“Köylü milletin efendisidir” sözü, romantik bir temenni değildir. Atatürk’ün bu sözü; üretimi merkeze alan bir devlet aklının, bir yönetim iddiasının özetidir. Bu iddiayı sürdürmesi gerekenler ise görevlerini yapmak yerine, içeride “hain”, dışarıda “düşman” söylemleriyle asıl meseleleri unutturmaya çalışmış sanki.
*
Unutturamayınca küstürmeyi denemişler, akla ve ahlaka sığmayacak yalanlar uydurmuşlar, iftiralar atmışlar; bu yalanlara aldananlar eliyle Türkiye’nin muasır medeniyet seviyesine ulaşmasını engellemeye çalışmışlar. Bu anlaşıldı artık ama hala anlamayanlar var ayrı mesele.
*
Hedefi şaşırtmak için konu dağıtıldı. Bazen kıyafet üzerinden, bazen hurafe ve bidat üzerinden kavgalar çıkarıldı. Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış Türk milletini ayrıştırmak için sağ-sol, alevi-sünni, Türk-Kürt söylemleri ile türlü tuzaklar kuruldu.
*
Oysa gerçek ortada, emperyalist sömürgecileri durdurarak sömürülen milletlere bağımsızlık yolunda ilham olan Türkiye’nin güçlenmesini istemediler.
*
Türkiye; dört iklimi yaşayan, verimli topraklara sahip, tarım, sanayi ve ticaretin kavşağında bir ülkedir.
*
Toprağımız var, iklimimiz uygun, köylümüz ve çiftçimiz çalışkan. Peki o halde bu çelişki nedir? Bir yandan “borsa rekor kırdı”, “kişi başı gelir dolar bazında artıyor” deniyor; diğer yandan çiftçi, emekçi, emekli, genç, yaşlı “geçinemiyoruz” diye bağırıyor.
*
“Coğrafya kaderdir” sözü de bu tabloyu açıklamaya yetmiyor. Kuzey Kore ile Güney Kore aynı coğrafyada; ama aralarında çağlar var. Peki fark nerede? Biri eğitimini akıl üzerine kurmuş, diğeri algı üzerine. Bu anlaşıldı artık ama hala anlamayanlar var ayrı mesele.
*
Bir dönem “Türkiye, dünyada kendine yeten yedi ülkeden biridir” denirdi. Bu gerçek, Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası Türkiye’ye uygulanan ambargoların doğurduğu geçici sıkıntıların gölgesinde unutturuldu. O kuyrukların sebebi üretimsizlik değil, bağımsızlık iradesinin bedeliydi. Bu anlaşıldı artık ama hala anlamayanlar var ayrı mesele.
*
Bugün ise başka bir tabloyla karşı karşıyayız. İşin aslını aramadan görüntüye, söylentiye aldananlar hâlâ eski yalanları dolaşıma soksa da; düşünenler artık oyunu görmeye başladı. Bu yüzden anlayanlarla anlamayanlar arasındaki kavga yeniden kızıştı. Ve dikkat edin: Bu kavgada kimlerin kimleri desteklediği hiç de tesadüf değil. Bu gürültü arasında Türkiye, tarım ürünleri dahil temel gıda maddelerini ithal eder hale geldi.
*
“Dönem böyle” denebilir; peki o zaman bize gıda satan ülkelere bir bakın. İnsan ister istemez soruyor: Nasıl oluyor da oluyor?
*
Cevabı ararken şu temel soru karşıma çıkıyor: Bunca yılda, tarladan manava, köyden şehre gıdayı ucuz, hızlı ve adil ulaştıracak rasyonel bir HAL YASASI neden çıkarılamadı?
Bunca yıldır ülkeyi yöneten bir siyasi iradenin; Hal Yasası çıkaracak aklı, birikimi, kadrosu yok mu?
*
Ne zaman bu sorular sorulsa, gündem ya magazinle ya sansasyonla değiştirilir.
Laiklik, demokrasi, liyakat tartışmaları derken bir de “yeni anayasa” söylemi ortaya atılır. Toz duman birbirine karışır.
*
Elbette anayasa yenilenebilir. Çağın şartlarına uyarlanabilir. Kim buna karşı çıkar?
*
Ama milletin aklına takılan basit ve meşru bir soru var:
Bunca yılda bir “hal yasası” yazamayanlar, devletin bekasını, milletin birliğini doğrudan etkileyen bir “ana yasa”yı nasıl yazacak?
*
Burada mesele anayasa değilmiş gibi duruyor sanki, mesele; çözülemeyen sorunların üzerini daha büyük başlıklarla örtme alışkanlığıdır. Üstelik bu alışkanlık, “Eski Türkiye”den miras kalmış gibi.
*
Çözülmeyen sorunlar gibi cevaplanmayan sorular yüzünden milletin kafası karışık;
Demokrasiyi İslam’a aykırı gösterenler; uğruna peygamber torununun bile öldürüldüğü saltanat düzenini İslam’ın hangi kaynağına dayandırmakta?
Müslümanlaşmaya çalışırken Araplaştığını fark edemeyen halkı; hurafeyi, israiliyatı, rivayeti, bidatı din diye pazarlayanlardan kim koruyacak?
Hammurabi Kanunları ile ilahi adalet arasındaki farkı bilmeden, liyakat isteriz, adalet isteriz demeden “şeriat isteriz” diyenler, adaletin bağımsızlığını ve üstünlüğünü nasıl sağlayacak?
Hukuk devleti ile kanun devleti arasındaki farkı anlamayanlar, insanlık onuruna ve İslam ahlakına yakışır bir adalet sistemini nasıl kuracak?
Laikliği dinsizlik gibi uygulayanlarla, laikliği dinsizlik gibi anlatanların aynı karanlığa hizmet ettiği ortadayken; dinî görüntü ve söylemlerle kandırılan milleti kim uyandıracak?
*
İşte tam da bu yüzden, yeni anayasa tartışmasından önce yapılması gerekenler bellidir: Önce milletin ürettiğini millete ucuza ulaştıracak HAL YASASI çıkarılmalıdır. Önce geçim derdi hafifletilmelidir. Milletin karnı tok gönlü hoş olarak hep birlikte bu sorulara cevap arama çabasına girmesi teşvik edilmelidir.
Bunu destekleyecek şekilde Milli Eğitim Yasası geliştirilmeli, eğitim öğretim çocuklarımızın algı ile aldanmak yerine aklı ile işin aslını anlama çabasını güçlendirecek şekilde düzenlenmelidir.
*
Yeni ANAYASA yazmaya geçmeden önce Siyasi Partiler Yasası yenilenmeli; seçimler parti başkanlarının değil, milletin iradesini Meclis’e taşımalıdır. Bunları başarabilenler için yeni anayasa zaten zor olmayacaktır. Ama yapıl(a)mayanlar ortadayken edilen büyük laflar, milletin güvenini değil, şüphesini büyütür.
*
Bu yüzden Müslüman uyanık olmak zorunda, Türkiye uyanmak zorunda… Sen de uyan, kanmayı bırak, işin aslını ara arkadaşım. Özellikle Müslüman kılığında; milliyetçi-ümmetçi-Osmanlıcı ambalajında, demokrasi süsü verilmiş içi boş sözlerle konuşanlara aldanma. Sahip çık milletine, imanına, aklına ve v-atana.
*
Çünkü bir ülke aldananlarla yıkılır, anlamaya çalışanlarla dirilir. Selam ve dua ile.
HAL YASASI YAPAMAYAN, ANAYASA YAPABİLİR Mİ?
İlk yorum yazan siz olun