MEVLEVÎ TERİMLERİ - 6

Songül KARAMAN

GÖREVLERE GÖRE TERİMLER

* Âbrizci: Mevlevî tekkelerinde abdesthâne temizleyicilere verilen isimdir. ‘Âbrîzci’ kademhâneleri temizler, helâların, şadırvanın, muslukların temizliğine bakardı.

* Ayakçı: Mevlevîlikte matbâh vazifeleri ile ilgili tâbirler-dendir. Hizmete giren dervişin ilk merhalesidir ve matbâh hizmetlerindendir.

* Bulaşıkçı Dede: Mevlevî tarîkatı tâbirlerinden olup, matbâh-ı şerîfin oldukça mühim vazifelerinden biri sayılırdı.

* Cân: Cân, henüz mutfakta çile çıkarmakta olan dervişlere denilirdi. Mevlevî âsitânesinde mübtedî cân, saka postunda -Mevlevî çilesinin başlangıç durağı mâhiyetindedir, ilk kabul mekânı sayılır, çile bahsi ele alınırken hakkında bilgi verilecektir.-

* Çerâğ -Çerâğcı: Tekkelerde mumları uyandıran cânın adıdır.

* Derviş: Farsça. Fakir, dilenci, dünyadan yüz çeviren, kendini Allah'a veren kişi. Tarikat mensublarının çoğu fakir olduğu için, bu isimle anıldığı ileri sürülür. Ancak, hakikî derviş, kimseden birşey istemez ve istememesi tarikat kuralıdır.

* Dolâbi: Mutfak eşyalarının konulduğu dolaptan sorumlu olan câna denilirdi.

* Somatçı: Meşin yahut bezden yapılıp, yere döşenen sofraya Arapça sofra demek olan ‘simât’tan bozma somat denildiği için bu tâbir meydana gelmiştir. Mevlevî tekkelerinde sofrayı hazırlamak ve kaldırmak görevlerini yerine getiren dervişe de ‘somatçı’ denilirdi. Sofracı demektir. Sofraları kurar, kaldırır, yerini süpürür, süpürtürdü.

* Hücre-Nişîn: Hücrede oturan, hücre sahibi demektir. Mevlevîlikte hücre-nişîn olabilmek için, çile denilen bin bir günlük bir hizmet süresi gerekliydi. Bin bir günlük hizmet bitince, mürîd törenle hücreye çıkar hücre-nişîn olurdu.

* Nev Niyâz: Tarîke yeni intisâb eden dervişe derler. Mecâzen acemî, yeni dost gibi mânâlarda da kullanılmıştır.

* Türbedar Dede: Mevlevî tabirî Konya’da Mevlana’nın türbesiyle, semahanenin bakıcısına, türbedar dede adı verilirdi.

DURUM HÂL TERİMLERİ

*Göçmek: Ölmek, vefat etmek.

*Hak'ta , Hak Vere: Mevlevîlerde ‘hayır, yok’ gibi olumsuz anlamlı ifadeler pek kullanılmazdı, bunların yerine ‘Hak’ta’ ya da ‘Hak vere’ denilirdi.

Hora Geçirmek: Farsça ‘horden’ kelimesinden türemiş bir kavramdı. Bir şey yemek anlamına gelirdi. Hora geçmek ise, makbule geçmek mânâsına gelen bir tâbirdir.

Hurde-i Tarîkat: Tekke teşrifâtı ve tarîkat hayatının kolektif yönüdür. Tarîkat ile ilgili âdâb ve erkâna dair malûmatlara ‘hurde-i tarîkat’ denir.

* Vahdet: Arapça, birlik demektir. Gerçek mânâda bir olan Cenab-ı Hak’tır. Sûfiler, uykuya vahdet derler. Bu sebeple uyuyan için, vahdette, vahdet ediyor, vahdete çekildi gibi ifâdeler kullanılır.

*Vuslat: Ulaşmak , varmak demektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.