İnsan artık doğruyu aramıyor sanki, kendi algısına uyan zannı savunmak için malzeme arıyor adeta.
*
Bu yüzden yine tekrarda yarar olur ümidi ile bizim türe “insan” demek yerine “beşer” demek daha uygun olur düşüncemi paylaşmak istiyorum. Hani, “insan beşer bazen şaşar, bazen düşer” deyimindeki tür olan beşer!
*
Eskiden bilgiye ulaşmak zordu, düşünmek, akletmek, malumat içinden bilgi damıtmak bir mecburiyetti. Şimdi bilgi her yerde… Ama neredeyse düşünce yok, sorgulayan, filtreden geçiren akıl yok.
*
Bir haber düşüyor ortamlara; aynı haberi okuyan, izleyen beşer, farklı, farklı algılara kapılıyor ve algıları üzerinden tartışmaya başlıyor. Tartışma kavgaya, kavga ayrışmaya dönüşüyor.
*
Oysa farklı bakış açılarını aynı potada birleştirmeyi becerebilseler, birlikte gerçeği daha hızlı anlayacaklar. Ama aklını kullanmak yerine algı ile zanna kapılanlar tarafını haklı göstermek için kavgaya tutuşmayı tercih ediyor. İyi de kavgada kazanmak güçlü olduğunu gösterir, haklı olduğunu değil. Kimse fark etmiyor!
*
Üzerinde kavga çıkarılan haber veya malumat aynı olsa da bakan gözler farklı, bakış açıları farklı, bakma niyetleri değişik. Bu fark iki ana grupta toplanıyor; anlamak için sorgulayarak bakanlar, kendi tarafındaki zannı doğrulamak için malzeme arayanlar.
*
Bu durum herkesin, kendine bir taraf bulma çabasını besliyor zihinlerde. Bu çaba sosyal bir maraza dönüyor ve sosyal medya da bu marazı, hastalığa dönüştürüyor.
*
Herkes, kendi doğrularını konuşan kendi “uzmanları” ile kendi gerçeklerini konuşmaya çalışıyor ama ortamda “hakikat” kimsenin umrunda değil gibi bir durum ortaya çıkıyor. Yani hakikati ortaya çıkarmak için konuşmak yerine haklı çıkmak için konuşanlar çoğalıyor.
*
Buna “yankı odası” diyorlar. Aynı sesleri duyan, farklı sesi düşman gören kalabalıklar…
*
Ekonomide de tablo farklı değil. Enflasyon konuşuluyor ama açıklanan başka, hissedilen başka. Faiz konuşuluyor ama etkisi başka, algısı başka, gerçek bambaşka.
*
Kimse “gerçek ne?” diye sormuyor. Herkes olaylara “benim tarafım ne der?” diye bakıyor.
İşte tam burada bir kırılma oluyor;
İnsan, gerçeği arayan türdür.
Beşer ise tarafını savunan…
*
Bu kırılma ile, hepimiz “insan” olmaktan uzaklaşıp, “taraf tutan beşere” yaklaşıyoruz sanki.Bu maraz sadece bugünün sorunu değil. Yıllar önce de aynı hatayı yapıyorduk; bitaraf olan bertaraf olur sözü ile bizi her zaman bir tarafı tutmamız gerektiğine inandıranlara bu sözün her zaman geçerli olmadığını hatta ne kadar zararlı ve tehlikeli olduğunu hatırlatmak istiyorum.
*
İki Müslümanın kavgasında taraf olan olsa olsa münafıktır, zira yapılması gereken taraf olmak yerine Müslümanlar arasındaki ihtilafı ortadan kaldırmak için çalışmaktır. Bu da ancak samimi ve tarafsız olarak gerçeği, hakikati ortaya koyma çabası ile başarılabilir.
*
Farklı mezheplere bölünmüş olan Müslümanlar, farkların sebebini anlamak ve fitneyi yok etmek için çalışmak yerine taraf olarak yangına körükle gitme aymazlığını ne zaman bırakacaktır?
*
Dün mezhep üzerinden yaptığımız hatayı, bugün siyaset ve ekonomi üzerinden yapıyoruz… Değişen sadece konular… Değişmeyen ise sorgulamayı, filtrelemeyi, düşünmeyi öğrenemeyen zihniyet.
*
Çünkü akıl zahmetlidir;
Düşünmek yorar.
Sorgulamak zaman ister.
Şüphe etmek cesaret ister.
Gerçeği aramak, bulmak, kabul etmek ve anlatmak ise bedel ister.
Taraf tutmak ise kolaydır. Düşünmezsin… Sadece ait olursun. Ve eşref-i mahluk olan insan seviyesinden beşer seviyesine dönersin ama bunu bile fark etmezsin.
*
Ama şunu unutmayalım: Doğru herkesin, duruş ve bakış açısına göre değişebilir. Gerçek ise farklı bakış açılarından görünen farklı doğruların üç boyutun birlikte zamansal boyutta doğru şekilde birleşmesinden oluşur. Oluşur demek de yanlıştır aslında, gerçek zaten oradadır ancak farklı bakış ve görüşlerde oluşan doğrular birleşince gerçek anlaşılır ve oradan hakikate ulaşılır.
*
Hakikat şudur, gerçek, senin tarafına göre değişmez. Ama sen, gerçeğe göre değişmek zorunda kalırsın. Değişmiyorsan… Gelişmiyorsun demektir. Gelişmiyorsan ya av olursun ya da ava giderken avlanırsın.
*
Günümüzde en büyük sorun cehalet değil. En büyük sorun, bilgiyi kullanarak düşünmeyi öğrenmemek.
*
Ve en tehlikelisi de şu: Aklını kullanmayan kalabalıkların, aklını kullananları engellediği toplumlar, her zaman aklını kullanan toplumların düşünceleri ile yönetilirler.
*
Sorulması gereken soru artık şudur: Sen hangi taraftasın;
Akıl tarafında mı algı tarafında mı?
Gerçeğin tarafında mı zannın tarafında mı?
Hakikatin tarafında mı, yandaşlığın tarafında mı?
*
Ahlaksız, hırsız, asabiyet yapan, nepotist, “zalim bizdense ben bizden değilim” diyebilecek kadar insan olabilenlere, selam ve dua ile.