İNSANLIK TESTİ: GÜÇ MÜ, VİCDAN MI?

Yılmaz SANDIKÇI

Dünya ne garip; bir yanda teknoloji çağ atlıyor, diğer yanda insanlık geriye gidiyor. Gezdiğim bazı ülkelerde son 20 yıldır “insan kalitesinde düşüş olduğunu” düşündürecek olaylar gözlüyorum. Yanılıyor olmak istiyorum ama son gelişmeler bana şunu sorduruyor: Dünyayı insanlar mı yönetiyor yoksa hâkimiyet daha ilkel bir zihniyetin eline mi geçti?
*
Dünyayı, çıkarları uğruna vicdanı unutan, aklını kiraya verenler mi yoksa uçkuru uğruna zokayı yutanlar mı yönetiyor yoksa? Ekranlarda konuşan bazı liderlere bakın; tehditler savuruyor, savaş ilan etmeden saldırıyor, kalleşlik ediyor. Uymadıkları anlaşmalara imza atıyor, hileyi, aldatmayı marifet zannediyor. Hukuku değil gücü konuşturuyor. İnsanları, asker, sivil, kadın çocuk demeden öldürüyor.
*
Utanmıyor! Yaptıklarını, din diye savunanlar var, “Tanrının vaadi” bile diyorlar… İtiraz edenler yanında bu vahşeti alkışlayanlar da var. Kim itiraz ediyor, kim alkışlıyor?
*
Bu yaşananlar, bana şu haberi hatırlatıyor: Bilim insanları yıllardan beri süren genetik araştırmalar sonunda, “günümüz insanlarının, soyu kırk bin yıl kadar önce tükenmiş olan Neandertal geni taşıdığını” ortaya çıkarmış. En fazla Neandertal geni taşıyanlar ise Orta Doğu’da yaşayanlarmış.
*
Bu haber yeni değil aslında. Bu genetik mirasın, ahlaki davranışlarla doğrudan bir ilgisi de yok; asıl mesele insanın aklını ve vicdanını kullanma seviyesinde. Ama Gazze’deki katliamdan sorumlu tutulan Netanyahu ile yandaşlarının, Türkiye’ye ve Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a karşı kullandığı sözlerden sonra tekrar hatırladım bu haberi ve bizim türe “insan” demek yerine “beşer” demek daha uygun olur sözü geldi gözümün önüne. Bazıları beşer bile değil hatta, daha aşağıda esfel-i sâfilin, yani hayvanlardan da daha aşağılık durumda.
*
O haberi hatırlayınca, şu bilgi de düşüyor aklıma; bilinen tarihte Allah’ın kitaplı din gönderdiği insanlar Orta Doğu’da ama Allah’ın dinini tahrif edenler, ayetlerini çarpıtanlar, saptıranlar, bozanlar da yine Orta Doğu’da. Binlerce yıldır, eski dünyanın ortasında ama ne güven oluşuyor ne de barış bu coğrafyada. İnsanlık seviyesine yükselmiş olsalardı, böyle yaparlar mıydı acaba?
*
Allah’ın gönderdiği din, selam, huzur ve barış ile beşer türüne insan olmayı, ahlakı güzelleştirip, erdemli insan olmayı öğretiyor. Mahlûkatı, eşref-i mahlûkat seviyesine yükseltmeye çalışıyor. Peki, barış yerine savaş, huzur yerine kin ve nefret yayanlar neye hizmet ediyor? Allah bunların tahrifatına karşı, son din olarak İslam’ı gönderiyor. Peki, kimler, niçin İslam’a düşman oluyor. Müslüman kılığında İslam düşmanlarına hizmet edenlere, kimler aldanıyor?
*
Sorun DNA’da değil… Sorun zihinde. Çok zeki olsalar bile sorun aklını kullanma seviyesinde; öyle ki, aklını bacak arası seviyesinde kullanan veya mide bağırsak seviyesinde ancak düşünebilen bir tür, zeki olsa neye yarar? İşte, bu yüzden insan görünümlü ama insanlık seviyesine ulaşamamış bir zeka tipiyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum.
*
Adına ister güç deyin, ister strateji, ister ulusal çıkar, “bir yerde masumların hayatı pazarlık konusuna dönüşüyorsa, orada insanlık değil, aşağılık bir türün zihniyeti var” düşüncesi gelmiyor mu sizin de aklınıza? Görüntüye aldanma, dışarıdan insan gibi görünüyorlar ama içeride insan olma yolculuğunu tamamlamamış birisi var adeta. Bazıları henüz beşer bile olamamışlar. Bunlara hayvan demeye de itirazım var. Hangi hayvan bunların yaptığı vahşeti yapar?
