Geçen hafta onurla ve gururla kutladığımız Cumhuriyet Bayramı’nın ardından yine aynı tartışmalar sahneye çıktı: Müslüman kılığında Türk düşmanlığı edenler yetmez gibi Osmanlıcı kılığında cumhuriyet ve demokrasi düşmanlığı edenler ve Kemalist maskesi altında Atatürk düşmanlarına hizmet edenler harekete geçti yine. İtiraz edenler olduğu kadar aldananlar da oldu bazı laflara.
Sondan söyleyeceğimi baştan deyivereyim, Müslüman olan yalan söylemez ama yalancılar Müslüman kılığında konuşarak, aldatabilir. Müslüman olan hain olmaz ama hainler Müslüman kılığında konuşuyorlar. Temiz kalpli ve samimi Müslümanlar ise bunların kılığına ve lafına aldanıyorlar; 15 Temmuz ihaneti bu dersi vermedi mi? Cumhuriyetin faziletini ve demokrasinin erdemini, bu aldatma-aldanma oyunu ile yok etmeye çalışıyorlar.
Bir vatandaş, ülkesinin bağımsızlık mücadelesine öncülük etmiş bir komutana neden düşman olur? Eleştirmekten söz etmiyorum. Eleştiri başka, iftira başka. Bir kararın yanlışlığını tartışmak başka, bir insanın bütün hayatına kara çalmak başka.
Düşman yalanlarını tarih diye anlatanlara aldanmak başka.
Hurafeyi, bidati dinmiş gibi anlatanlara kanmak başka.
Müslüman olan aldanmaz aldansa da aynı delikten iki kere sokulmaz. Peygamber efendimiz Hz Muhammed (sav)’in uyardığı gibi işin aslını aramadan, aldığı bir duyumu doğrulamadan başkalarına aktarmaz. Yalana ve iftiraya aracılık yapmaz. İşte bu erdem Müslümanı mümin seviyesine yükseltir. Cumhuriyet böyle insanlar sayesinde fazilete ulaşır. Bu insanlar demokrasi ve liyakat ile fazilette yükselir.
Tarihte hiçbir insan dokunulmazlığa sahip değildir. Ama hatalarını konuşmak, başarılarını yok saymayı haklı çıkarmaz. Kişisel hayatına ilişkin bir itiraz, ülkenin kurtuluşundaki emeğini silmez.
Üstelik Müslümanım diyen bir kişinin, sevmediği bir insan hakkında da doğru konuşma sorumluluğu yok mudur? İftira, hedefindeki kişi değişince günah olmaktan çıkar mı? Peki, Müslüman olan iftira atar mı, doğruluğunu araştırmadığı yalanı, yanlışı yayar mı?
Öte yandan, Atatürk’ü savunurken onu insanüstü bir varlığa dönüştürenlerin de aynı titizlikle sorgulanması gerekir. Atatürk’ün tarihsel hizmetlerini anlatmak için onu kutsallaştırmaya ihtiyacımız yok. Onu eleştirilemez ilan etmek, düşüncesinin anlaşılmasını güçleştirir. Yoksa asıl niyetleri bu mudur?
Atatürk bir put değil, anıttır. Put ile anıt arasındaki farkı anlamak hayati bir eğitim konusudur.
Anadolu coğrafyasında var oluşumuzda Selçuklu da bizimdir, Osmanlı da bizimdir, Cumhuriyet de. Ertuğrul Gazi de, Alaeddin Keykubat da, Osman Bey de, Fatih Sultan Mehmet, 2. Mahmut, Abdülhamid, Vahdettin de bu tarihin içindedir, Mustafa Kemal de. Ancak tarihte yaşanan olayları yaşandığı şartlar içinde değerlendirebilmeyi öğrenmek de hayati bir eğitim konusudur.
Osmanlı’yı övmek için Cumhuriyet’e sövmek gerekmez. Cumhuriyet’i övmek için de Osmanlı’yı yermek gerekmez. Unutmayın, Cumhuriyet’i kuran kadrolar Osmanlı’nın okullarında yetiştiler. Osmanlının bilgi ve tecrübesini devraldılar ve Osmanlıyı malî iflasın eşiği olan moratoryuma ve Duyun-ı Umumiye gibi bir uygulamaya zorlayan yanlışlardan dersler alarak, geleceğe adım attılar.
