Takvimden bir yaprak daha kopup tarihin sonsuzluğuna düşerken, her yıl olduğu gibi aynı tartışmalar da yeniden ısıtılıp önümüze sürülüyor. Yeni yılın gelişini kutlamak haram mı, değil mi? Ağaç süslemek günah mı, değil mi?
*
Oysa beşer türünün insan olma yolculuğunda kaydettiği önemli başarılarından biri, dönemsel düşünme becerisi geliştirmesidir. Bu beceri beşere seviye atlatmıştır. Bazıları seviye atlamak yerine “dönemsel zamanı” ölçen araçları seçme kavgasına takılı kalmıştır. Öyle bir takılıp kalmak ki bu, hâlâ “gelenekçilik görüntüsünde gericilik” yapanlara aldanıyor bazıları.
*
Gelenekçilik ile gericilik arasındaki farkı anlayacak seviyede düşünemeyenler, zamanı doğru anlayamadığı gibi tarihi de doğru öğrenemiyor; Her şeyden önce tarihin kişisel yorumlarla masal gibi anlatılan bir ilim değil; verilere dayalı ve kronolojik bir sistem içinde anlaşılması gereken bir bilim olduğunu fark edemiyor. Takvimin bir din meselesi değil, bir iklim ve coğrafya meselesi olduğunu anlayamıyor.
*
Anlamak yerine aldananlar ile anlamaya çalışanlar arasındaki kavga da bu yüzden bitmiyor. Peki, bu kavgada kim kazanıyor? Kavga edenler değil, bu kavgayı organize edenler kazanıyor, bu kavgayı izleyenler kazanıyor. Çünkü bu kavga nedense Müslümanlar arasında oluyor, gavur ise uzaktan seyrediyor, ellerini ovuşturuyor.
*
Kavga etmekten düşünmeye fırsat bulamayanlar, zaman akarken tarihin ölçeğinde yaşanan olaylar arasındaki bağları doğru anlamak için kronolojik düşünmeyi de öğrenmiyor ve sebep-sonuç ilişkilerini doğru kuramıyorlar. Örneğin, “Almanlar otomobil yaparken ataların ne yapıyordu?” diye sorarak güya Cumhuriyeti küçümsemeye çalışanlar; otomobilin Avrupa’da üç yüzyıl süren bir gelişim sürecinin sonucu olarak 1896’da üretime geçtiğini bilmeyecek kadar tarih cahilidir. O dönemde Cumhuriyet değil Osmanlı vardır ve Cumhuriyeti küçümsemeye çalışarak Osmanlıyı öveceklerini zannedenler, aslında Osmanlıyı yermekte olduklarının bile farkında değildir… Ecdadımız ile övünmeye çalışan böyle torunlar, akıl ile anlamak yerine algı ile aldanma kolaylığını seçtikleri için ecdadımızın utancı haline gelmiştir…
*
Günümüzde hala takvim kavgası yapanlar da aynı zihniyettir.
*
1999 yılbaşında Londra’daydım. Kurban Bayramı ile Noel arka arkaya gelmişti.
Kurban için “vahşet” diyenlerin, Noel sonrası sokaklara yığılan çam ağacı çöplerine sessiz kalışı hâlâ aklımdadır. Kurban kesmeyi vahşet olarak görenlere, “asıl vahşet sizin yaptığınız çam ağacı katliamıdır diye cevap vermiştim. “Sadece Avrupa’da milyonlarca çam ağacı kesildi. Çöp oldu, yakıldı. Çevreye zarar verdi” dediğimde, “biz ağaç kesmedik, plastik ağaç kullandık” diyenlerin ise doğaya verdikleri kimyasal zarardan haberi yoktu. Cahil her yerde cahil!… Anlattım, dinlediler; “Kurban; temel besin kaynağıdır, paylaşımdır, sosyal sorumluluktur. Etiyle, derisiyle, kemiğiyle üretime katılır. Oysa kesilen çamlar doğa katliamıdır, çöp olur.”
*
“Başkasının gözündeki çöpe laf ederken, kendi gözündeki merteği görmeden” eleştiren çifte standart işte tam da burada, cehalet karanlığında işin aslını aramak yerine söylentiye aldanan zihinlerde başlıyor.