*
Daha açık konuşalım. Bu dünyada her kim, adaleti, sadece işine gelince uygular, hukuku, sadece zayıfa karşı kullanır, insan haklarını, sloganda bırakır, zayıfken zalime yalvarır, çıkarına uyarsa zalimin yanında yer alır, güçlenince zalimce davranır… … İşte bunların, zihninde, vicdanında aynı hastalık yer alır. İnsanlıktan nasibini alamama!
*
İşin asıl tehlikesi, bunu fark edip de sessiz kalanlardır. Çünkü kötülük, çoğu zaman yapanlardan değil, sessiz kalanlardan güç alır. Peki, çözüm ne? Bağırmak mı? Hayır. Susmak mı? Asla… Bunlara etki etmese bile bunlara aldananları, akılla ve vicdanla sarsmak. Görüntüye, söylentiye, rivayete, hurafeye, bi’data, İsrailiya’ta din diye aldananları uyarıp, işin aslını arayarak, dinin manasını anlayarak gerçeklerle anlatarak hakikat ile sarsmak!
*
Bu yüzden Türkiye’ye büyük görevler düşüyor. Türkiye, bunların hakaret ve tehditlerine kapılmak yerine, hakikati dünya kamuoyunda bazılarının aldanmaya hazır algıları gerçeklerle sarsarak anlatmalıdır.
*
Bunlar hangi zihniyetin temsilcisi? Belki de Yahudi maskesi ile dünyayı ele geçirmeye çalışan bir zümre:
Osmanlı zamanında, Yahudileri, Batı Avrupa’daki soykırımdan kurtaran Türklere hiç mi saygıları, vefaları kalmamış? Bu saygısızlık, bu nankörlük neden?
Osmanlı’dan devam eden Cumhuriyet döneminde, buldukları huzur ve insani muamele karşısında 1930’larda gazete haberlerine yansıyan "Tamamen mi Türkleşelim yoksa kısmen mi Türkleşelim" tartışması yapan Yahudi dedelerine de mi hiç saygıları, vefaları kalmamış? Bu saygısızlık, bu nankörlük neden?
*
Avrupa’nın hemen her ülkesinde farklı dönemlerde zulme ve soykırıma uğrayan Yahudiler, Türk yurdunda huzur bulmamış mı? O huzur içinde çoğalıp zenginleşmemiş mi? Oradan aldığı güç ile yeni dünyaya yayılmamış mı? Ki, bugün Türkiye’yi tehdit edecek kadar kontrolden çıkmışlar? Sahi, kim bunlar? Bence Yahudi kimliği arkasına saklanan, dünya hırsından vicdanını kaybetmiş, ırkçılık dürtüsü ile insanlığını kaybetmiş, gözünü kan bürüyecek kadar azgınlaşmış, insanlık düşmanı haline gelmiş bir zümre. Çünkü zaman zaman bunlara itiraz eden Yahudiler medyaya yansıyor ama zayıf kalıyorlar. Yahudi, Yahudi’ye niçin itiraz ediyor acaba? Dünya bunların itirazını güçlendirmeli.
*
Bu konudaki gerçeği tüm dünyaya anlatmak, tarih boyunca Yahudilere karşı kötülüğü olmayan Türkiye’ye düşüyor bence. Eğer birileri çıkıp Yahudileri, tarihteki kurtarıcıları Türklere karşı düşmanlaştıracaksa, buradaki siyasi oyun ortaya çıkar. Irkçılığı ile dünyayı ateşe atmaya çalışanlar, kendi vahşetlerini masum ve nefs-i müdafa gibi göstermek isteyen hilelerinde boğulacaklar. Türkiye, İran’ın düştüğü tuzağa düşmeden, stratejik akıl ile dünyanın hakikati anlaması için çalışmalıdır.
*
İnsan olmak doğuştan gelir. Din beşere insanlıkta yükselmeyi öğretir. Ama insan kalmak, her gün yeniden verilen bir karardır. Bu kararın temelinde selam için, barış için huzur için adaleti ayakta tutma bilinci olmalıdır; yandaşlığı bırakmak, başkasının hakkını yemeyi, yalan yere şahitlik etmeyi terk etmek ve gücüne güvenip zayıfa zulüm etmekten vazgeçmek vardır.
*
Kurtuluş, henüz insan seviyesine yükselememiş veya insanlığını kaybetmiş türün ırkçı ve azgın saldırısına karşı, tüm insanlık, insanlık değerleri ile birleşmelidir. İnsanlık, ırkçılık dürtüsünün panzehiri olan “milliyetçilik duygusunu sanki günahmış gibi anlatanlara aldanmayı bırakıp” genleri ve zihinleri bozan ırkçılık mikrobunu yok etmenin yollarını aramalıdır. Selam ve dua ile…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.