NEVRUZ

Yılmaz SANDIKÇI

Bu yıl güzel bir tevafuk, Ramazan Bayramı ve Nevruz aynı hafta kutlandı. Bu sayede Ramazan’dan, Nevruz Yılbaşı’na inanç ve kültürel kimlik birlikte yaşandı.
*
“İnsan, hangi yılın başında olduğunu unuttuğu gün, hangi yaşama ait olduğunu da unutur.”
21 Mart günü;
Gece ve gündüz eşitlenir.
Ağaçlar çiçeklenir
Göçmen kuşlar gelir.
Toprak uyanır;
Doğa canlanır,
Çimlerle, çiçeklerle, yeni filizler ile
Sonbaharın ve kışın kalıntıları temizlenir.
*
Aynı Ramazan ayında oruç ile nefslerin temizlendiği gibi.
*
Baharın gelişine Nevruz derler. Kimi “Sultan Nevruz”, kimi “Mart dokuzu”, kimi Orta Asya’da yaşanıldığı gibi; “Jılbaşı”…

Sadece bir bayram değildir, zamanı ve kendimizi nasıl tanımladığımızı gösteren bir anmadır, kutlamadır;
Nevruz, Türk’ün Ergenekon’dan çıkışıdır…
Doğanın uyanışı ile yeni yılın başıdır.
Bölge halklarının doğanın uyanışına, baharın gelişine verdiği diğer nice anlamlardır.
*
Yani tek bir anlamı yoktur Nevruz’un, her halk kendi anlamını yüklemiştir.
*
Ancak ülkemizde yaşananlar, işin doğasından çok daha farklıdır: Eskiler bilir, Nevruz kutlamak, yıllarca yasaklandı… Sonra bir “Kürt bayramı” gibi anlatıldı. Kürt bayramı olsa ne çıkardı? Bölgede her halkın, baharın gelişine kendine göre anlam yüklemesi normal değil mi? Ama yasakçı kafalar, bunu da siyasetin bir sorunu hale getirmeyi becerdi!
*
Ardından sanırım 2013 yılındaydı, TRT ekranlarında “Türk dünyasının ortak bayramı” olarak kutlandı… İnsan sormadan edemiyor:
Bu nasıl bir dönüşümdür? Yasaklayanlar kimdi?
Amaçları neydi? Ve bugün gelinen nokta gerçekten hedef miydi?
Yoksa hedefleri mi saptı?
*
Geçen hafta, zamanın iki yüzünü de yaşadık sanki;
Doğanın zamanı: Nevruz.
İnancın zamanı: Ramazan Bayramı.
*
Nevruz’da üzerinden atlanan ateş, manevi bir temizliktir… Öyle ki tarihteki Türk devletlerinde, Çin’den ve Bizans’tan gelen elçiler, Hakan’ın Otağına ateş üzerinden atlayarak girerlermiş. Bu sayede Otağa kötülük sokamayacaklarına inanılırmış.
*
Ramazan’da ise insan nefsinin, sabırsızlığını, taşkınlığını, azgın arzularını oruç ile açlık ile yakar ve temizler, terbiye eder.
*
Biri doğayı arındırır, diğeri insanı;
Mart 21 gecesi, Nevruz: Gece ile gündüz eşitlenir. Yani adalet başlar. Jılbaşı yani yeni yılın başlangıcıdır kadim kültürümüzde.
*
Aynen, 21 Aralık gecesini yılın en uzun gecesi olarak kutlamayı unuttuğumuz gibi, unutmuşuz Nevruz’u da. Başkaları sahiplenmiş. 21 Aralık da öyle, birileri Noel’e çevirip sahiplenmiş ve şimdi bize ters birşeye dönüşmüş. Oysa arasında 5 gün var ama anlam farkı binlerce yıl…
*
Doğanın yılını unuttuk, inancın yılını daralttık, sonra da şaşırıyoruz: neden dengemiz bozuldu diye?
*
Nevruz’un başına gelen sorunu anlamadan bu soruya cevap vermeyiz bence; Nevruz, kültürel bir olaydır ama din ve kültür çatışması ile siyaseten yaşamdan çıkarılmıştır. Bu çatışma sonucu Nevruz adeta anarşist bir siyasî araca dönüştürülmüş.
*
Şunu fark etmek zor olmamalıdır: Ateşten atlamak bir ibadet değil, siyaset hiç değil, bir kültürel semboldür. Bu farkı bilmeyenler ya her şeyi reddeder, ya da her şeyi siyasî, ideolojik bir kalıba sokar… Bunu yapanlar her iki durumda da toplumsal huzura zarar.
*
Tam burada, çok net bir uyarı devreye girer: milliyetçilik ile ırkçılık arasındaki farkı anlayacak kadar düşünmeden, din hatırına, ümmetçilik adına, milliyetçiliği ayaklar altına alan kafaya aldananlar, farkında olmadan sömürgeci, emperyalist milletlerin ırkçı emellerine hizmet(!) ederler. Hatta bu yanlışı din hatırına yaptıklarını fark edemez duruma düşerler. Öyle ki bu kadar yanlışlık, yanlışlıkla yapılıyor olabilir mi? sorusuna cevap veremezler.
*
Binlerce yılda biriken, kültürümüzü, geleneğimizi, bizi birlik ve dirlik içinde ayakta tutarak dünya hakimiyetine kadar yükselten birikimlerimizi taşıyan milliyetçi duyguları, sanki ırkçılık dürtüleriymiş gibi günah diye anlatanlara aldandık. Günah olan milliyetçilik değildir, ırkçılıktır diyemedik.
*
Yıkılan Osmanlı’nın kalıntısından kurulan yeni devletimiz Türkiye Cumhuriyetini kuranları ırkçılıkla suçlayanlara, milliyetçilik ile ırkçılık arasındaki farkı hala anlatabilmiş değiliz… Irkçılık, günümüzde bile tarikatçılık, cemaatçilik, akrabacılık, hemşericilik, particilik, adam kayırma gibi ırkçılığın yani asabiyetin şubeleri olan duygularla hem de İslam’a göre milliyetçilik yapmak günahtır diyenlerin zihinlerinde sinsice yaşıyor. Ama nedense fark edilmiyor…
*
Nevruz, birilerine şunları hatırlatıyor;
Doğanın yeniden uyanışını,
Türk milletinin Ergenekon ile yeniden doğuşunu…
Hem de Müslüman kılığında görünerek ve konuşarak Ergenekon’u bir terör örgütü adıymış gibi kullananlara rağmen, milletimizin uyanışını anlatıyor.
Tarihte İslam uğruna en çok şehidi veren millet Türkler, peki günümüzde İslam’ı Türkler aleyhine kullananlar kimler?…
*
Polonya’dan selamlar, aldanmak yerine işin aslını anlamaya çalışan herkese.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.