Yılmaz SANDIKÇI

Yılmaz SANDIKÇI

MAKİNE İHRACATI

Geçen hafta İstanbul'da düzenlenen MAKTEK Avrasya Fuarı'ndaydık. Altı gün boyunca yerli ve yabancı sanayicilerle, makine üreticileriyle ve yatırımcılarla görüştük.

Fuarda bir kez daha gördüm ki, Türkiye artık makine üretmeyi biliyor. Kaynak makinesinden, hidrolik prese, CNC tezgâhından her türlü otomasyon hatlarına kadar birçok alanda dünya ile rekabet edebilecek makineler üretiyoruz.

Teknolojimiz var, mühendisliğimiz var, üretim kabiliyetimiz var.

Ama böyle fuarlarda başka bir şey daha çok net görülüyor:

Çin her yerde!

Üstelik artık karşımızdaki Çin, sadece “ucuz makine satan Çin” değil. Teknolojisini geliştirmiş, dünya pazarlarını öğrenmiş, ihracatı devlet politikası haline getirmiş halde.

MAKTEK'teki Çinli firmaların yoğunluğu bunun küçük bir göstergesiydi. Çinli üretici bizim kendi pazarımıza kadar gelip müşterimizin karşısına oturuyor.

Peki biz ne yapıyoruz?

Makine İhracatçıları Birliği'nin 24 Eylül 2026 tarihinde açıkladığı veriler dikkatimi çekti. Türkiye, Suriye makine pazarında 2025'te ihracatını %174,6 artırarak 148 milyon dolara çıkardı ve Çin'i geride bırakarak birinci sıraya yerleşti.

Bu küçümsenecek bir başarı değil. Üstelik örnek alınacak bir başarı.

Coğrafi yakınlığımız, güçlü sanayi altyapımız, hızlı servis verebilmemiz, yedek parça avantajımız ve bölgeyi tanımamız Türk makine üreticisini doğal olarak öne çıkarıyor Suriye’de.

Aynı başarıyı gösterebiliriz başka ülkelerde de. Ama mesele burada başlıyor işte; bir pazarı kazanmak başka, o pazarı korumak başka.

Üreticimiz makinesini yapıyor. İhracatçımız dünyanın dört bir yanına satıyor. Öyle kolay olmuyor bu işler; üretim ayrı zor, satış ayrı. Bir de rakipler var, işin cabası.

Bazı rakiplerimiz, sadece arkasındaki fabrikaya güvenerek çıkmıyor karşımıza!
Her şeyden önce bankacılık sistemi de arkasında; Finansmanı var. Uzun vadeli kredileri var… Sanmayın sadece bu kadar, insan kaynaklarının eğitimi politikalarında, ideolojiden ziyade ekonominin ihtiyaçlarını ve teknolojinin gelişimini takip ediyorlar.

Geçen ay Özbekistan ve Kazakistan seyahatimde görüştüğüm müşterilerin neredeyse hepsi, yatırıma hazır ama alacağı makineler için finansman desteği istiyor. Böyle bir destek bizim özel sektörün gücünü aşıyor. Devletimiz, KOBİ’lerin ihracatta rekabetini destekleyecek şekilde yeteri kadar etkin ve erişilebilir finansal kaynaklar sağlamazsa, makine üreticilerimiz, müşterilerinin göz göre göre Çin’e kaydığını izlemek zorunda kalmaya devam edecek.

Üreticimiz, ihracatçımız kimi zaman makineyi satmayı başardıktan sonra bile finansman ve bankacılık sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kalıyor.

Tam da burada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: İhracatı ülkeye gerçekten kazandıran bir faaliyet olarak mı görüyoruz devlet politikalarında, yoksa ihracatçının kendi gayretiyle başarması gereken bir çaba olarak mı?

37 yıldır dış ticaretin içindeyim, şunu defalarca gördüm: Bir ülkeye bir kez mal satmak ihracat olabilir ama ihracat başarısı değildir. Arkasını getirebilmek gerekir. Gerçek ihracat; o pazara girdikten sonra da orada kalabilmek ve rakipleriniz gelmeye başladığında müşterinizi koruyabilmektir. Anlık taktik akıldan çok uzun vadeli stratejik akıl gerektirir.

Bu bağlamda, Çin'in başarısını yalnızca ucuz işçilikle açıklamaya devam edersek büyük hata yaparız. Çin fabrikasını, finansmanını, lojistiğini ve devlet politikasını aynı hedef doğrultusunda çalıştırmayı öğrenmiş artık.

Bizim de yapmamız gereken bu değil midir?

Türk makinecisi geçen hafta İstanbul MAKTEK Fuarı’nda gördüğümüz gibi üretmeye hazır. Dünyaya satmaya da hazır.

Bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum çünkü, MİB’in 24 Eylül 2026 tarihli açıklamasında şu dikkat çekici bilgiler de yer alıyor: 115 ülkenin makine ithalatında Türkiye’de üretilen makineler ilk üçe giriyor…

MİB Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz “Çin, arkasına aldığı devlet desteğiyle ulaştığı devasa üretim ölçeğini ve yıkıcı fiyat politikalarını sıradan bir rekabet unsuru olarak değil, doğrudan hedef pazarları ele geçirme stratejisi olarak uyguluyor.” diyor.

Türkiye Makine Federasyonu Başkanı Kutlu Karavelioğlu “Kendi sınai omurgasını stratejik disiplinle inşa edemeyen ulusların, başkalarının kurguladığı küresel senaryolarda ve ticaret savaşlarında edilgen birer tedarikçi ya da ucuz pazar ikamesi olmaktan öteye geçemeyeceklerini izlemeye devam edeceğiz.” diye uyarıyor.

Özetle mesele, Türk makinecisinin makine üretip üretememesi değil; ürettiği makinenin arkasına rakipleri kadar güçlü bir ticaret, finansman ve sanayi politikası koyup koyamadığımızdır.

Suriye'de Çin'i geçebiliyorsak başka pazarlarda da geçebiliriz.

Ama unutmayalım: Pazarı kazanmak başarıdır. Kazandığın pazarı korumak ise stratejidir. Buna ulaşmak için siyasette de ticarette de taktik akıldan stratejik akla geçmek gerekir.

Ve dünya ticaretinde kalıcı olanlar, yalnızca iyi mal üretenler değil; iyi kaliteyi doğru finansman ve doğru devlet politikasıyla destekleyenlerdir… Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.