Ürünlerini ihraç eden her ülke döviz kazanır. Ürünlerini işleyerek ihraç eden ülke döviz kazancı ile zenginleşir. Ürünlerini işlerken, teknoloji de ekleyebilen ülkeler ise döviz kazancı ile zenginleşme yanında gelişir. Makine ihracatı da bu gelişmenin motorudur.
*
İlk defa bir iş insanları toplantısında felsefenin ve edebiyatın bu kadar içselleştirilmiş olduğunu gördüm. Makine İhracatçıları Birliği’nin Genel Kurul toplantısıydı; mühendis kafası ile sanayici ruhu birleşince kendini böyle belli ediyormuş demek ki. Aralarında olduğum için hem gururlandım, hem duygulandım.
*
Sanayiciyi şaire benzetenler de vardı, makineleri şiir gibi okuyanlar da… Bazılarına gürültü gibi gelen makine seslerini dinlemek için fabrika içinde gezdiğim ilk günlerimi hatırladım. Üniversitedeyken, iyi ki ticaret yerine sanayiye girmişim, iyi ki de makine sektöründe çalışmayı seçmişim.
*
Şimdi daha iyi anlıyorum, makine yapmak geleceği yapmakmış.
*
Makineyi şiire benzetmek de kolay değildir ama her makine, parçalarının ahenk içinde çalışması ile ritim demektir. Anlayana tabi... Makine, gereksiz hiçbir şey barındırmaz bünyesinde ve her parça yerli yerinde çalışır özenle. Bu özellikleri taşımıyorsa, zaten olmamıştır makine. Ritim de olmaz, ahenk de olmaz şiir de…
*
Konuşmasına Orhan Veli’nin bir şiiri ile başlayan MAKFED Y.K. Başkanı ve 2 dönem MAİB Y.K Başkanlığı yapmış olan Kutlu Karavelioğlu’nu dinlerken, sanki Ahi Evran’ın torunlarından biri konuşuyormuş hissine kapıldım. Bir yandan makineyi, makineciyi şiirle anlattı. Diğer yandan “her ay dünya çapında rakiplerimize milyarlarca dolar kaptırıyoruz” uyarısını yaptı.
2002 yılında kurulan Makine İhracatçıları Birliğinin “çeyrek asırlık muhasebesi” diyerek geçen 25 yılda nereden nereye gelindiğini şöyle özetledi:
13bin olan işletme sayısı 59bini aşmış.
67bin olan istihdam 500bine yaklaşmış.
İhracatımız 1,9 milyar dolardan 28,7 milyara çıkmış.
%4,8 olan katma değer payımız %11’e ulaşmış.
*
Konuşmadan anladığım kadarıyla, bu dönemde Türkiye’nin Makinecilerini ifade eden sayılar büyümekle kalmamış, Türkiye’nin makine üretimi düşük katma değerden, orta/ileri teknoloji seviyesine yükselmeye başlamış.
Makine ihracatçısı kimliği güçlenerek, makine sektörü, ekonomimizin taşıyıcı kolonlarından biri haline gelmiş.
*
Ancak küresel rekabette, fiyat kırmaktan kurtulup kalite ve mühendislik çözümleri ile imajımızı yükseltmek için yapılacak daha çok şey var. Bunu başarmak ülkemiz için de büyük kazanç olacak.
*
Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcılığı da yapmış olan iş insanı hemşerimiz Hasan Büyükdede’nin konuşmasında sanayiye stratejik yaklaşmanın önemine değinmesi, bana “dünyanın akupunktur noktasında” bulunan ülkemizde sadece teşviklerin değil her türlü politikamızın, taktik akıl yerine stratejik düşünmeyi bilen akıl ile geliştirilmesinin önemini hatırlattı.
Geliştiren döviz kazancı için, makine sektörünün teşvik edilmesi yanında, ekonomi politikalarında stratejik akıl ile kollektif düşünmenin gelişmesine ihtiyaç olduğunu düşündürdü.
