huzur da sağlanır, işler de kolaylaşır.

Siyasette “bizden” ve “sizden” anlayışı kimseye fayda sağlamaz; aksine toplumu ayrıştırır. Benim de bir ilçede göreve getirilmek istendiğim bir dönem olmuştu. Ancak bir parti için “O bizden, ona istediğimizi yaptırırız.” şeklinde bir söz yayılmış. Karşı taraf da bu nedenle bizden vazgeçmiş. Oysa bizim çok güzel hayallerimiz, iyi hizmet etme ve insanlara fayda sağlama isteğimiz vardı. Söylenenlerden rahatsız olduk. Hevesimiz kırılmış olsa da hizmet etme, fayda üretme ve güzel insanlara olan borcumuzu yerine getirme düşüncemiz her zaman vardı. Nasip olmadı diyelim.

Gazeteci Saygı Öztürk’ün bir yazısını okudum. Yeni bir milletvekilinin eski bir ilçe başkanı tarafından bıçaklandığını öğrendim. Böyle bir davranış hiç hoş değildir, hiç yakışık almaz. Uygarlıktan nasibini almış insanlar sorunlarını şiddetle değil, konuşarak ve hukuk içinde çözmelidir. Siyaset, insanların birbirine düşman olduğu bir alan değil; farklı düşüncelerin medeni biçimde yarıştığı bir alan olmalıdır.

Bir başka milletvekilinin parti değiştirmesinin ardından tehdit edildiğini ve “Beni öldürecekler.” diye endişe taşıdığını okumak da insanı derinden üzüyor. Siyaset uğruna insanların can güvenliğinin tehdit edilmesi kabul edilemez.

Gaziantep’in bazı ilçelerinde yaşanan siyasi cinayet iddiaları ve benzeri olayların nedenlerini elbette sosyologlar, hukukçular ve toplum bilimciler araştırmalıdır. Ancak şu soruyu hepimiz sormalıyız: Bu çağda bir ilde veya ilçede insanların siyasi nedenlerle birbirine düşman olması nasıl açıklanabilir? Demokrasi nerede, hoşgörü nerede? Allah’ın verdiği cana kastetmek hangi anlayışla açıklanabilir? İnsan hayatına saygı, bütün siyasi düşüncelerin üzerinde tutulmalıdır.

Herkes hakkını bilmeli ve hakkının sınırları içinde kalmalıdır. Hiç kimse başkasının hakkına girmemelidir. Acaba bazı yerlerde aşiret etkisi mi vardır, yoksa rant ve menfaat sağlama düşüncesi mi öne çıkmaktadır? Bunların cevabını toplum bilimciler araştırmalıdır. Anadolu’da güzel bir anlayış vardır: Herkes üzerine düşeni yaparsa dostluğa, barışa ve huzura daha kolay ulaşılır.

Adalet, liyakat, şefkat ve birlikte karar alma kültürü güçlendirilmelidir. Derebeylik anlayışıyla yönetilen bir toplum çağdaş bir toplum olamaz. Yönetici de vatandaş da hukuk karşısında eşit olmalıdır.

Herkes görevini ve sorumluluğunu bilmelidir. Bazen yol gösteriyor gibi görünen insanlar, başkalarını yanlış yönlendirerek ateşe atabilir. Bu nedenle aklımızı kullanmalı, başkalarının sözleriyle hareket etmemeli ve elin ağzına bakmamalıyız.

Yönetici adaletli olmalıdır. Herkese eşit davranmalıdır. Eşitlik ve adalet yoksa sorunlar büyür. Adalet sağlanmadığında insanlar farklı çözüm yolları aramaya başlar ve toplumun güven duygusu zedelenir.

Atalarımız boşuna, “Adaletin kestiği parmak acımaz.” dememiştir. Adalet yolu herkes için haktır. Herkes için doğru olan, adaletli olandır. Zalimliğin ve haksızlığın sonsuza kadar devam etmeyeceğini unutmamak gerekir. Kirli düşüncelerle doğru bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.

Saygıya dayalı hizmeti büyütmek gerekir. Hiç kimse diğerinden daha değerli değildir; herkes insandır. Toplumda görev ve iş bölümü vardır. Herkes görevini hakkıyla yaparsa birçok sorun kendiliğinden kolaylaşır.

En iyi çözüm, danışarak ve birlikte üretilen çözümdür. “Ben yaptım, oldu.” anlayışının artık geride kalması gerekir. Çözüm ararken adalet terazisini doğru tutmak, keyfî davranmamak ve kişisel düşünceleri değil, hak ve hukuku esas almak gerekir. Böyle yapılırsa “bizden-sizden” anlayışı azalır, gerçek huzur artar.

Başta temizlik olmak üzere, herkes üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Belediyeler de yapmakla yükümlü oldukları hizmetleri aksatmadan yürütmelidir. Temiz çevre, düzenli ulaşım, kaliteli eğitim, kültür ve spor hizmetleri toplumun her kesimine ulaştırılmalıdır. Eğitim hizmetleri her yaştan insanı kapsamalı; kültür ve spor faaliyetleri toplumun gönüllerinde geliştirilmelidir.

Kamu malı ne yöneticinin ne de herhangi bir kişinin şahsi malıdır. Kamu malı toplumundur. Onu korumak, geliştirmek ve gelecek nesillere daha iyi şekilde bırakmak hepimizin sorumluluğudur. Hizmet eden de hizmet alan da bundan mutluluk duymalıdır.

Bütün bunlar ancak bilgi, sorumluluk, adalet ve ortak akılla mümkün olur. Siyaset insanları birbirinden uzaklaştırmak için değil, toplumun sorunlarını çözmek için yapılmalıdır. Belediye başkanı seçildikten sonra yalnızca kendisine oy verenlerin değil, bütün ilçenin başkanıdır. Milletvekili de yalnızca kendi partisinin değil, milletin temsilcisidir.

Türkiye’nin ihtiyacı kavga değil; sevgi, saygı, hoşgörü, adalet ve güvendir. İnsanları “bizden” ve “sizden” diye ayırmadan, herkese eşit mesafede durarak hizmet etmek zorundayız. Çünkü huzurun yolu ayrışmaktan değil, birbirimizi insan olarak görmekten geçer. Adaletin olduğu yerde güven, güvenin olduğu yerde huzur, huzurun olduğu yerde ise güzel hizmet ve güçlü bir toplum vardır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.