8 Mart Dünya Kadınlar Günü yine geldi geçti, mesajlar paylaşıldı, çiçekler verildi, sosyal medya iyi dileklerle doldu, taştı. Kadına saygıdan ve kadın haklarından söz edenler, çoğu mangalda kül bırakmayan ama kadın yalakalığından öte gitmeyen söylemler, gündelik hayata yansımayan vaatler… Şimdiden unutulup gittiler.
*
Konuşmalardaki anlayışı ve hassasiyeti gerçek hayatta görmek çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu yüzden önce şu soruyu sormak gerekiyor: 8 Mart bir kutlama günü müdür? Yoksa bir anlama, anma günü mü?
*
Tarihi hatırlarsak bu günün bir kutlama değil; erkeğin yanında ülkesine, ekonomisine hizmet ederken temel insan haklarına bile layık görülmeyen kadınların, daha insanî çalışma koşulları için verdiği hak arama mücadelesinin -vahşi kapitalizmin çarkında reptilyan seviyesine düşmüş kan emici, zalimlerin hırsı nedeni ile- dönüştüğü acıları hatırlatan bir gündür. Yani bir anma, anlama günü olarak idrak edilmesi gerekir.
*
Tarihteki bir olayı, olayın sebeplerini ve sorunu doğru anlamak çözümün ilk adımıdır.
*
Kadınların yaşadığı sorunlar sadece bizim toplumumuza özgü değildir. Dünyanın her yerinde farklı biçimlerde ortaya çıkar. Ancak çoğu toplumda yönetim ve güç erkeklerin elinde olduğu için kadınların yaşadığı sorunlar daha görünür hale gelir.
Sorunun çözümü de çoğu zaman erkeklerden beklendiği için mesele daha çok “kadın sorunu” olarak konuşulur.
*
Oysa mesele aslında daha derindir. Kadın meselesi bir cinsiyet meselesi değil, bir insanlık meselesidir.
*
Kadına şiddet konusu da öyledir. Şiddeti sadece “kadına şiddet” diye tanımlamak sorunu çözmez. Çünkü şiddet insanlık sorunudur. Şiddet üreten zihniyet değişmeden sadece slogan değiştirerek çözüm bulunamaz. Çünkü insanlık seviyesine yükselmeyen kadın da erkek de aynı şekilde zulüm üretebilir.
Sorunun kökü cinsiyet değil, insan olma seviyesidir.
*
Benzer şekilde, kadını savunduğunu söyleyip erkeği aşağılayan söylemler de çözüm değildir. Hani ezilen kadını yükseltmek için ortaya çıkan feminizm dedikleri bir akım var ya; bunların bir damarı kadını yükseltmek yerine erkeği alçaltmaya çalışıyor ve aslında tüm insanlığa düşmanlık ediyor. Bu kafadakiler, aslında kime hizmet ediyor?
*
Birinin değerini yükseltmek için diğerini değersizleştirmeye çalışanlar, kadını ve erkeği birbiri ile yarışan rakipler haline getiriyorlar. Kadın hakları konuşur gibi yaparken hayat bir kazan-kaybet arenası haline getiren kafa da çözemez böyle sorunları.
*
Çünkü kadın ve erkek birlikte değer üretir. Çünkü kadın ve erkek bir yarışta rakip değil, yarıştaki takım arkadaşlarıdır.
*
Çünkü bir çatının altını evden, yuvaya dönüştürmek isteyen kadın ve erkek, bölüşmek için yarışmayı bırakıp, paylaşmak için iş bölümü yapmayı öğrenmelidir.
*
Tıpkı tek kanatla uçamayan bir kuş gibi, kadın ve erkek birlikte güçlenemiyorsa, o toplumlar girdiği hiçbir yarışı kazanamaz.
*
Bu yüzden kadına verilen değer bir toplumun gerçek medeniyet seviyesini gösterir.
Nasıl ki bir erkek kadına verdiği değer kadar adam olur, milletler de kız çocuklarına verdiği eğitim kadar gelişir. Çünkü toplumun yarısını oluşturan erkeklerin, adam olmayı öğrenmesi onları yetiştiren kadınların kişisel gelişmişliği ile doğru orantılıdır. Adam olmak bir cinsiyet meselesi değildir.
*
Tarihe biraz daha geniş açıdan bakarsak, burada çok önemli bir gerçeği daha görürüz. Namuslu tarihçilerin Çin kroniklerine dayanarak yazdığına göre, binlerce yıl önce Türkler;
Kız erkek ayırmadan çocuklarına eşit miras hakkı veriyordu,
Kadınına, erkeği ile eşit insanî haklar tanıyordu,
Kadınlar toplum hayatında aktif rol alıyor, yönetimde bile söz sahibi oluyordu.
*
Yani bugün bazı çevrelerin tartıştığı “kadın-erkek eşitliği” meselesini aşan Türkler binlerce yıl önce “kadının ve erkeğin birbirine rakip değil, hayatı birlikte kuran iki eşit insan” olduklarını anlayan bir medeniyet seviyesindeydi.
Peki, sonra ne oldu? Bu seviyeye ulaşmış bir medeniyet nasıl oldu da zamanla bu konuları tekrar tartışır hale geldi?
*
Sorunun cevabı acı ama açıktır. Aklını kullanma seviyesini kaybeden toplumlar, sahip oldukları medeniyet seviyesini de kaybederler. Çünkü aklını kullanma seviyesi düşen beşerin, ahlak seviyesi de düşer.
*
Sorunu doğru anlamayanlar çözüm de üretemezler. Tarihte “bilek gücü” ile kazanılan savaşlar, günümüzde “beyin gücü” ürünü teknolojiler ile kazanılır oldu. Bu fark bile birçok sorunu, sorun olmaktan çıkardı.
*
Bu yüzden bugün kadın meselesini doğru anlamak için önce “insan olma” meselesini anlamamız gerekiyor.
*
Kadın sorunlarının çözümü;
Kadın yalakalığı yapmakla olmaz.
Kadın ve erkek arasında rekabet veya düşmanlık üretmekle de olmaz.
Çözüm; insan olma seviyesini yükseltmektir. Toplumu oluşturan kişilere, kız erkek ayırmadan herkese, aklını kullanma seviyesinde yükselmeyi öğretmektir.
Akıl ile birlikte, vicdanı ve ahlakı birlikte yükseltmektir.
*
Bu yüzden 8 Mart’ı sadece çiçek verilen bir gün olarak görmek yerine, toplum olarak kendimize şu soruyu sormalıyız: Kadınlara gerçekten saygı duyulan bir toplum muyuz, yoksa yılda bir gün hatırlayan bir toplum mu?
*
“Cennet anaların ayakları altında” derken, bir gün ana olacak kızlarımıza, o değere ulaşmalarını sağlayacak eğitimi, akıl ile mi veriyoruz ezber ile mi?
*
Medeniyet; sloganlarla değil, çiçeklerle değil, nutuklarla hiç değil… Oğlunu kızını ayırmadan çocuklarına, aklını kullanma seviyesinde yükselmeyi öğreten aile bilinci ile ölçülür. Algı ile aldanmak yerine akıl ile anlamaya çalışanlara selam ve dua ile.
KADINLAR GÜNÜ: KUTLAMA MI, ANLAMA MI?
İlk yorum yazan siz olun