Yılmaz SANDIKÇI

Yılmaz SANDIKÇI

AMERİKAN İLLÜZYONU-I

Bilim, teknoloji, girişimcilik, hukuk, üniversite, sermaye piyasaları ve bireysel özgürlükler yönünde çağdaş medeniyete öncülük etmiş bir ülkenin kendi kalitesini bu kadar aşındırması büyük bir çelişki.

Bir zamanlar ABD’nin gücü, insanların Amerika’da yaşamak istemesinden, bazı devletlerin ABD gibi olmak istemesinden geliyordu. Bunu sürdüremeyen ABD günümüzde kendisinden korkulmasını istiyor.

Görünen o ki bu da işe yaramıyor. Bir medeniyet, ikna kabiliyeti azaldıkça askeri gücünü göstermek zorunda kalıyorsa gerçekten medeniyet midir? Gerçekten güçlü müdür sizce?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yaklaşık 75 yılda ABD’nin askerî müdahalelerine bakıyorum:
1950’lerde Kore: Savaş, başladığı yere yakın bir hatta sona erdi; Kore’nin bölünmüşlüğü kalıcılaştı.
1960’larda Küba: Castro rejimini devirmeye yönelik Domuzlar Körfezi çıkarması fiyaskoyla sonuçlandı.
1970’lerde Vietnam: Muazzam askerî gücüne rağmen ABD çekildi, iki yıl sonra Saygon düştü.
2000’lerde Afganistan ve Irak’a yaptığı operasyonlar ile rejimleri devirdi ama hem ülkelere hem de bölgelere istikrarsızlık bıraktı. İnsan haklarını dilinden düşürmeyen ABD, haksızlıkta dibe vurdu.
2026’da İran’a karşı giriştiği harekât ise askerî güç ile siyasi sonuç üretme gücünün aynı şey olmadığını, ABD’nin askeri gücünü doğru kullanamadığını gösterdi.

Daha da önemlisi ABD, her seferinde müthiş başarılarla sonuçlanan askeri operasyonlarının bir Hollywood illüzyonu olduğu görüldü.

1990 yılına kadar süren Soğuk Savaş'ta ABD'nin karşısında SSCB vardı. SSCB'nin temel sorunu ekonomik sistemiydi. Batı'nın sermaye, teknoloji, üretkenlik ve inovasyon kapasitesiyle rekabet edemedi ve sonunda çöktü.

Amerikan kapitalizmi kazandı.

Sonra kapitalizmin galibi, kısa vadeli kâr hırsı uğruna gelecekteki en büyük rakibinin sanayileşmesine yardımcı oldu.

Amerikan ve diğer Batılı şirketler: ucuz işgücü, düşük üretim maliyeti, yüksek kâr marjı hedefi ile üretimini Çin'e kaydırdı.

1990’lı yıllardan sonra mükemmel gibi görünen kapitalist denklemin, son 10 yıldır nasıl da dengesiz bir aklın ürünü olduğu görünmeye başladı.

Çin yalnızca üretmedi, üretirken öğrendi. Öğrendikçe sanayileşti. İhracatı ithalatını aşınca sermaye biriktirdi. Sermaye biriktirdikçe Ar-Ge ile teknolojiye geçti. Ardından altyapıya ve askerî kapasiteye yatırım yaptı.

Ve sonunda, Batı ucuz Çin emeği ve malından kâr ederken, Çin çok pahalı bir güç inşa etti.

ABD sermayesi, Çin'in güçlenmesini besledi. Çin’in güçlenmesi ABD’nin liderliğini tehdit etmeye başladı. ABD'yi, Çin'i ablukaya almak için daha fazla savunma harcaması yapmaya zorladı.

Kendine rakip istemeyen ABD, bir dönem en büyük rakibi olan SSCB’yi yıkabilen ABD, Rusya’nın güçlenmesini hazmedemezken daha büyük bir rakip olan Çin’i kendi elleri ile besledi.

SSCB’nin intikamını Çin alıyor sanki, hem de ABD ile müttefiki kapitalistlerden kazandığı para ile…

Bir ülkenin şirketleri daha fazla para kazanmak için gelecekteki rakibi büyütürken, aynı ülkenin devleti de büyütülen rakibi durdurmak için trilyonlar harcıyorsa buna akıl denir mi? Bu akılsızlık kapitalizmin rasyonalitesi ile açıklanabilir mi?

Bu akılsızlık, kazanamadığı işlere girerek, müttefiklerine de zarar verdiğini anlar mı?

Bu olsa olsa kapitalizmin akıl tutulmasıdır ve anlamaz!

Geçmişte kapitalizmin temsilcisi olan ABD, günümüzde “kapitalist akıl tutulmasının” temsilcisi olmuştur.

Son yıllardaki gelişmeler size de bunu göstermiyor mu?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.