Aldıkları o derslerin sonucunda, devleti yönetme hakkını bir aileye, hanedana veya bir sınıfa bırakılması yerine milletin iradesine bağladılar. Tartışmanın düğümlendiği yer biraz da burasıdır: Millet, yönetilecek bir sürü müdür; yoksa kendi yöneticisini seçme, eleştirme ve değiştirme hakkına sahip yurttaşlar topluluğu mu?
Cumhuriyet’in değeri bu soruya verilecek cevapta görünür. Demokrasi ise o iddianın hukukla, özgürlükle, denetimle ve adil seçimlerle hayata geçirilmesini gerektirir. Cumhuriyet’i kurmak tarihsel bir başarıdır; onu demokratik, adil ve özgür bir ülke olarak yaşatmak herkesin sorumluluğudur.
Bu nedenle Cumhuriyet’e sahip çıkmak, yalnızca bayrak asmak veya bir fotoğrafın, bir anıtın önünde saygıyla durmakla olmaz. Aldanmak yerine işin aslını aramak, liyakatsizliğe itiraz etmek, kendisine emanet edilen devlet makamının gücünü ve imkanlarını suiistimal etmemek, kamu malını kendi malında daha dikkatli korumak, herkes için adaleti tesis edecek şekilde yargının bağımsızlığını istemek, düşünceye ceza ile değil de düşünce ile karşılık verecek kalitede bir eğitim sistemi kurmak ve benzeri nice sosyal sorumlulukları taşımayı da gerektirir.
Cumhuriyeti, demokrasiyi, Allah’ın egemenliğini alıp halka vermek gibi akıl dışı bir iftira ile tağut ilan edenlere her Müslümanın sorması gerekir: Allah egemenliğini nasıl kullanıyor, haşa gökten inip kulları ile mi muhatap oluyor? Yoksa sünnetullah gereği kullarını mı vesile kılıyor? O kullar nasıl belirleniyor? Allah adına hareket ettiğini söyleyenler bu hakkı nereden alıyor? Peygamber (sav) efendimiz ile kapanan vahiy kapısından alamayacaklarına göre, sahi kendini Allah’ın gölgesi veya temsilcisi gibi gösterenler… Bu yetkiyi nereden, nasıl alıyor?
Orta Çağ zamanında Avrupa’daki Hristiyan kraliyet aileleri de aynı şeyi söylemiyorlar mıydı? Kendilerini tanrının seçtiğini, tanrının gölgesi veya temsilcisi olduklarını anlatmıyorlar mıydı? Bu sayede hesap vermekten kaçınıyorlardı? Peki, halka hesap vermeyi kabul eden ilk krallar kimdi? Hiç düşündünüz mü? Atların çekmediği katarları, rüzgar beklemeyen gemileri, sanayi devrimi ile dünya hakimiyetini ele geçirenlerin başarısı neyde gizli? Allah ile aldatanlarda mı, Allah’ın verdiği aklı hakkıyla kullananlarda mı?
İyi de bizim bu başarıya giden yolda tökezlememiz isteyenler kim? Kendilerine rakip olmamızı istemedikleri için mi bize sorgulayan akılcı düşünmeyi öğretenleri anlamamızı engelliyor olabilirler mi?
Atatürk’e ve silah arkadaşlarına yöneltilen her eleştiri düşmanlık değildir elbette ancak iftiraya da eleştiri diye itibar etmez aklını kullanma seviyesinde yükselen bir Müslüman.
Müslümanım diyen herkes, sorabilir mi lütfen: Demokrasiyi İslam’a karşıymış gibi anlatanlar, uğruna evlat, kardeş, baba, amca öldürülen hatta peygamber torunu bile katledilen saltanat zehrini İslam’ın hangi kaynakları ile savunabiliyorlar?
Tekrarda yarar var, Müslüman olan yalan söylemez ama yalancılar Müslüman kılığında konuşarak, aldatabilir. Müslüman olan hırsız olmaz ama hırsızlar Müslüman kılığında çalabilir. Eee, ne diyeceğiz bu durumda uyan Müslüman, kanma kimsenin kılığına lafına. İşin aslını ara. Dinin manasını anla.
Sahip çık milletine, birliğine, imanına, aklına, iradene, v-atana. Selam ve dua, algı ile değil de aklı ve vicdanı ile yaşamaya çalışanlara.