Yılmaz SANDIKÇI
AKLINI KULLANMA SORUMLULUĞU
Çocukluğumdan beri kafama takılan bir konudur, yalan! Özellikle sözü inandırıcı olsun diye sık sık yemin edenler çok dikkatimi çeker. Yalan söyleyen bir ağızdan o kadar kolay çıkan yeminler, o sözün sahibini güvenilir yapar mı? Yapmaz ama dini hassasiyetimiz ve inancımız gereği, yemin edene inanmak gerekir gibi bir algı gelişmiş Müslüman olanlarda. Yemin eden de Müslüman olsa ne ala! Sorun çıkmaz orada… Ancak yalancılar konuşuyor Müslüman kılığında, sorun tam da burada: En iyisi kılığa, lafa aldanma işin aslını ara!...
1994 yılında “yalan” konusunda şunları yazmıştım bir yazımda: Allah insanı mükemmel yaratmış, insan beyni ise bir mucize adeta. Ancak en zeki insanlar bile söyledikleri yalanı unutuyor birkaç ay sonra… Çünkü Allah insan beynine yalanını aylar sonra hatırlayacak bir özellik eklememiş. Ama söylediği yalanları her gün birkaç defa tekrar edenler müstesna, onlar yalanı sermaye yapmış adeta. Ancak unuttuğu yalan ortaya çıkmasın diye yeni yalanlar uyduranlar, becermezse yalanı fark edenlerin yalancı olduğu yönünde iftiralar yayanlar hiç de az değil aramızda…
Bunların şerrinden emin olmak için tek yol, duyduklarını olduğu gibi kabul etmek yerine sorgulamak ve doğrulamak için çapraz takip yapmaktır. Eeee, herkesin bu kadar vakti yok, herkesin hakikat ortaya çıksın gibi bir derdi de yok. Bazılarına göre önemli olan menfaat. Duyduğu söz veya yaydığı bir duyum menfaatine geliyorsa, ne Allah korkusu kalıyor ne ahiret hesabı bunlarda… Salladıkça menfaat geliyor, menfaat geldikçe sallıyor! Bi dur diyebilen de çıkmıyor karşılarına.
Son günlerde gündemi meşgul eden batak yatırım fonları da böyle bir zihniyetin ürünü değil mi sizce de? Bunun gibi daha neler var neler, kim bilir!
En son Kasım 2024’teti bir yazımda, Peygamberimizin (sav) “kişiye yalan olarak her duyduğunu anlatması yeter” hadis-i şerifini hatırlatmış ve şöyle demiştim: “işin aslını aramalı ve ona uygun yaşamalı.”
Bugün şehrimiz Konya’da Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi bilgi kirliliğine karşı toplumu uyaran bir kampanya var:
“Paylaşmadan önce dur, düşün, sorgula” diyor
“Bilginin kaynağını doğrula” diyor.
“Gösterilen algıya değil, somut hakikate odaklan” diyor.
Çok güzel...
Devletimizin bugün billboardlarla anlatmak zorunda kaldığı konuyu insanlık binlerce yıl önce söylemiş, İslam dini 1400 yıl önce mühürlemiş: Müslüman yanlış yapabilir, günah işleyebilir ama yalan söylemez!
Çünkü yalan, yalnızca yalan söyleyenin meselesi değildir, toplumsal bir illettir. Okuduğu malumatın, duyduğu sözün doğruluğunu araştırmadan başkasına aktaran, gördüğü videonun gerçek olup olmadığını sorgulamadan paylaşan, hoşuna giden habere doğru olduğu için değil de işine geldiği için inananlar da yalanın yayılmasına hizmet ederler. İşte o toplumlar gerçek ile bağını kaybederler; akıl yerine algı ile düşünürler. Sonuç? Cahiller alimlere akıl verirler. Malumat ile bilgi arasındaki farkı düşünmeyen alimler mevki ve makam sahibi oluverirler. Malumattan bilgi çıkarabilecek seviyede düşünmeyi öğrenen bilginler ise alimlere akıl veren cahiller tarafından anlaşılmadıkları için dışlanırlar. O toplumlar önce dost kılığında düşmanlar tarafından aldatılır, sonra da düşmanın saldırısına maruz kalırlar.
Peki nasıl kurtulur böyle toplumlar? İşte burada çok önemli bir durum var. Toplumu oluşturanlar ne kadar beşer, ne kadar insanlar?
