Yılmaz SANDIKÇI
ÖZBEKİSTAN’DAN SELAMLAR
Dün Taşkent'teydim, bugün Semerkand'dayım. Ertesi gün Astana'ya uçacağım. Turistik bir Orta Asya gezisinde değilim. Her zamanki gibi işimin, rızkımın peşindeyim.
2024 yılında çocuklarımı “Atayurtlarımızı görün” diyerek Özbekistan'a getirmiştim. O günlerde Özbekistan gözlemlerimi yazamamıştım, bu defa yazmadan dönmeyeyim dedim.
Taşkent’teyken Emir Timur’a atfedilen “güç adalettedir” sözü üzerinde sohbet ettik. “Adalet mülkün temelidir” sözü ile Hz Ömer’i ve Osmanlı’yı, “devletin dini adalettir” sözü ile de Hz Ali’yi hatırladık… “Timur mu daha Türk, yoksa Yıldırım Bayezid mi?” sorusu düştü masaya… Konuyu bir soy, bir boy hesabından çok kimlik bilinci ve kültürel kodlar üzerinden konuşmanın daha doğru olacağına karar verdik.
Bunu konuşurken milliyetçilik ile ırkçılık arasındaki farkı konuşmamız gerekti. Farkı anlamayanlar için “milliyetçilik son derece insani bir duygu iken ırkçılık ilkel bir dürtüdür” şeklinde bir tanımlama yaptık. Sömürgeci ırkçılara karşı en güçlü savunmanın, şekillerde boğulmayan, manada yaşanan milliyetçilik bilinci olduğunda anlaştık.
“İslam’a göre, Türküm demek günahtır” gibi bir çarpıtmayı yayanların Müslüman kılığında Türk düşmanlığı ettiği, İslam’a ettiği hizmetleri görmezden gelerek Türk düşmanlığı edenlerin, aslında İslam düşmanlığına hizmet ettiği fikrinde ittifak ettik. Irkçı Arapların, barış dini olan İslam’ı temsil etmediğini, İslam’ın barış dini olarak yaşanabilmesi için öncelikle ırkçı Arap yorumlarının etkisinden kurtularak Allah’ın, Kur’an-ı Kerim’de anlattığı İslam dinini anlamaya çalışmak gerektiğinde hemfikir olduk.
Tabii bunları konuşurken “din kardeşliği mi, yoksa dil kardeşliği mi?” sorusu düştü masaya. Müslüman Türklere, Anadolu’nun kapısını açan Malazgirt Zaferi’nin Roma-Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Peçenek ve Uz Türklerinin, dil kardeşleri olan Müslüman Selçuklu Türkleri tarafına geçmesi ile kazanıldığı konuşulunca cevap da kendiliğinden geldi aslında.
Milliyetçilik ile ırkçılığı sanki aynı şeymiş gibi göstererek, milliyetçiliğe karşı savaş açanların, milliyetçi damaları alınmış milletleri sömürmek için türlü türlü ırkçı oyunlar sergilediği de anlaşıldı...
Ancak ırkçılar öyle maskeler takıyor ki bazen medeniyet getireceğiz diyor, bazen demokrasi getireceğiz diyor, bazen de siz dünyadaki yaşamamı boşverin biz ölümden sonraki yaşamda cennete girmeyi öğreteceğiz diyor… Bu vaatler ile tarafına çektiği milletleri rahatça sömürebilmek için önce milliyetçilik duygularını yok ediyor sonra aralarına fesat sokarak bölük pörçük ediyor ırkçılar ve birbirine düşerek kavgaya tutuşanları da kolayca sömürüyorlar. Irkçılık böyle işliyor; medeni görünse de dindar görünse de fark etmiyor. Görüntüye, söylentiye ve vaatlere aldananlar kaybediyor.
