Yılmaz SANDIKÇI
TARİHTE BU HAFTA: AKIL, İRADE VE ÖZGÜRLÜK
Bilirsiniz gündeme takılan konularda yazmayı pek tercih etmem çünkü bizim gibi ülkelerde gündem akşamdan sabaha tersyüz olabilir ve dün ak dediğine bugün kara diyenlere yetişemem zira haftalık yazıyorum.
Bu yıl yağışların iyi gitmesi bereket getirecek umudundayken, hem dış etkiler hem de iç politikanın etkisi altında iyice durgunlaşan ekonomimizde bir kırılma anı beklendiğini de yazmak istemem. Çünkü aklı ile anlayarak yorum yapmak yerine algı ile aldandığı yanlışları savunma yarışına girenlere laf yetiştiremem, zira haftalık yazıyorum.
Bu hafta ne yazacağım belli aslında, Kıbrıs Barış Harekâtı. Bizim için böyle önemli bir haftada tarihte başka neler olmuş diye bakınca şaşırdım. Takvimde öyle günler vardır ki, yalnızca geçmişte yaşanmaz geleceğe de ışık tutar selam çakar. Bir milletin karakterini ve kaderini, insanlığın hangi değerler üzerine yaşaması gerektiğini de anlatır.
Burada ilginç bir tarih daha var, bana o melun geceyi hatırlatıyor. 15 Temmuz 1974 günü Yunanistan’daki cuntanın desteklediği bir darbe ile adanın Yunanistan’a bağlanmasını amaçlayan Enosiscilerin, Kıbrıs’taki Türklere karşı sergilediği vahşetin iyice açığa çıkması ve vicdan sınırlarını aşması üzerine Türkiye Cumhuriyeti, 20 Temmuz 1974 günü garantörlükten doğan haklarına dayanarak Kıbrıs Barış Harekâtını başlattı ve Kıbrıs’ta soydaşlarına sahip çıktı.
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı askeri harekâtlarından birini yaptı ve başardı. Hem de müttefikimiz olan ülkeler Yunanistan’ın yanında bizim karşımızda durmasına rağmen. Milli Mücadeleden beri ortalıkta fazla görünmeyen bu bağımsızlık iradesinden rahatsız olan Batılı müttefiklerimiz, bizi kendisine muhtaç etmek geri adım attırmak için ambargolar uyguladı.
Dönemin koşulları yanında o ambargoların da sonucu olarak, yaşı elliyi aşanların hatırladığı yağ, gaz kuyrukları başladı. O kuyruklarda beklemiş birisi olarak, aradan yıllar geçtiğinde birilerinin Kıbrıs Barış Harekâtı için merhum Erbakan’ı överken, çekilen sıkıntılar için merhum Ecevit’e sövdüğünü gördük. Bir işin kazancı başkasına verilirken, maliyeti başkasına ödetilir mi? O nasıl bir iş olur? Kıbrıs Barış Harekâtı bu tartışmaların üzerinde Türkiye’nin bir başarısıdır. Tarihî olayları, siyasete alet etmek için konuşanların nasıl ikiyüzlü olabildiğini anladık.
Ha bu arada, o ambargolar sayesinde bugün övündüğümüz savunma sanayimizin temellerinin atıldığını da hatırladık.
8 Temmuz’da, bu yıl Avrupa Parlamentosu, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtını ve Mehmetçiğimizi suçlayan, son derece ağır ifadeler içeren bir kararı kabul etmesi, Türkiye’yi dışarıda temsil etmesi, savunması beklenen milletvekillerimizin ve diplomatlarımızın böyle bir kararı niçin engelleyemediğini sordurdu.
Haritada Kıbrıs Anadolu’dan ayrı görünür; fakat Türkiye’nin güvenliği ile Kıbrıs Türklerinin güvenliği birbirinden ayrı değildir. Ayırmak isteyenler olacaktır ama bunlara karşı Türkiye’nin gücünü göstermeyenleri tarih nasıl yazacaktır?
Tarihte bu hafta araştırmamda Kıbrıs Barış Harekâtı ile birlikte yer alan olaylardan şunlar özellikle dikkatimi çekti.
