Mustafa ÖZLÜK
Savaş Gölgesi Olmasın
Ortadoğu saran ateş bize ulaşmadan son bulsa. Daha fazla insan ölmesin. Can ve mal kaybı fazla yaşanmasasın. Haksız savaşlar bir an önce son bulsun.
İran, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasında yükselen gerilim, yalnızca üç ülkeyi ilgilendiren dar bir mesele değildir. Bu hat üzerinde oluşabilecek bir kırılma, Orta Doğu’nun tamamını ve dolaylı olarak bütün dünyayı etkileyebilecek bir güç mücadelesine dönüşebilir. Uzun yıllardır siyasi, askerî ve stratejik alanlarda süren rekabet; nükleer program tartışmaları, yaptırımlar, bölgesel nüfuz arayışı ve güvenlik kaygıları etrafında derinleşmiştir. Bugün bu hattaki bir kıvılcımın doğrudan savaşa dönüşme ihtimali konuşuluyorsa, bunun sonuçları yalnızca cephe hattıyla sınırlı kalmayacaktır.
İran ile ABD arasındaki sorunlar özellikle nükleer program üzerinden yoğunlaşmış, yaptırımlar ekonomik baskıyı artırmış ve karşılıklı güvensizlik kronik bir hâl almıştır. İsrail ise İran’ın olası nükleer kapasitesini kendi güvenliği açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendirmekte ve bu konuda sert bir tutum benimsemektedir. ABD, hem İsrail’in güvenliğini koruma hem de bölgedeki stratejik çıkarlarını sürdürme amacıyla pozisyon almakta; bu durum gerilimi daha karmaşık bir dengeye taşımaktadır. Ortaya çıkan tablo yalnızca üç devlet arasındaki bir kriz değil, küresel güç dengelerini etkileyebilecek bir kırılma noktasıdır.
Uluslararası sistemde zaman zaman “güçlü olanın belirlediği kuralların” hâkim olduğu algısı doğmaktadır. Güçlü devletlerin her türlü silaha sahip olma hakkını kendilerinde görmeleri, buna karşılık zayıf ya da gelişmekte olan ülkelerin benzer taleplerinin meşru görülmemesi küresel adalet tartışmalarını derinleştirmektedir. “Ben dünyanın jandarmasıyım” anlayışı, tam da emperyalizmin özünü yansıtan bir bakış açısıdır. Oysa sürdürülebilir güvenlik ancak karşılıklı güven ve uluslararası hukuk temelinde inşa edilebilir.
Olası bir savaş kısa sürede bölgesel bir yangına dönüşebilir. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki jeopolitik konumu, dünya enerji ticaretinin önemli bir bölümünü doğrudan ilgilendirir. Bu bölgede yaşanacak askerî bir gerilim petrol ve doğalgaz fiyatlarını hızla yükseltebilir; enerji maliyetleri küresel enflasyonu tetikleyebilir ve dünya ekonomisinde yeni bir dalgalanma başlatabilir. Avrupa enerji arz güvenliği konusunda ciddi sıkıntılar yaşayabilir, Asya ekonomileri artan üretim maliyetlerinden olumsuz etkilenebilir. Küresel piyasalarda belirsizlik artar, sermaye güvenli limanlara yönelir ve gelişmekte olan ülkeler daha kırılgan hâle gelir.
Modern savaşlar artık yalnızca cephede kazanılmıyor. Ekonomik dayanıklılık, diplomatik meşruiyet ve toplumsal istikrar da en az askerî güç kadar belirleyici oluyor. Uzun süreli bir savaş altyapıları tahrip eder, ticaret yollarını kapatır ve halkları yoksullaştırır. En ağır faturayı ise karar mekanizmalarında yer almayan siviller, yani sıradan insanlar öder. Evini, işini, güvenliğini kaybeden milyonlar savaşın gerçek mağdurlarıdır.