Bugün hemen her köşede dikkatimi çekti: SEMERKAND 2026. Nedir? diye araştırdım:
Mayıs ayında Asya Kalkınma Bankası'nın 59uncu Yıllık Guvernörler Toplantısı Semerkand’da yapılmış. 100'den fazla ülkeden binlerce katılımcı Semerkand'a gelmiş. Toplantının ana fikri Semerkand'ı anlatıyor: “İlerlemenin Kavşağı: Bölgenin Birbirine Bağlı Geleceğini İleri Taşımak.”
3-4 Haziran 2026 tarihlerinde ise Özbekistan'ın tarihi şehri Semerkand'da, küresel girişimleri ve yatırımcıları bir araya getiren Take Off Semerkand 2026 etkinliği düzenlenmiş.
UNESCO Dünya Mirası listesindeki bu kadim şehir, 2026 yılında da uluslararası zirvelere, turistik gezilere ve kültürel organizasyonlara ev sahipliği yapmaya devam ediyor. İpek Yolu'nun önemli kavşaklarından biri olan Semerkand, yüzyıllar sonra yeniden ticaretin, yatırımın ve ekonomik bağlantıların kavşağı olmaya hazırlanıyor.
Tesadüf mü? Bence değil.
Özbekistan bu yıl bağımsızlığının 35. yılını kutlayacak 1 Eylül’de. Devletlerin hayatında 35 yıl çok uzun bir süre sayılmaz. Hele binlerce yıllık medeniyet birikiminin olduğu bu coğrafyada 35 yıl, tarihin içinde küçücük bir zaman dilimidir. Ama ekonomide vizyon sahibi yöneticiler ile 35 yılda çok şeyler değişebilir.
Özbekistan bugün yaklaşık 38 milyonluk nüfusu, genç iş gücü, doğal kaynakları, büyüyen sanayisi ve Orta Asya'nın tam ortasındaki konumuyla artık sadece “kardeş ülke” diyerek sadece duygusal bağ kuracağımız bir ülke değil, stratejik düşünmek ve akılcı politikalar ile ilerlemek gerekiyor.
Özbekistan ekonomisi 2025 yılında yüzde 7,7 büyümüş. 2026'nın ilk çeyreğinde büyüme yüzde 8,5'e ulaşmış. Yılın tamamında yüzde 6,8 civarında büyüme bekleniyor. Dünyanın birçok ekonomisinin yüzde 1-2 büyümeyi başarı saydığı bir dönemde bunlar küçümsenecek rakamlar değil.
Dün Taşkent'te, bugün Semerkand'da gördüğüm hareketlilik bana şunu söylüyor: Bu ülkede bir şeyler oluyor.
Üretim iştahı var.
Dış dünyaya açılma isteği var.
Ama Türkiye ile ticaret istediğimiz seviyeye varamıyor. Niçin? Nerede sorun var?
Dilimiz yakın.
İnsanımız yakın.
Kültürümüz yakın.
Tarihimiz bir yere kadar ortak.
Türkiye biliniyor.
Türk malı biliniyor.
Öyleyse Çin, niçin bizden önde gidiyor?
Çin'in üretim ve finansman gücünü biliyoruz. Peki rekabette niçin zayıf kaldığımızı biliyor muyuz? Nerede yanlış yapıyoruz?
Buralara Atayurdu demek güzel. Kardeş ülke demek güzel. Aynı dili, tarihi, kültürü paylaşmaktan söz etmek de güzel. Ama kardeşlik yalnız geçmişi birlikte hatırlamak değildir, geleceği de birlikte kurabilmektir; birlikte üretmek, birlikte yatırım yapmak, ticarette birbirimizin mallarını tercih etmek, sermayemizi, teknolojimizi ve insan kaynağımızı birbirine bağlamak gerekir.
Peki bağlamak için neler yapmak gerekir? Hani nerede kaldı dil birliği projemiz?
Yanlışlarımızı düzeltmek, eksiklerimizi tamamlamak dileği ile Özbekistan’dan selam ve dua herkese.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.