Yılmaz SANDIKÇI
28 ŞUBAT DERSLERİ
Olayların sebeplerini anlamadan, sonuçları üzerinde konuşup tartışanlar, topluma yararlı olacak bir sonuca ulaşamıyorlar.
*
28 Şubat 1997… Tanklar sokakta kalmadı ama demokrasiyi raydan çıkardı. Silahlar patlamadı, ama milletin iradesi susturuldu. Mesele hükümetin düşürülmesi değildi. Türkiye’de iktidarın kimde olduğunu göstermekti. İktidar, milli irade ile sandıktan mı çıkıyordu? Yoksa iktidar sistem içi güç odaklarınca atanmış ellerde miydi?
*
Tarihimizdeki darbe geleneğine(!) bakarsak, Osmanlı’dan beri süregelen merkezî elit çevre ile halk arasındaki geriliminin son halkası olarak görülebilir 28 Şubat.
Ancak yanlış bir tanım üzerine yapılan yanlış bir darbe denemesi olarak kalır tarihte.
*
Devletimiz ile milletimiz arasında gerilime yol açan yanlışlardan en önemli ikisi, bence: Bir, demokrasinin yanlış ve eksik uygulanmasıdır. İki, laikliğin yanlış tanımlanması ve bozuk uygulanmasıdır.
*
Osmanlı zamanında asker, ulema, bürokrasi eliyle 6 padişahı tahttan indiren ve beşini öldüren darbeleri hatırlamak gerek. Bunun yanında Tanzimat Fermanı ile başlayan halk ile uyum kuramayan bürokratik modernleşmeyi hatırlamak gerek. Cumhuriyet döneminde tek parti ile güçlenen merkezi yönetimi ve 1960 yılında gelen ilk darbe, ardından 1971 ve 1980 müdahalelerini de hatırlamak gerek.
*
28 Şubat ise “postmodern” denildiği için daha yumuşak görünüyor ama darbe darbedir, sadece yöntem değişmiştir. Hedef aynı; toplumu yeniden dizayn etmek. Dizayn etmek devletin kuruluş ilkelerini yanlış tanımlayan kafalarda doğru sonuçlar vermedi maalesef.
*
Örneğin laiklik tanımındaki yanlışı ele aladım; tek partili dönemde parti ile devlet aynıydı. O dönemde laiklik “devlet işleri ile din işlerinin ayrılmasıdır” olarak tanımlandı. Çünkü tek parti zaten devletti, parti siyaseti yoktu. Dönemine göre tanım doğru idi ama zaman içindeki değişime uyumu sağlaması için tekrar dizayn edilmeliydi.
*
Çok partili hayata geçildiğinde tablo değişmişti. Artık devleti yönetmek için millet iradesinden oy isteyen farklı partiler vardı. Seçmenden oy almak için “siyaset” yapıyorlardı. Dini, imanı siyasetlerine alet etmeleri yanlış olacaktı. Ama bunu yanlışı durduracak olan tek araç doğru tanımlanmamıştı. Milletin bir kesiminde karşılık bulmuyordu.
*
Oysa devlet başka şeydi, hükümet başka. Hükümeti kurmak isteyen partiler bambaşka. İşte tam burada laikliğin tanımı değiştirilmeliydi. Değiştirilmedi. Kendini halktan üstün gören merkezi elitler bunu düşünememişti. Çok partili dönemde laiklik tanımı şöyle tekrar dizayn edilmeydi; laiklik “siyaset işleri ile din işlerinin ayrılmasıdır.”
*
Böylece dinimizin oy devşirme aracı olarak kullanılmasını ve suiistimal edilmesini önleyecekti. Siyasal partilere Müslüman kılığında sızan ama asıl görevleri İslam düşmanlığı olan ve tarihte İslam uğruna en çok şehidi veren Türk Milletinin kurduğu son devleti yıktırmak için çalışanların milletimizi aldatmasını engelleyecekti.
Siyaset, inancımızı kullanarak iktidarı ele geçiremeyecekti.
İnancımız, devlet gücüyle dizayn edilemeyecekti.