Türkiye açısından tablo daha hassastır. Türkiye hem coğrafi konumu hem de diplomatik ilişkileri nedeniyle bu gerilim hattının tamamen dışında kalamaz. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile müttefiklik ilişkisine sahiptir; İran ile uzun bir kara sınırını paylaşır; İsrail ile dönemsel iniş çıkışlara rağmen diplomatik bağlarını sürdürmektedir. Bu çok boyutlu ilişki ağı, atılacak her adımın dikkatle hesaplanmasını gerektirir.
Türkiye’yi savaşa çekmek isteyen provokatif girişimler ihtimal dışı değildir. Herhangi bir askerî hedefe yönelik bir saldırının Türkiye’yi doğrudan tarafmış gibi gösterme amacı taşıması mümkündür. Bu nedenle soğukkanlılık ve stratejik akıl hayati önem taşır. Türkiye’nin temel önceliği barıştır. Savaş ölüm ve yokluk demektir; barış ise istikrar, kalkınma ve umut demektir.
Bölgesel bir savaş yeni göç dalgalarını tetikleyebilir. Enerji fiyatlarının yükselmesi Türkiye ekonomisini zorlar; üretim maliyetleri artar, enflasyon baskısı güçlenir. Turizm sektörü güvenlik algısından etkilenebilir, ticaret yollarındaki aksama ihracat ve ithalat dengesini bozabilir. Bu tablo Türkiye’nin savaşı değil, istikrarı ve diplomatik çözümü öncelemesini zorunlu kılar.
Türkiye’nin menfaatlerine en uygun politika; denge, akılcı diplomasi ve ulusal çıkar ekseninde şekillenmelidir.
Hiçbir tarafla köprüleri tamamen atmadan, ilkeli bir duruş sergilemek Türkiye’nin elini güçlendirir. Daha önce farklı krizlerde ortaya konulan arabuluculuk kapasitesi, Türkiye’nin bu tür gerilimlerde yapıcı rol oynayabileceğini göstermiştir. Gerilimi azaltmaya yönelik aktif diplomasi hem bölgesel hem küresel ölçekte değerli olacaktır.
Ekonomik dayanıklılık da en az diplomasi kadar önemlidir. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, yerli üretimin artırılması ve makroekonomik istikrarın güçlendirilmesi Türkiye’yi dış şoklara karşı daha dirençli kılar. Savunma sanayiindeki yerli kapasitenin artması caydırıcılığı güçlendirir. Ancak temel hedef savaşın tarafı olmak değil, savaşın Türkiye’ye sirayet etmesini önlemektir.
Küresel ölçekte böyle bir savaş sistemsel bir krize dönüşebilir. Enerji piyasalarındaki şok dalgası finansal belirsizliği artırır, uluslararası ticarette daralma başlar ve yeni jeopolitik bloklaşmalar ortaya çıkabilir. Küresel enflasyon yükselir, büyüme oranları düşer ve sosyal huzursuzluklar artar. Bu zincirleme etki, savaşın sınır tanımadığını bir kez daha gösterir.
Savaş gerekmedikçe cinayettir diyor Atatürk. Savaşı gerektirecek koşullar yoktur. Emperyalistler çıkarları için İstedikleri yere çökmeye çalışıyorlar. "Yurtta barış dünyada barış" diyenler Mustafa Kemal Atatürk'ün çağrısına uyarak ayağa kalkmalı. İnsanlar ölmesin .İnsanlar acı çekmesin. Barış olsun.
Sonuç olarak İran–ABD–İsrail hattında yaşanabilecek doğrudan bir savaşın gerçek anlamda kazananı olmayacaktır. Askerî başarılar geçici olabilir; fakat ekonomik yıkım, toplumsal travma ve siyasi istikrarsızlık uzun süreli olur. En büyük zararı milletler ve özellikle dar gelirli halk kesimleri görür.
Türkiye için en doğru yol; güçlü savunma, dengeli dış politika, etkin diplomasi ve sağlam ekonomi ekseninde ilerlemektir. Akıl, sağduyu ve diyalog her zamankinden daha değerlidir. Çünkü savaşın kazananı yoktur; barış ise herkes için ortak kazançtır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.