Mustafa ÖZLÜK

Mustafa ÖZLÜK

Zam gelecek

Tüketiciye sürekli zam gelecek inancı oluşturuluyor. O da bir alacağı yerde iki almaya kalkıyor. Durumuna göre alıyor veya alamıyor. İstikrarlı ortamın sağlanması için hepimize görevler düşüyor. Erdemli insanların davranışı sorumluluğu gerektirir. Erdemli insanlar kendini düşündüğü kadar, başkalarını da düşünendir.

Türkiye'de son yıllarda en sık duyduğumuz cümlelerden biri şudur: "Yarın zam gelecek." Bu söz artık sadece bir fiyat değişikliğinin haberi değil, aynı zamanda bir pazarlama yöntemine dönüşmüş durumda. Tüketici, zam korkusuyla ihtiyacından fazlasını almaya yöneliyor; satıcı ise bu psikolojiyi kazanca dönüştürüyor. Böylece fiyatlar gerçek maliyetlerden çok beklentilerle şekilleniyor.

Üretici ile tüketici arasındaki denge uzun yıllardır sağlanamıyor. Arada yer alan bazı aracılar ve büyük zincirler, piyasanın dengesini bozuyor. Binlerce şubesi bulunan işletmelere kesilen cezalar ise çoğu zaman caydırıcı olmuyor. Milyonlarca liralık cirosu olan bir işletme için sembolik kalan cezalar, haksız kazancın önüne geçemiyor. Sonuçta değişen hiçbir şey olmuyor; vatandaş ise her geçen gün biraz daha pahalıya alışveriş yapmak zorunda kalıyor.

"Zam gelecek" söylemi yıllardır kullanılan bir satış tekniğidir. Özellikle stoklarda bekleyen ürünleri kısa sürede eritmek isteyen firmalar, tüketicinin endişelerini kullanabiliyor. İnsanlar yarın daha pahalı olacak düşüncesiyle bugün ihtiyaçlarından fazlasını satın alıyor. Oysa gerçek anlamda maliyet artışı olmadan yapılan bu fiyat hareketleri hem piyasayı bozuyor hem de güven duygusunu zedeliyor.

Bugün bazı ürünlerde yapılan yüzde elli, yüzde yüz hatta daha yüksek indirimler de düşündürücüdür. Bir ürün bu kadar indirilebiliyorsa, normal satış fiyatında ne kadar kâr vardır? Ticaret elbette kâr etmektir; ancak aşırı kâr ile helal kazanç arasındaki çizgi hiçbir zaman unutulmamalıdır.

İslam inancı, ticarette doğruluğu, dürüstlüğü ve kul hakkını esas alır. Peygamber Efendimiz, güvenilir ve dürüst tüccarın kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olacağını müjdelemiştir. Çünkü ticaret yalnızca para kazanmak değildir; güven kazanmaktır, vicdan kazanmaktır. Bir insanın zor durumunu fırsata çevirmek, ihtiyacı üzerinden aşırı kazanç sağlamak ne ahlaka ne de inanca sığar.

Bugün vatandaşın en çok sorduğu sorulardan biri şudur: Patates, soğan, domates gibi temel gıda ürünleri nasıl oluyor da kısa sürede iki-üç katına çıkabiliyor? Çiftçi aynı tarlada üretim yaparken, tüketici neden bu kadar pahalıya almak zorunda kalıyor? Bu soruların cevabı yalnızca üretimde değil; depolamada, aracılık sisteminde, fırsatçılıkta ve denetim eksikliğinde aranmalıdır.

Bir başka düşündürücü konu ise et fiyatlarıdır. Tarım ve hayvancılık potansiyeli yüksek olan bir ülkede vatandaşın Avrupa'nın birçok ülkesinden daha pahalı et tüketmesi ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Üreticinin emeği korunurken tüketicinin de alım gücü gözetilmelidir. Adalet, ancak bu denge kurulduğunda sağlanabilir.

Elbette bütün tüccarları aynı kefeye koymak doğru değildir. İşini dürüst yapan, helal kazancın peşinden koşan, müşterisini aldatmayan binlerce esnafımız ve işletmemiz vardır. Onlar toplumun güven kaynağıdır. Ancak fırsatçılık yapan azınlığın davranışları, maalesef bütün ticaret hayatına gölge düşürmektedir.

Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Ekonominin temelinde güven, ahlak ve vicdan vardır. Eğer bu değerler zayıflarsa, piyasalarda da huzur kalmaz. Devletin etkin denetim yapması kadar, üreticinin, satıcının ve tüketicinin de vicdanıyla hareket etmesi gerekir.

Vatanını seven insan, sadece gerektiğinde bayrağını taşımakla değil, ticaretinde de adaletli davranmakla sorumludur. Milletini seven insan, vatandaşının cebine göz dikmez. Helal kazanç bereket getirir; haksız kazanç ise kısa vadede kazandırıyor gibi görünse de toplumun güvenini ve huzurunu yok eder.

Bugün her zamankinden daha fazla dürüst ticarete, vicdanlı üretime ve adil paylaşıma ihtiyacımız var. Kazanmak elbette güzeldir; fakat en büyük kazanç, insanların duasını almak, güvenini korumak ve kul hakkına girmeden alın teriyle kazanmaktır. Türkiye'nin gerçek zenginliği de işte bu ahlaklı ticaret anlayışında saklıdır

Üretticıyi küçümsememelidir .Girdiler göz önüne alınarak doğru ücret belirlenmelidir. Başta gidişten mutlu olan aracı, bir gün üreten kalmayabilir. Birilerinin keyfi sonucu hem üretici hem tüketici mağdur ediliyor. Hiç kimse kazanmadan üretmeye devam edemez. Adaletli olmayı öğrenmek gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.