Bu sayede laiklik hem devlet kadrolarını ele geçirmeye çalışan liyakatsiz tipleri durduracak hem de tüyü bitmedik yetimlerin de hakkını içeren devlet hazinesini koruyacaktı.
*
Tanımda basit bir dizaynı yapılmadığı için gücü elinde tutanlar devleti, inancı, milleti kendi kafalarına göre dizayn etme sevdasına düştü; bir kesim laikliği, dini bastırma yetkisi sandı. Diğer kesim laikliği dinsizlik projesi diye anlattı. Her iki taraf da yanlıştı. Bu yanlışta ısrar, devlet ile millet arasında gerilim artırdı. Türkiye’yi gelişme yolundan alıkoymak, zayıflatmak için iç kavgalar çıkaranlar bir de laiklik kavgası çıkardı.
*
Sonunda ortaya çıktı ki, laikliği dinsizlikmiş gibi uygulayan iç güçler ile laikliği dinsizlikmiş gibi anlatan iç güçler, her ne kadar birbirine karşı gibi görünseler de aslında birlikte aynı dış güçlere hizmet etmişler.
*
Laikliğe karşı alnı secdeye değen adamdan zarar gelmez diyerek liyakate bakmadan devlet kadrolarına getirilenler değil miydi 15 Temmuz ihanetine girişenler.
*
Hatırlayın, 12 Eylül darbesini yapan komutanlar için “bizim çocuklar başardı” diyenler vardı. 15 Temmuz ihanetine girişenleri destekleyenlerin de aynı dış güçler olduğu anlaşıldı?
*
28 Şubat sürecinde hedef yalnızca bir parti değildi. Hedef, demokrasi sandığının belirleyiciliğini sınırlamaktı. Yani sorun laiklik değil, milletin iradesine duyulan güvensizlikti. Ama bir fark vardı: Toplum artık eskisi kadar edilgen değildi. Ve toplumu dizayn etmek isteyenler de dersine iyi çalışmamıştı. Bu da yine diğer bir yanlıştan kaynaklanıyordu: Demokrasinin yanlış ve eksik uygulanmasından; seçilmişlerin üzerinde oturan atanmışlardan!
*
O dönem, devleti elinde tutan iktidarın yanlışta ısrar etmesi demokrasi düşmanlarına fırsat vermişti. Bunların yanlış uygulaması milletin algısını da bozdu. Oysa demokrasi ne ki; Millet, devletini yönetmesi için temsilciler seçerken aldatma, çalma, yalan ve ihanete karşı;
- seçenlerin hesap sorma hakkını
- seçilenlerin hesap verme sorumluluğunu "güvence altına alan" bir sistem değil mi demokrasi. Bu kadar basit anlayana...
*
Peki, hesap vermek istemeyenler kimler? Hesap sormayanlar, sordurmayanlar kimler? Demokrasiyi İslam'a karşıymış gibi anlatan ama yerine saltanatı savunanlar, evlat, baba, amca, yeğen, kardeş katli üzerinde yürüyen bir zehir olan saltanatı İslam dininin hangi ilkeleri ile savunuyorlar? Bunlar aslında kime hizmet ediyorlar?
*
Yanlışlar silsilesi o kadar derin ki, Müslüman kılığında konuşanlar bir yana ateistler bile yön veriyor Müslümanlara; “hem laik hem Müslüman olunmaz” diyen bir ateist var ya, bu ateistin sözüne inananlar ne tür Müslüman oluyor Allah aşkına?
*
Laiklik tam da burada zihinlerimizi algı yönetimi hilesinden koruyacak bir panzehir oluyor aslında. Sözler, kavramlar küçüktür ama lafzından büyük anlam taşır. Bunları anlayamayanlar doğru yolda bile şaşırır. Şaşırmasalardı, laiklik, dinin siyasete alet edilmesini engelleyen bir emniyet kemeri olacaktı darbeler dönemi geçen yüzyılda kalmış olacaktı. Tanımlar düzeltilmeden tarih düzelir mi sizcee? Aldanmak yerine işin aslını arayanlara selam ve dua ile…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.