23 Temmuz 1919’da başlayan Erzurum Kongresinde, milletin sesi “vatan bir bütündür, parçalanamaz” dedi “manda (bağımlı) veya himaye altında yaşamak önerileri reddedildi; millî iradenin hâkim kılınması esas kabul edildi. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış, orduları dağıtılmış olan Osmanlı’nın, düşmanın işgal ettiği payitahtı İstanbul’daki Saray Hükümeti vatan topraklarımızın işgal edilmesini önleyecek bir irade gösteremezken Erzurum’dan yükselen milli iradenin sesi dört yıl sonra yarın, yani
24 Temmuz 1923 günü Lozan’da, düşman işgalini durduramayan ve yıkılan Osmanlı Devletinin işgal edilen vatanının kurtarılabilen topraklarında kurulan yeni devletimizi dünyaya kabul ettirdi.
Lozan hezimet mi zafer mi? tartışmaları ile milletimizin kafasını karıştıranlar, vatanın işgal edilmesini engelleyemeyenlere, vatan topraklarını düşmana verenlere söz etmezken, verilenleri geri alamayanları suçlayarak tarihi olayları siyasete alet etme ikiyüzlülüğünü devam ettirdi.
Bunlara karşı gerçekleri anlatmayanlar yüzünden, düşman yalanlarını tarih diye anlatanlara aldananların kafa karışıklığı arttı. Öyle ki bazılarının Millî Mücadelemizi, Kurtuluş Savaşımızı, 1. Dünya Savaşında Osmanlıyı yenip, topraklarını işgal edenlere karşı yapıldığını fark edemeyecek kadar perişan olduğunu görüldü.
İkiyüzlü yalancılar dört koldan öyle bir aldatıyor ki, madem düşmana karşı savaştık ve kazandık öyleyse niye düşmana benzedik diyecek kadar akıldan uzaklaşanlar da artıyor. Çünkü Cumhuriyet döneminde Atatürk tarafından yapılan devrimler ve yeniliklerin aslında Osmanlı döneminde başlayan ama başarılamayan yenilikleri olduğunu anlatması gerekenler susuyor. Meydanı düşman yalanlarına bırakıyor. Osmanlının başlayıp başaramadığı yeniliklerin Cumhuriyet döneminde, tarihten ders alanların iradesi ile başarıldığını anlatmıyor. Peki ya bu anlatmayanlar kime hizmet ediyor. Kötülük, iyilerin suskunluğundan cesaret alıyor.
Bakın bu hafta daha neler neler olmuş. Hepsi ayrı bir köşe yazısını hak ediyor ama hızlıca bir göz atalım:
24 Temmuz 1908 Osmanlı’da basına uygulanan sansür kalkmış. Haber alma özgürlüğü, bir memur veya bir zihniyet ile sınırlanan milletin kafası, zihni gelişir mi? Yalan haberi engellemek başka. Milletin doğru haber almasını engellemek başka. Milletimize “aldığı bir haberi doğrulamadan başkasına aktarmak Müslümana yalan olarak yeter”… anlamındaki hadis-i şerifi öğretebilirsek yalan habere talep olmaz. Müslüman yalana taşıyıcı olmaz, yalan haber yapanlar itibar da görmez, milletimizi de aldatamaz.
20 Temmuz 1402 günü Ankara Savaşı başlamış. Tarihte birbirine düşen güçlerden hangisi kazanırsa kazansın, ortak gelecekleri zayıflar gerçeği tarihe not düşülmüş.
26 Temmuz 1923 günü İskoç mucit John Logie Baird televizyon için patent başvurusu yapmış.
20 Temmuz 1936 günü Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalanmış. Lozan’da ertelenen bir sorun, bölgemizde barışın güvencesi olacak şekilde Türkiye Cumhuriyeti lehine çözülmüş.
21 Temmuz 1969: İnsan Ay’a ilk adımını atmış. Ne büyük heyecan ne büyük başarı. Ama insanın teknolojideki yükselmesinin vicdanına yansımadığını görmek de üzücü.
Tarihi ikiyüzlülükle çarpıtanlara aldanmak yerine sonuçları doğuran sebepleri anlayacak şekilde öğrenmeye çalışanlara selam ve dua ile…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.