Yılmaz SANDIKÇI
İHRACAT ŞAMPİYONLARIMIZ
TİM'in açıkladığı Türkiye'nin ilk 1000 ihracatçısı arasında Konya'dan dokuz firmanın yer alması hepimiz adına gurur verici. Listeye giren firmaları gönülden kutluyorum.
Haberi okurken aklıma ilk gelen şey, asıl mesele listeye kaç firmanın girdiği değil; ihracata nasıl baktığımızdır. Hâlâ "kaç milyar dolar ihracat yaptık?" diye mi soruyoruz? Yoksa "Ne ihraç ettik, hangi teknolojiyle ürettik ve kilogram başına dolar kazancımızı ne kadar artırdık?" diye mi?
Çünkü artık dünya eski dünya değil. Rekabet artık miktarla veya fiyatla değil, ürettiğiniz katma değerle yapılıyor. Eskiden üretmek başarıydı, yeterliydi. İş hayatına başladığım yıllarda ise ihracat yapabilmek bir başarı olarak görülmeye başlamıştı. Ardından rekabet sertleşti. Bu defa üretmek ve satmak da yetmedi. Finansı yönetmek, verimliliği artırmak önem kazandı. Kaliteyi yükseltirken maliyeti düşürebilmek başarının yeni şartları hâline geldi. Bugün ise bütün bunlara bir yenisi eklendi: Yüksek katma değer üretmek.
Günümüzde ülkelerin zenginliği, sattıkları ürünün ağırlığıyla değil; o ağırlığın içine koydukları bilgi, teknoloji, tasarım ve marka değeriyle ölçülüyor. Çünkü katma değer artışı burada ortaya çıkıyor.
- Bir kilogram tarım ürünü,
- Bir kilogram maden cevheri,
- Bir kilogram demir-çelik ürünü,
- Bir kilogram otomotiv yedek parçası,
- Bir kilogram tarım makinesi,
- Bir kilogram medikal cihaz,
- Bir kilogram savunma sanayi ürünü,
- Bir kilogram bilgisayar, tablet veya cep telefonu,
- Bir kilogram mikroçip ya da elektronik sistem…
- Ağırlıkları aynı olsa da değerleri bazen yüzlerce, hatta binlerce kat farklı.
Bu listeye "bir kilogram yazılım veya yapay zekâ" koymak istesek koyamayız bile. Zira bunların değeri vardır ama ağırlığı yoktur. Eskiden "pahada ağır, yükte hafif" denirdi; bunlar artık o sözün bile ötesinde. Geleceğin ihracat şampiyonları ürünlerini hiç tartmayacak belki de.
İhracatını artırmaya çalışırken, kilogram başına ihracat değerini artırmak; emek ve alın terinin yanında daha fazla bilgi ihraç etmektir. Daha fazla mühendislik ihraç etmektir. Daha fazla teknoloji ihraç etmektir. Kazanç yanında kârı artırmaktır.
Yıllardır savunduğum gibi; ihracat sadece döviz kazandırmaz. Üretim kültürü kazandırır. Kalite disiplini kazandırır. Kurumsallaşmayı öğretir. Stratejik düşünmeyi geliştirir. Hatta diplomasiyi bile güçlendirir.
İhracatı güçlü olan ülkelerin sesi uluslararası masalarda daha gür çıkar. Bu yüzden ihracat politikalarımız stratejik akılla daha da geliştirilmelidir. Ben sektöre girdiğimden beri konuşulan ama nedense aşılamayan, üretimi artıracak sanayi yatırımlarının önündeki engeller giderilmelidir. Çünkü ihraç edilecek ürünler arttıkça bu artıştan iç piyasa da nasibini alacaktır. Artan üretim, enflasyonla mücadelede tek başına yeterli olmayan para politikalarına önemli bir destek sağlayacaktır.
Elbette enflasyon ile döviz kuru arasındaki denge de doğru kurulmalıdır. Bir ülkenin yerli parası yabancı paralar karşısında değerli olması önemlidir; ama gereğinden fazla değerli hâle gelmesi ihracatın rekabet gücünü zayıflatır, döviz gelirlerini azaltır ve ekonomide yeni dengesizliklere yol açabilir.
