Yılmaz SANDIKÇI

Yılmaz SANDIKÇI

Dünyanın Akupunktur Noktasında Egemen Olmak

Geçen hafta 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladık. Çocukların sevinci, milletin geleceğine dair umududur. 23 Nisan sadece çocuk bayramı değildir. Aynı zamanda “egemenlik” meselesini yeniden düşünmemiz gereken çok önemli bir gündür. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan 1920, bu milletin, işgalci düşman karşısında sarayın düştüğü durumu görüp, “kendi kaderime kendim sahip çıkarım” dediği gündür. Yani 23 Nisan, çocuklara armağan edilmiş bir bayram olduğu kadar, çocuklara nasıl bir ülke bırakacağımızı da hatırlatan bir vicdan muhasebesi günüdür.
*
Yıllardan beri dikkat çekiyorum, ülkemiz, dünyanın akupunktur noktasında duruyor. Eski Dünya’nın, üç kıtanın kavşak noktasındayız. Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu, Akdeniz, Karadeniz, enerji yolları, ticaret koridorları, göç yolları, savaşlar, barış arayışları ve küresel hesaplar bizim çevremizde düğümleniyor. Bu gerçek bize taktik düşünme seviyesinden stratejik düşünme seviyesine çıkmamız gerektiğini gösteriyor. Fakat bunu anlama, hak etme ve hakkını vermenin neresindeyiz acaba? sorusunu da beraberinde getiriyor.
*
Örneğin, “milletin egemenliği” ile “Allah’ın egemenliği” arasındaki farkı anlayacak kadar düşünmeyen; hatta “put ile anıt arasındaki farkı” bile ayırt edemeyen kafalarla stratejik düşünmeyi ne kadar başarabiliriz sizce?
*
23 Nisan’ın bana öğrettiği şey şudur: Egemenlik, bir kişinin, bir zümrenin, bir ailenin, bir tarikatın, bir cemaatin, bir partinin, bir dış gücün ya da kendini milletin üstünde gören herhangi bir yapının malı değildir. Egemenlik tüm milletindir. Bu egemenliği millet adına kullanacak kişilerin doğru seçilmesi için milletin aklı hür olmalıdır. Milletin, aklı, algı yönetim oyunları ile aldatılmasın diye, milletin vicdanı da hür olmalıdır. Millet oy verirken aldanmamalı, inanırken sömürülmemeli, düşünürken susturulmamalı, itiraz ederken dışlanmamalı; iradesini en doğru şekilde kullanmayı öğrenecek şekilde eğitilmelidir. Çünkü egemenliğin gerçek sahibi olan millet, iradesini malumat yerine yani söylenti ve duyum yerine ancak bilgi ile doğru kullanabilir. Doğrudan sapmaları engellemek için hukuk işletilmelidir.
*
Jeopolitik konumumuzu doğru kullanmamız, bizi dünyada söz sahibi yapabileceği gibi, yapacağımız yanlışlar da bizi sefalete hatta parçalanma riskine itebilir. Bu riski öngöremeyen politikalar, milletin egemenlik iradesini kendi küçük hesaplarına alet edenler de farkında olarak ya da olmayarak aynı sonuca hizmet edebilir. Varacağımız sonuç bize bağlı, en çok da toplumsal iletişimde seçeceğimiz yönteme bağlı; yani efelenmeli, dayılanmalı, atarlı-giderli, kindar kafaların ürünü kavgacı ve ayrıştırıcı münakaşa yöntemini mi seçeceğiz? Yoksa insan olmaya daha yakışır şekilde birleştiren, güçlendiren, müşavere, münazara, müzakere, istişare, işbirliği ve uzlaşı yöntemlerini mi seçeceğiz?
*
Yani ezberden nakleden akla mı dayanacağız, yoksa sorgulayan, analiz eden stratejik düşünmeyi öğrenen akla mı? Seçeceğimiz yöntem, cumhuriyetimizin ve demokrasimizin kalitesini, milletimizin refahını ve vatanımızın bütünlüğünü etkileyecek hayati önemdedir. Hatta bu konudaki yöntem tercihimiz, bir siyasal partiyi seçmekten daha önemlidir. Mesele siyasal partiler üzerinde değerlendirilmelidir.