*
Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Meclis Başkanı İbrahim Gökçüoğlu, beyefendi tarzı ile sektördeki engin tecrübelerine değindiği konuşmasında, Erkunt Traktör fabrikasının kurucularından merhum Zeynep Erkunt Armağan’ı anlatırken, bilgeliği yanında vefanın nasıl "yüksek bir insan duygusu" olduğunu gösterdi.
*
Konuşmalardan sonra yapılan seçimden yeni Y.K. Başkanı olarak çıkan Konya’nın Sevda’sı, Türkiye’nin Makinecileri'nin Sevda Hanımı, Sevda Kayhan Yılmaz’ı önümüzdeki dönemde büyük görevler bekliyor.
*
Konuşmasında,
soğukta donmamak için birbirine yaslanan ve dış çeperde olup üşüyenlerin bir dönüşüm içinde içeri alınıp ısındığı, bir nöbet, bir bayrak yarışı gibi ekip olarak hareket eden penguenlerin, soğuğa karşı davranış modelini anlatan Sevda Hanım, yükün ve sorumluluğun paylaşıldığı topluluk bilincine vurgu yaptı. Aslında şunu söyledi: "Sanayide, ekonomide hiç kimse tek başına güçlü değil ama birlikte durmayı bilirsek, herkes güçlü. Temelde belirsizlik ve oynaklık döneminde olduğumuz şu günlerde alternatif senaryolar hazırlayıp, her şartta ayakta kalmaya odaklanmalıyız"...
*
Bu sözler beni 1995 yılında şirketimi ilk kurduğumda birbirine rakip olmayan ama aynı pazara satış yapan firmaların ihracatta rekabet gücü kazanmak için yatay ve dikey iş birliği yapmaları gerektiğini anlatmaya çalıştığım modelimi düşündürdü.
*
Son günlerde moda olan rekabet yerine “rekaber” anlayışının yani işbirliği içinde rekabet modelinin tüm ekonomiye nasıl bir güç katacağını düşündürdü Sevda Hanım’ın konuşması.
*
Bunlardan fazlasını da hatırladım, Sevda Hanım teşekkür konuşmasını yaparken. Yıllar önce bir sohbetimizde "...insan kaynağının yarısını görmezden gelen toplumlar gelişebilir mi?" diye sorarak, "...artık kaba kuvvet çağları geçti, bilgi çağında kadınların potansiyeli israf edilmemeli" demişti...
Ve babası, Türkiye’nin sanayi önderlerinden Mehmet amcanın kız çocuklarına verdiği değeri anlatmıştı... Hem kendisinin hem de ailedeki diğer kadınların yetişerek, şirketlerine yaptıkları katkıyı, dünya çapında geldikleri saygın konum gösteriyor aslında.
*
Sevda Hanım’ın bu tecrübesini sektöre de yansıtacağına inanıyorum. Zaten MAİB yeni yönetim kurulunda bulunan kadın iş insanlarının sayısı da bunu gösteriyor. Onları hanımefendi olduklarından fazla "hanımbeyler" olarak görüyorum ben ve bir başka yazımı hatırlıyorum:
*
Türkün töresinde erkekler;
Kadına verdiği değer kadar
Adam olunacağını bilirler!
Dikkat edin, adam olmak;
Cinsiyet meselesi değildir beyler!
Adam ile erkek arasındaki farkı bilmeyenler
Asıl sorunu fark edecek kadar düşünemeyenler
Aklını bacak arası seviyesinde,
Ya da mide-bağırsak seviyedinde
Anca kullanabilen erkekler...
Bazı kadınların
Kılı kadar bile adam etmezler...
*
İhracat pazarlarında rakiplerimize milyarlarca dolar kaptırmamızı önleyecek yeni ekonomi politikaları beklerken, değer bilen, değeri hak eden ve vefalı insanların çoğalıp güçlenmesi umudu içinde Sevda hanıma ve ekibine başarılar diliyorum.
Onların başarısı bizim, hepimizin Türkiye'nin başarısı olacaktır.
Yolunuz açık olsun
MAKİNE İHRACATÇILARI
İlk yorum yazan siz olun