Ahmet TURAN
Kör Topal Gidiyor
Dünyayı ateş çemberine atanların suratlarına bakınca, hiç pişmanlık duymadıklarını görüyoruz.
Sanki insanların yuvalarını başlarına yıkan onlar değil.
Çoluk, çocuk, kadın, yaşlı silahsız masumları katleden bunlar değil.
Havadan gelince aslan kesiliyor, kara ya inince leşlerini saklayacak inler arıyor.
İnsanlardan çaldıklarıyla aylardır bombalıyor.
Ama mühimmatları nedense hiç bitmiyor.
Aksine iki yüzlü özgürlük havarileri tarafından destek görüyor
Bunların yüzünden tüm insanlık “Bindik alamete gidiyoruz kıyamete” sözünü mırıldanır oldu.
Türkiye’nin yoğun diplomatik görüşmeleri sonucu Pakistan’ın arabuluculuğunda ateşkes görüşmeleri başladı.
Hayırlı olur inşallah
Türkiye de niye olmadı?
Türkiye masada İsrail’i tokatlar.
Diğerlerine de hesap sorar. Bundan başkaları da rahatsız olur.
Benim ecdadım ‘çayın tadı şekerden değil eşlik edenden gelir’ dememiş mi?
Biz o masada çayımızın tadını bozdurmayız. Ama takip etmeyi de bırakmayız
Biz 1685 den itibaren takipteyiz. Ve bu sözlerde bizim gördüklerimizden, yaşadıklarımızdan sonra dilimizden dökülenler
Ateş yanar kül olur
İnsan yanar kul olur
Dertleşecek bir dost olursa
Bu da cana, canan olur.
Kör topala nasıl gidiyor diye sormuş
Topal da köre gördüğün gibi demiş
Akrebe bal yapmasını kötüye de iyilik etmesini öğretemezsin kokan ayaksa çorap değiştirmenin anlamı yok
Maymun muzu, kurt da kuzuyu terk etmez.
Benim ecdadım daha nasıl anlatsın.
Bir gün bir sultan, bahçıvanının yanına uğrayıp, kendisine hediye edilen tayı sorar.
-Bahçıvan efendi! Nasıl bizim tay?
-Asluhû nesluhû(aslı neyse nesli de odur), sultanım.
-Nesi var ki?
-Sultanım, asil bir tayın sırtına sinek böcek konduğunda bunları kuyruğuyla kovalar. Ancak bizim tay, adeta bir inek gibi kafasını çevirip ağzıyla sinekleri kovalıyor.
Sultan, bunun nedenini öğrenmek için tayı hediye eden adamı çağırtır ve tayın bu davranışının sebebi hakkında bilgi ister.
Tayı hediye eden adam der ki:
-Sultanım, bizim tay doğduktan hemen sonra annesi öldüğü için onu, ineğe emzirttik.
Böylece meselenin sırrı çözülmüş olur ve sultan adamlarına emreder.
"Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!"
Başka bir zaman sultana, güzel görünüşlü iri bir hindi hediye edilir.
Bir müddet sonra sultan bahçıvanın yanına varır ve hindiyi sorar.
-Asluhû nesluhû, sultanım.
-Bahçıvan efendi, bunun neyi var?
-Sultanım, asil olan bir hindi öteceği zaman kabarır, ibiği masmavi olunca başlar ötmeğe.
Bizim hindi iyice kabarıyor, ibiği masmavi olup tam öteceği zaman kafasını suya daldırıyor. Galiba bunun da soyunda bir bozukluk var.
Sultan, işin aslını öğrenmek için hindiyi hediye eden kişiyi çağırtır.
O kişi, hindinin yumurtasını ördeğin altına koyduklarını ve hindinin, ördek yavrularıyla birlikte büyüdüğünü anlatır. Bu meselenin de sırrı böylece anlaşılmış olur.
Ve padişah emreder:
"Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek."
Altın yerine yemek veriyor. Bunu da siz yorumlayın
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.