İbrahim GÜNAY
Ortadoğu Alev Alev
Ortadoğu yine alev alev ve ne yazık ki bu kez zamanlama, yaraların üzerine tuz basar gibi: Müslümanlar için sabrın, arınmanın ve vicdani muhasebenin ayı olan Ramazan’da gerçekleştirilen saldırılar, yalnızca askeri değil ahlaki bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Son günlerde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından İran’a yönelik gerçekleştirilen askeri hamleler, zaten kırılgan olan bölgesel dengeleri daha da tehlikeli bir noktaya sürüklüyor. Ancak mesele yalnızca jeopolitik değil; aynı zamanda sembolik ve vicdani bir boyut taşıyor. Çünkü Ramazan ayı, dünya genelindeki milyonlarca Müslüman için yalnızca bir takvim dilimi değil, kutsal bir zaman dilimidir.
Tesadüf mü, Yoksa Bir Mesaj mı?
Uluslararası ilişkiler elbette kutsal takvimlere göre şekillenmez. Devletler çıkarları doğrultusunda hareket eder. Fakat küresel güç iddiasında bulunan aktörlerin, özellikle de “demokrasi”, “insan hakları” ve “uluslararası hukuk” vurgusunu sıkça dillendiren ülkelerin, attıkları adımların sembolik etkisini de hesaba katmaları gerekmez mi?
Ramazan ayında gerçekleştirilen bir saldırı, teknik olarak askeri bir operasyon olabilir; fakat algı düzeyinde çok daha derin bir kırılma yaratır. Bu durum, zaten Batı ile İslam dünyası arasında var olan güvensizlik duvarlarını daha da yükseltir. Sıradan insanların zihninde şu soru yankılanır: “Bu zamanlama tesadüf mü, yoksa bir mesaj mı?”
Geniş Bir İnanç Topluluğuna Yönelik Saygısızlık
Bölgesel gerilimlerin tırmandığı bir dönemde, askeri yöntemlere başvurmak kısa vadeli stratejik kazanımlar sağlayabilir. Ancak uzun vadede radikalleşmeyi besleyen, mağduriyet söylemini güçlendiren ve diplomasinin alanını daraltan bir sonuç üretir. Özellikle dini hassasiyetlerin yoğun olduğu dönemlerde yapılan müdahaleler, sadece hedef alınan ülkeye değil, geniş bir inanç topluluğuna yönelik saygısızlık olarak algılanma riskini taşır.
Burada eleştirilmesi gereken yalnızca bir operasyon değil, aynı zamanda güç kullanımının zamanlaması ve dili. Küresel düzenin istikrara ihtiyacı var; sembolik olarak böylesine hassas bir dönemde gerçekleştirilen saldırılar ise istikrara değil, kutuplaşmaya hizmet eder.
Eğer gerçekten kalıcı barış hedefleniyorsa, askeri reflekslerden önce diplomatik kanalların zorlanması gerekir. Güç gösterisi, özellikle kutsal kabul edilen zamanlarda sergilendiğinde, sadece karşı tarafı değil, tüm bir coğrafyayı incitir.
Ramazan; sabrın, merhametin ve iç hesaplaşmanın ayıdır. Böylesi bir dönemde atılan bombalar, sadece hedefleri değil, umutları da vurur. Ve belki de asıl sorgulanması gereken budur: Güçlü olmak mı daha değerlidir, yoksa adil ve duyarlı olmak mı?
Ramazan’ın Gölgesinde Silah Sesleri: Kutsala Saygı Nerede Kaldı?
İslam dünyası için arınma, barış ve kardeşlik iklimi olan mübarek Ramazan ayı, ne yazık ki bu yıl da coğrafyamızın dinmeyen sancıları ve çatışma haberleriyle karşılanıyor. Son günlerde Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği askeri hamleler, sadece bölgesel bir gerilimi tırmandırmakla kalmıyor; aynı zamanda iki milyar Müslüman’ın kutsal değerlerine ve inanç hürriyetine yönelik derin bir hürmetsizliği de gözler önüne seriyor.
Maneviyata Saldırı, Barışa Engel
Siyasetin ve jeopolitik çıkarların ötesinde, insanlığın ortak mirası olan "kutsal zaman dilimleri" vardır. Tarih boyunca savaşlarda dahi gözetilen ateşkes ve barış iklimi, bugün modern dünyanın sözde medeniyet temsilcileri tarafından hiçe sayılmaktadır. Müslümanlar iftar sofralarında huzur ve dua ararken, semalardan yükselen uçak sesleri ve patlamalar, evrensel insan hakları ve inanç saygısı iddialarının ne kadar samimiyetsiz olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
İsrail ve Amerika’nın bu provokatif saldırılarını en sert şekilde kınıyoruz. Şiddetin diliyle hiçbir sorunun çözülmediği tarihsel bir gerçektir. Kutsal değerlerin çiğnendiği, barışın silahların gölgesinde kaldığı bu kirli oyunun bir an önce son bulması gerekmektedir. Uluslararası kamuoyunu, bu fütursuzca sergilenen şiddete karşı ses yükseltmeye ve inançlara saygı duyulması noktasında somut adımlar atmaya davet ediyoruz.
Batı’nın Çifte Standardı
Demokrasi ve inanç özgürlüğü konusunda dünyaya ders vermeye kalkanların, Müslümanların en hassas olduğu bir ayda şiddeti tırmandırması tam bir akıl tutulmasıdır. Bu saldırılar: Bölgesel istikrarı geri dönülemez bir uçuruma sürüklemekte, Sivil halkın manevi dünyasında derin yaralar açmakta, Küresel barış umutlarını sabote etmektedir. "Zulüm, sadece cana kasten değil; bir halkın ruhuna, inancına ve en kutsal anlarına saldırarak da yapılır."
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.