*
Çünkü Cumhuriyet, devletin yönetimine liderlik edecek olanların seçilmesi ve devletin her türlü makamında cumhura hizmet edecek görevlilerin atanması konusunda, cumhuru oluşturan herkese fırsat eşitliği sunar. Devlet yönetimine liderlik etmek isteyenlerin yeterinden fazla olmasından dolayı da görev alacak olanlar seçimlerde cumhur tarafından belirlenir. Buna da demokrasi denir.
*
Cumhur; demokrasi yöntemi ile devlet makamlarına yapılacak atama, görevlendirme ve tüyü bitmedik yetimlerin bile hakkını içeren hazinemizi yönetme gibi işlerin sorumluluğunu seçimle vekil tayin ettiği kişilere verir, kendisi işine devam eder. İşinde kazandığından bir kısmını da devletin işlemesi için vergi olarak öder.
*
Seçilmişlerin devlet makamlarına eş, dost, akraba, hemşeri yerleştirmesi; şu veya bu tarikatın müritlerini, şu veya bu partinin üyelerini ya da belli bir zümreyi tercih etmesi, yani adam kayırma ve liyakatsizlik, cumhurun vicdanındaki adaleti sarsar. Adalet sarsılınca dayanışma bozulur. Dayanışma bozulunca toplum zayıflar. Toplum zayıflayınca da düşmanın işi kolaylaşır.
*
Düşmana fırsat vermemek için demokrasi; seçenin seçilene hesap sorma hakkını, seçilenin de seçene hesap verme sorumluluğunu güvence altına alan mekanizmaları içerir. Bu mekanizmalar ancak hukuk ile işletilir. Hukuk sayesinde adalet güçlenir. Ama hukuk devleti ile kanun devleti arasındaki farkı anlayacak seviyede düşünemeyenler, aklını kullanma seviyesinde yükselecek şekilde eğitim, sınav, rekabet ve tecrübeyi içeren süreçlerden geçmeden atananlar, adaletin temelindeki hakkaniyet duygusuna ve toplumdaki huzur beklentilerine zarar verebilir.
*
Böyle yanlışları savunmak için dinin arkasına saklananların yönettiği ülkelerde anlaşılmıştır ki; Laiklik, birilerinin anlattığı gibi dinsizlik değildir. Laiklik; siyasetçi, din adamı, hoca, molla, şeyh, iş insanı, müteahhit, gazeteci, yazar, kanaat önderi, fenomen ve benzeri tiplerin çeteleşerek din, iman ve vicdan suiistimaliyle cumhuru aldatıp sömürmesini engellemek için gereklidir.
*
İşte “hakimiyet milletin olamaz, hakimiyet Allah’ındır” gibi sözlerle “yaratıcı olan Allah’ı yarattıkları ile aynı düzleme indirgeyen” ve kendilerini Allah’ın temsilcisi ilan ederek milletin iradesini çalmaya çalışanlara aldanmak değil, tam tersine bunlara aldanmamak için işin asılını arayacak, dinin manasını anlayacak seviyede düşünmeyi öğrenmek dinimizin gereğidir. Bu seviyede düşünmek ise iradenin temelidir!
*
Yani stratejik düşünmeyi öğrenmek, hey yıl 23 Nisan’da çocuklarımıza bırakılacak vatanı ve o vatanı yönetecek milli iradeyi koruma sorumluluğunu da hatırlamak demek. Çünkü çocuklar bayram diye gülüp eğlenirken, büyüklerin aklıyla, ahlakıyla, adaletiyle, görevlerini ve sorumluluklarını da öğrenir.
*
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir bu da Allah’ın verdiği aklı hür vicdanı ile kullanmayı gerektirir. Egemenliğine sahip çıkmak isteyen millet önce çocuklarının aklına, vicdanına, iradesini kullanma bilincine sahip çıkmayı öğrenmelidir. Çocuklarına, algı ve zan ile aldanmayı bırakıp, akıl ve vicdanı ile işin aslını anlamayı öğretmelidir. Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.