2008 yılında TİM Başkanı Oğuz Satıcı'nın ortaya koyduğu, daha sonra hükümetimizin 2023 hedefleri arasına giren 500 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşamadık; ancak yine de önemli bir seviyeye geldik. İhracat artışını sürdürmek adına burada yıllar önce dile getirdiğim bir öneriyi tekrar etmek istiyorum: Yurt dışındaki ticaret müşavirliklerimiz, büyükelçiliklerimiz ve ticaret ataşeliklerimiz daha aktif bir ihracat ağına dönüşmeli; başarıları da ülkeye kazandırdıkları yeni pazarlar ve ihracat artışıyla ölçülmelidir. Hatta özel sektörün performans kültüründen yararlanılarak, ülkemizi temsil eden görevlilere görev yaptıkları ülkelere sağlanan ihracat artışı oranında teşvik edici ödüller verilebilir.
Üniversitelerimiz yalnızca dış ticaret mezunu elemanlar değil, gerçek anlamda ihracatçılar yetiştirmelidir. Gerektiğinde akıncı beyi kadar bilge, gerektiğinde komando kadar cesur, gerektiğinde santrafor gibi iş bitirici; gerektiğinde uzlaşmacı bir diplomat, gerektiğinde soğukkanlı bir kriz yöneticisi olabilen ihracatçılar...
Ben yıllardır bunun için "İhracatçı Çırağı Sistemi"nin kurulmasını savunuyorum. Çünkü okullarda ve kurslarda teori anlatılıyor; ancak uygulamaya geçişte öğrencilerin önemli bir bölümü piyade misali, masa başından ihracat yapabileceklerini düşünüyor. Oysa ihracatçı olmak, bazı mesleklerden farklı olarak okul sıralarında değil, sahada öğreniliyor.
Şirketlerin de yetiştirdikleri ihracatçıların kıymetini bilmesi gerekiyor. Bu kıymet bilme karşılıklı olmalı tabi ki. Bilgi ve tecrübeyi doğru yönetecek kurumsal bilincin de zamanında oluşturulması gerekir.
TİM'in açıkladığı Türkiye'nin ilk 1000 ihracatçısı arasındaki Konyalı firmaları görünce bütün bu düşünceler yeniden canlanıyor zihnimde. Elbette kolay değil; her aşaması ayrı bir emek istiyor.
Listeye giren firmalardan Memak Makine ise benim için ayrı bir anlam taşıyor. 2009-2013 yılları arasında Memak'ın ihracata başlamasına öncülük eden biri olmanın mutluluğunu bugün bir kez daha hissediyorum. İlk ihracat adımlarına tanıklık ettiğim bir firmayı yıllar sonra Türkiye'nin ihracat şampiyonları arasında görmek bana şunu bir kez daha söylüyor: "İhracat sadece üretimle olmaz; bilgiyle başlar, cesaretle büyür, sabırla sürer ve stratejik düşünceyle kalıcı hâle gelir."
Bunu başaran firmalar, içinden çıktıkları şehirleri de dönüştürür, geliştirir. Şehrimiz, Konya bunun en güzel örneklerinden biridir.
Listeye giren tüm firmaları kutlarken; üreten, yatırım yapan, risk alan ve dünya ile rekabet etmenin yeni yollarını arayan bütün sanayicilerimize başarılar ve bereketli kazançlar diliyorum. Çünkü güçlü ekonomi güçlü üretimle, güçlü üretim ise güçlü ihracatla mümkündür.
Bir ülkenin gerçek zenginliği ihraç ettiği tonlarda değil; o tonların içine sığdırdığı akılda, bilgide ve teknolojidedir.
Türkiye'nin asıl hedefi de bu olmalıdır: Daha fazla ihracat yapmak kadar, daha yüksek katma değer üretmek, kilogram başına ihracat gelirini artırmak ve Türkiye'yi teknoloji ihraç eden ülkeler ligine taşımak… Bunu kolaylaştıracak olan şey ise ihracat ile gelişip, zenginleşen ülkelerin yaptığı gibi matematik öğretimine önem veren, ilim ile bilim arasındaki farkı anlatabilen eğitim politikaları geliştirmektir…
İşte o zaman sadece ihracat rakamlarımız değil, refahımız da huzurumuz da artacaktır. Selam ve dua ile…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.