ON YIL SONRA 15 TEMMUZ’U ANLAMAK

Yılmaz SANDIKÇI

15 Temmuz 2016 gecesi milletimiz, devletin silahlarını millete doğrultan bir ihanet şebekesiyle karşı karşıya kaldı. Üzerlerinde Türk askerinin üniforması vardı ama emirlerini Türk milletinden almıyorlardı. Devletin okullarında okumuş, devletin imkânlarıyla yetişmiş, milletin vergileriyle alınan uçaklara ve tanklara binmişlerdi. Fakat devletin verdiği silahları, kendilerini yetiştiren millete çevirmişlerdi.

O gece milletimiz yalnızca bir darbe girişimini önlemekle kalmadı, aynı zamanda devletin gerçek sahibinin kim olduğunu da gösterdi. 16 Temmuz günü Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın söylediği şu söz bu bakımdan çok önemliydi: “Halkın gücünün üstünde bir güç ben tanımadım bugüne kadar.”

Bu söz geçen yüzyılın başında vatanımızın işgalden kurtarıldığı dönemde “milleti kurtaracak olan yine milletin iradesidir” düşüncesinin, işgalden kurtuluşumuzun ardından “egemenlik milletindir” sözüne dönüşmesini hatırlattı. Evet, milleti kurtaracak olan yine milletin iradesidir, ancak milletin yaşadığı acılardan ders çıkarması, o dersleri millî hafızasına yerleştirmesi ve millî hafızayı bulandırmaya çalışanlara izin vermemesi için tedbirler alması gerektiğini hatırlattı.

Bu nedenle 15 Temmuz’u anmakla yetinemeyiz. 15 Temmuz’u doğru anlamak zorundayız. Aradan on yıl geçti ama “alnı secdeye değen adamdan zarar gelmez” dedikleri, devlet kadrolarını ele geçirmek için sınav sorularını çaldıklarının ortaya çıktığı günler sanki dün gibi.

15 Temmuz bize acı bir gerçeği gösterdi: Müslüman olan hain olmaz ama hainler Müslüman kılığına girebilir. Masumlar yalanlara aldanarak, hainlerin hizmetine girebilir. İnsanları görünüşlerine, söyledikleri dinî sözlere, gittikleri camiye veya hacca ya da bağlı oldukları cemaatlere göre değerlendirmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü namazda secde etmesi, kişiyi kendiliğinden dürüst yapmaz. Dürüstlük; haksızlık yapmamakla, kamu malına el uzatmamakla, insanları kandırmamakla, sınav sorusu çalarak veya mülakatta yandaşlık ederek makam sahibi olmamakla, kul hakkı yememekle ölçülebilir.

O melun 15 Temmuz gecesinde milletin üzerine kurşun yağdıranlar da kendilerini dindar olarak tanıtmıyorlar mıydı? Dini dillerinden düşürmüyor, hocalarından, hizmetten ve fedakârlıktan söz ediyorlardı. Fakat bir emirle kendi milletlerine silah doğrultacak kadar alçaklaşabildiler. Demek ki insanı tanımak için alnının nereye değdiğine değil, ahlakına, aklını ve iradesini kime teslim ettiğine bakmak gerekiyormuş.

O gece bizlere bunları düşündürdü. Uzun yıllara yayılan ihanet hazırlığının Müslüman kılığı altında gizlendiği anlaşıldı… Yıllar boyunca alnı secdeye değen zararsız Müslüman görüntüsü altında devlete sızmışlar. Eğitimden emniyete, adaletten orduya kadar pek çok stratejik kuruma kendi adamlarını yerleştirmişler.

Bunu yaparken sınav sorularını çalmaktan utanmadılar. Akıllı, başarılı vatan evlatlarının önünü kestiler, haklarını yediler. Oyunu, ihaneti fark edenlere attıkları iftiralarla insanların hayatlarını kararttılar ve hainlerin devlet kadrolarında güçlenmesini sağladılar.

Bütün bunların gerçekleşebilmesi için liyakat ölçüsünün ortadan kaldırılması gerekiyordu. “Bu işi en iyi kim yapar?” sorusunun yerine: “Bu kişi bizden mi?” sorusu konulduğu anda devlet zayıflamaya başlar. Çünkü devleti ayakta tutan şey, bir cemaate, tarikata, partiye veya kişiye sadık olan adamlar değildir. Devleti ayakta tutan; adalete, hukuka ve devlet aklına uygun kurumsal düşünme bilincine sahip, liyakat sahibi kişilerin devletine ve milletine olan sadakatidir. Bir makama ehil olduğu için değil de bir gruba dâhil olduğu için getirilen kişi, devlete değil, o gruba hizmet eder.