Beşer ve insan.
Daha önce birçok defa ifade ettiğim üzere beşer, insan olmaya yani eşref-i mahlukat olmaya giden yolcuğa çıkan mahluktur. Bir kısmı bu yolculuğu tamamlar, şeref kazanır eşref-i mahluk olur. Bir kısmı o yolda kaybolur, bazıları kaybolduğunu bile anlamaz, döner durur. Burada işin aslını arama becerisi, doğruyu, gerçeği, hakikati anlama çabası önem kazanır. İnsana şeref kazandıran özellik, bu arayış ve sorgulama bilincidir… Bilinç yetersiz ise doğru bilgiler bile bazılarını yanlış yollara götürür.
Söyleneni anlamaktan ziyade konuşana cevap vermeye çalışanların çoğunlukta olduğu toplumlar “hakikati aramıyor” demektir. Böyle konuşmalar önce tartışmaya, sonra kavgaya, sonunda ayrışmaya gider. Bu bağlamda beşer ile insan arasındaki fark şöyle ortaya çıkar: Beşer haklı çıkmak için konuşur; insan hakikati ortaya çıkarmak için konuşur. Beşer söylenene cevap vermek için dinler, insan söyleneni anlamak için dinler.
Beşeri, insan olma yolculuğuna teşvik etmek ve o yolculuğa rehberlik etmek kurtuluşa giden yolun kapısıdır… Dinimiz İslam da bunu yapmıyor mu? Ancak o yolun girişinde Müslüman kılığında İslam düşmanlığı edenler ya da insanlık düşmanları var. Onlar ya yolculuğa çıkmayı engelliyorlar ya da yola çıkanları yanıltmak için çalışıyorlar.
Bu virüslere karşı en büyük bağışıklık; akıl ve ahlak olarak ortaya çıkar. Akıl soru sorabilecek kapasitede, ahlak da o sorular karşısında hesap verebilecek kalitede ise kişi başkasına yaptığı eleştiri veya sorgulamanın, kendisine de yapılmasını kabul edecek seviyede olgunlaşmış bir adalet bilincine ulaşır...
Adalet bilinci gelişirse ne ala…
Son günlerde Türkiye’nin gündemine oturan batak yatırım fonları sorununa bir de bu gözle bakalım: Riskler önceden görülmüşse neden yeterli tedbir alınmadı? Zarar büyüdükten sonra sorumluları aramak, hapse atmak, zamanında alınabilecek tedbirin yerini tutar mı?
Burada bir fark daha ortaya çıkar: Beşer iş işten geçtikten sonra tepki vermek için konuşur, insan ise zamanında tedbir almak için çalışır.
Bu yalnız devletin veya kurumların sorumluluğu da değildir. Dolandırılmamak için hırsı ile akıl ile karar vermek yerine araştırmak, yalanın aracısı olmamak için duyumları doğrulamak, bir haber hakkında hüküm vermeden önce doğru dinlemeyi öğrenmek, yayılan tiyolara inanmadan önce kaynağına bakmak... Bunların hepsi aynı sorumluluğun parçalarıdır: Aklını kullanma sorumluluğu… İnsan olmaya giden yolculuğun en önemli mola tesisi.
Duyduğuna hemen inanmak yerine sorguladığında... Haklı çıkmak için konuşmak yerine hakikati ortaya çıkarmak için konuşmaya çalıştığında... Kendi düşüncenin de sorgulanmasına izin verdiğinde... Ve zarar ortaya çıktıktan sonra tepki vermek yerine, sorun ortaya çıkmadan önce tedbir aldığında... Algılar ile zan ile hareket etmek yerine hakikati arayacak kapasitede akıl, ulaştığımız hakikati güzel ahlak kalitesinde filtresi olan güçlü bir vicdana sahip olduğumuzda, kişi beşerden insan olmaya doğru yükselir.
O halde tekrarda yarar var: Yalanı ilk uyduran kadar, doğrulamadan yayan da yalanın ortağıdır. Paylaşmadan önce dur, düşün, sorgula. Siyasette, dinde, tarihte, ticarette, ikili ilişkilerde ve güncel yaşamda görüntüye, kalabalığa, algıya kananlardan olma. İşin aslını ara! Dinin manasını anla. Selam ve dua ile kalın sağlıcakla.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.