İlla Edep

Bizim şairimiz ve tasavvuf erimiz Yunus Emre, sade Türkçesiyle insan sevgisini ve ilahi aşkı savunan şiirinde sanki bu günleri görmüşçesine şöyle sesleniyordu.

Gezdim Halep Şam, Eyledim ilmi talep, Meğer ilim bir hiçmiş, İlla edep illa edep

Dünyayı medeniyetle tanıştıran, edebe alıştıran bu millet şimdilerde görgüsüzlüğün dozunu iyice kaçırıyor.

Edebin simgesi olan kılık- kıyafet ve davranışlarda lüks tüketimin sınırlarını zorlarken, görgüsüzlükte çığır açan oldukça ilginç bir trendlere de ev sahipliği yapıyoruz.

Tüketim çılgınlığı gösterişteki seviyesizliğin farklı versiyonlarıyla sergileniyor, ekonomik zenginlik, tiksinti verici ritüeller ile rahatsız edici boyutta insanların gözlerine sokuluyor.

Lüksün geldiği son nokta, sanki bu görgüsüzler tarafından ailelerin evlerine demir atıyor.

Yaşlı bir Anadolu kadını konuşuyor.

Gezmek, görmek, başka insanlarla tanışıp dost olmak, arkadaş olmak bizim kültürümüzde var.

Eşlerimizin asker arkadaşları ve aileleri, ömür boyu can kardeşimizdi. Biz onlara gider onlar bize gelirdi. Ama bu dostlukta yenilen içilenler kimsenin gözüne sokulacak kadar görgüsüzce paylaşılmazdı.

Ayıp denen bir ahlak vardı.

Bütün bunların yanında yaz aylarında kışlık ihtiyacımızı karşılayacak sebze ve meyve dahil gıda üretimi yapılırdı.

Evler gıda deposu gibiydi. Bizler yokluk gördük, bir lokmanın kıymetini öğrendik.

Sokaklara, evlere bakarmısınız?

Çocuklar anne veya baba mahrumiyeti ile çocukluk yıllarının kaybediyorlar

Sömürü düzeninin çarkına kapılmışlar, daha da içeri girmek için zorluyorlar

Boynumuz ağrıyor, gözlerimiz doluyor batının vahşetine bakmaktan

Çağdaş olmayı rakı içmek, kıçını açmak olarak kabul etmişler. Bunun için de fizik bilmeyi, kimya bilmeyi, matematik bilmeyi, insana insan değerini veren İslam dinini yaşamayı gericilik olarak zihinlere nakşetmeye çalışıyorlar.

Bu alanda algı için çok sesleri çıkıyor.

Hatta sokaklarda bazı başörtülü anneleri görüyoruz. Yanındaki acaba bunun kızı mı diye beynimize soruyoruz.

Cevabını da şöyle anlıyoruz. Bu anne doya doya soyunamamanın hıncıyla, kızlarını alabildiğine soyarak, kendi başlarındaki örtüden adeta intikam alıyor.

Görgüsüzlüğün mimarları kim biliyormusunuz?

Medeniyetin doğduğu yer Anadolu ya, vahşetin mimarı İngiliz gibi bakan, sömürünün mucidi Fransız gibi düşünen, zalimlikte sınır tanımamış Yunan gibi hisseden, ama lafa geldi mi kendilerini Türk aydını olarak bize kazıklamaya çalışanlardır.

Kurtuluşun reçetesi mi?

İlla edep, illa edep.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.