İşte 15 Temmuz’un en önemli derslerinden biri de budur. Devlet, bir zümreye sadakat gösterenleri değil; işini bilen, ahlak sahibi, dürüst ve liyakatli insanları göreve getirmelidir.

Unutmamak gerekir ki istihbarat tarihi, düşmanın tek yönlü çalışmadığını gösterir. Düşman sömürmek veya yıkmak, bölmek istediği milletleri dört koldan kuşatır. Yalnızca bir cemaati, partiyi ya da aşireti desteklemekle yetinmez; gerektiğinde onların rakiplerini de destekleyerek ikili, hatta üçlü oyunlar kurar. Biriyle amacına ulaşamazsa diğeriyle ulaşmayı hedefler. Bunu anlamak için müneccim olmaya gerek yoktur. Algıya ve yandaşlığa teslim olmayı bırakıp akılla işin aslını aramak yeterlidir.

Bundan dolayı, bir cemaatin devletten temizlenip yerine başka bir cemaatin veya grubun yerleştirilmesi 15 Temmuz’dan ders çıkarmak olmaz. Yalnızca tehlikenin adını değiştirmek olur.

15 Temmuz, laikliğin din düşmanlığı olmadığını da gösterdi. Laiklik; “din işlerini devlet işlerinden ayırmak” yerine “din işlerini siyasetten ayırmak” olarak tekrar tanımlanmalı ve hakkıyla uygulanmalıdır. Laiklik, din kisvesi altında milletin aldatılmasını, devlet imkânlarının millete eşit paylaştırılması yerine belli guruplara aktarılmasını önlemenin güvencesi olarak uygulanmalıdır.

Laiklik, dinimizi, imanımızı, vicdanımızı suiistimal ederek devletimizin düşmana hizmet edecek ellere teslim edilmesini engelleyecek şekilde uygulanmalıdır. Devlet makamlarında görev alacak kişinin ne kadar dindar göründüğüne değil, görevini ne kadar doğru yaptığına bakılmalıdır.

Çünkü devletin dini adalettir.

Bu ihanete giden süreçte, laikliği dinsizlikmiş gibi uygulayanlarla, laikliği dinsizlikmiş gibi anlatanların Müslümanları aldatarak, kasten veya bilmeden İslam düşmanlarına birlikte hizmet ettikleri de anlaşılmalıdır. Yeni tedbirler buna göre alınmalıdır.

Lütfen bir daha düşünün, Sayın Cumhurbaşkanımıza bile “aldatıldım” dedirtecek; bürokratları, siyasetçileri, valileri, akademisyenleri, profesörleri, komutanları, generalleri, bakanları aldatacak kadar sinsi bir şebekeden bahsediyoruz. Bunları o makamlarda aldatmadılar, henüz çocukken aldattılar. Henüz çocukken zihinlerini çaldılar ve kendi kirli emelleri için kullandılar. Çünkü bizler, din adına konuşanlara saygı duyan bir gelenekten geliyoruz. Ve bunlar arasına karışan hainlerin, yalanını ortaya çıkaranların dışlanma tehlikesi yaşadığını biliyoruz. Bu tehlikenin sebep olduğu korkunun sonucu olarak hainlerin dinimizi kullanarak devletimizi ele geçirebileceğini, on yıl önceki 15 Temmuz ihaneti ile öğrenmiş bulunuyoruz.

Peki, ne yapmalıyız:
Müslüman kılığında İslam düşmanlığına hizmet edenlere karşı?
Osmanlıcı kılığında Türk düşmanlığına hizmet edenlere karşı?
Ne yapalım ki hainler çocuklarımızın zihinlerini bir daha kirletemesin?
Ne yapalım ki düşman yalanlarını tarih diye anlatanlar, nesillerimizi aldatamasın, millî hafızamızı bulandıramasın?

Devletimizin dirliği, milletimizin birliği için can veren tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anarken, selam ve duamız; algı ile aldanmayı ve yandaşlığı bırakıp akıl ile işin aslını anlamaya çalışanlara…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.