*
Yılbaşı; eski yılın son gecesi, yeni yılın ilk güneşi; sadece bir eğlence değil, bir muhasebe zamanıdır aslında… Geçen yılda kutlanacak başarıları, mutlulukları olanlar kutlama yapar, başarılı ve mutlu bir yıl geçirmeyenler istese de kutlayacak bir şey bulamaz. İsteyen eğlenir isteyen hüzünlenir, geçen yılın muhasebesini yaparken…
*
Bir yıl daha geçti. Geçen yılda biz ne ürettik, ne inşa ettik, neyi düzelttik? Dünyanın bir ucunda insanlar uzayın kaynaklarını paylaşmayı konuşurken, insan yerine kullanılacak robotlara yapay zekâ yüklemeye hazırlanırken, biz hâlâ takvimle kavga ediyorsak; torunlarımızın soracağı “dünya değişirken siz ne yapıyordunuz?” sorusu çok ağır olacak… Eğer cevabımız; “insanların yeni yıl sevincini engelliyorduk” şeklinde olacaksa, hesabımız çok ağır olacak.
*
İcat edip üretmek yerine, başkalarının ürettiğini tüketmeye; sistem kurmak yerine, başkalarının kurduğu sistemleri taklit etmeye devam ediyoruz. Ama eleştirmeyi hiç bırakmıyoruz. Eleştirdiğimiz şeyler yerine daha iyisini önerebilsek yine neyse… O da yok! Yapılan öneriler ise “efela tedebberun” farzına uygun şekilde, önünü sonunu düşünerek akıl ve vicdan süzgecinden geçmiş sistemler yerine algıya ve zanna göre değişen fikirlerin nakledilmesi ile sınırlı kalıyor. Örneğin, kendi menfaatlerini garantiye almak için Allah adına hükümler uydurup, Müslüman kılığına görünüp, Müslüman gibi konuşarak milletin kaynaklarına hâkim olma planı yapan sahtekârlara, İslam düşmanlarına karşı nasıl bir tedbir sistemi kurduk?
*
Eleştirmek kolay, üretmek zor… Bunlar tembellik ve miskinliği çoğu zaman “dindar olma gereği” gibi anlatıyorlar. “Gavura benzememek” adına yeni yıl kutlamalarına itiraz edenler, etrafımızın neden gavur icadı ürünlerle dolu olduğunu sorgulamıyor? Eee, siz bi sorun bakalım, ne cevap verecekler?
*
İki mevsimli çöl iklimi için ay takvimi sorun değildir ancak dört mevsimli tarım coğrafyası için güneş takvimi gereklidir. Temmuz’da donmak, Ekim’de harman kaldırmak istemiyorsan tabi… Bunun dinle, imanla nasıl bir çatışması olur ki? Aklı devre dışı bırakıp, ezber ile algımızı yönetenler bizi birbirimize düşürmek için yeni fitne fesat konuları bulur her zamanki gibi. Çünkü düşünen insanı yönetemezler, yönetmek yerine gütmek isterler; bu yüzden eğitimde akıl kullanmayı öğretmek yerine ezberi teşvik ederler. Ezberciler de fikir ve sistem üretmek yerine, taklit ederken, üretmeden eleştirmekle yetinirler.
*
31 Aralık gecesi yeni yılın gelişi; Katoliklerin 25 Aralık’ta, Ortodoksların 6-7 Ocak’ta kutladığı Noel ile aynı şey değildir. Bunu ayırt edecek kadar düşünemeyenlerin, din adına, Allah adına hükümler uydurarak konuşanlara aldanması ise önemli bir sorundur.
*
Sorun başkalarının inancı değil. Sorun, kendi inancını ahlaktan koparan zihniyettir. Yeni yılı kutladığı için insanlara saldıranlar, kul hakkı yiyenlere sessiz kalıyorsa; burada din değil, çıkar konuşuyor demektir.
*
Boşuna dememiş atalar; Müslüman yalancı söylemez ama yalancılar Müslüman kılığında istediği yalanı söyler. Yalancılar utanacak değil ya, onlara kananlar utansın. Mümin seviyesine ulaşmak isteyen Müslümanlar, kanmayı bıraksın işin aslını arasın.
*
Kananlardan, aldananlardan değil, işin aslını arayarak hakikati anlayanlardan olabilmek üzere, akıl, ahlak, adalet ve feraset ile hakikati anlama bilinci getirmesi dileğiyle, yeni yılınız kutlu olsun. Selam ve dua ile.