İbrahim GÜNAY
Adalet, Helal Kazanç ve Siyasi Emanet: Ateş Çemberinde Vicdan Muhasebesi
Son günlerde kamuoyunu sarsan ve "fon vurgunu" olarak adlandırılan skandal, Türkiye'nin gündemine bir bomba gibi düştü. Bir yanda ekonomik sıkıntılarla mücadele eden milyonlar, diğer yanda bu ülkenin kalkınması için çırpınan dürüst üreticiler varken; bir avuç vurguncunun haksız ve fahiş kazanç peşinde koşması, toplumsal vicdanda derin yaralar açıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ihracatçının, sanayicinin, esnafın emeğine vurgu yaparak piyasa düzenbazlıklarına ve fahiş kazançlara karşı gösterdiği sert tepki, aslında bu ülkenin gerçek dinamiklerinin sesidir. Aynı şekilde MHP’li TBMM Başkanvekili Celal Adan’ın, bu milletin parasını hortumlayanlara karşı gösterdiği sert tepki, meselenin sadece hukuki değil, derin bir ahlaki boyutunun da olduğunu gözler önüne seriyor: "Bu milletin parasını kim çalmışsa, kim çalınmasına vesile olduysa şerefsizdir, adidir, namussuzdur."
Peki, bu tablo bize ne söylüyor? Bu vurgun, sadece bankalardan ya da ceplerden eksilen paranın hikâyesi mi? Elbette hayır. Bu, aynı zamanda muhafazakâr değerlere, İslam’ın adalet anlayışına ve AK Parti iktidarının çeyrek asırlık siyasi mirasına verilen en büyük zarardır.
Alın Teri ile Vurgun Arasındaki Uçurum
Türkiye ekonomisi, etrafındaki jeopolitik risklere ve küresel dalgalanmalara rağmen üretmeye çalışan insanların omuzlarında yükseliyor. Sabahın erken saatlerinde kepenk açan esnaf, fabrikasında katma değer üretmek için gece gündüz diyen sanayici, dünyanın dört bir yanında pazar arayan ihracatçı... Bunların hepsi "helal lokma" kavramının kutsallığına inanarak ter döküyor.
Diğer tarafta ise; hiçbir emek sarf etmeden, kısa sürede parasını katlama hırsıyla yanıp tutuşan, hatta bu uğurda dini ve milli değerleri istismar etmekten çekinmeyen bir zihniyet var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Sağladığı fahiş kazancın bedelini ona mutlaka ödeteceğiz" sözü, bu adaletsizliğe dur denilmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Çünkü emeğin karşılık bulmadığı, haksız kazancın cezasız kaldığı bir toplumda sosyal barışın ve güvenin ayakta kalması mümkün değildir.
İslam’ın Adalet ve Helal Kazanç İlkesi Nerede Duruyor?
İslam dini, mülk edinme hakkını ve ticareti meşru kılarken; faizi, haksız kazancı (tefeciliği), aldatmayı, rüşveti ve başkasının hakkına girmeyi (kul hakkını) en büyük günahlar arasında saymıştır. Veda Hutbesi’nde Hz. Muhammed (s.a.v.), canların, malların ve namusların dokunulmazlığını ilahi bir emanet olarak tebliğ etmiştir.
Bugün yaşanan fon vurgunları, maalesef dini hassasiyetlerin veya muhafazakâr kimliklerin birer kamuflaj olarak kullanıldığı acı gerçekleri de ortaya çıkarıyor. Dindar görünümlü kişilerin veya bu değerler üzerinden güven kazanan yapıların bu tür vurgunlara karışması, en başta İslam’ın adalet ve dürüstlük ilkelerine vurulmuş en büyük darbedir. Dışarıdan bakanlar, İslam’ın öngördüğü ahlaki değerler ile bu vurguncuların eylemleri arasındaki uçurumu görerek dine ve dindarlara karşı bir önyargı geliştirmektedir. Manevi tahribat, maddi kayıptan çok daha tehlikelidir; çünkü kaybedilen güvenin ve zedelenen inancın tamiri yıllar alır.
AK Parti'nin Manevi Mirası ve "Emanet" Bilinci
AK Parti, iktidara geldiği günden bu yana "Erdemliler Hareketi" iddia ve iddiasıyla, yoksullukla, yasaklarla ve yolsuzluklarla mücadele şiarıyla yola çıkmıştı. Toplumun geniş kesimlerinin desteğini almasının en büyük nedeni, halkın içinden gelen, halkın değerleriyle barışık ve en önemlisi "emanete hıyanet etmeme" vurgusu yapan bir siyaset vadetmesiydi.
Ancak bugün, iktidar etrafında ya da muhafazakâr çevrelerde bu tür vurgunların, köşe dönme heveslerinin ve şaibeli ilişkilerin varlığı, partinin kuruluş felsefesine ve manevi mirasına doğrudan zarar vermektedir. Vatandaş, dişinden tırnağından artırıp devletine ve siyasi iradesine güvenirken; birilerinin bu güveni kötüye kullanarak kısa yoldan zenginleşmesi, AK Parti'nin yıllardır inşa ettiği "halkın partisi" algısını derinden sarsmaktadır.
Celal Adan’ın Meclis kürsüsünden veya kamuoyundan yükselen bu sert tepkileri, sadece bir siyasi çıkış olarak değil, aynı zamanda milli iradenin ve devletin temeline dinamit koyanlara karşı ortak bir hassasiyet olarak okumak gerekir.
Hesap Vakti ve Arınma Zamanı
Kimse kusura bakmasın; ne ihracatçının alın teri ne de milletin vergileri birkaç muhteris vurguncunun kurbanı edilemez. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işaret ettiği gibi, bu fahiş kazançların ve haksızlıkların hesabı sorulmalıdır.
Ancak bu hesap sorma süreci sadece adli mercilerle sınırlı kalmamalıdır. Siyasi iktidar, bu tür vurguncuların ve fırsatçıların partinin etrafında barınmasına, manevi değerleri suistimal etmesine asla geçit vermemelidir. İslam’ın adalet anlayışına, milletin helal kazanç kültürüne ve AK Parti'nin kuruluş vizyonuna sürülen bu lekenin temizlenmesinin tek yolu; adaletin kılıcının hiçbir ayrıcalık tanınmaksızın, en sert şekilde keskinliğinden taviz vermeden çalışmasıdır.
Millet, çalınan parasının değil; aynı zamanda güveninin, inancının ve geleceğinin hesabını sormaktadır. Ve tarih göstermiştir ki, emanete hıyanet edenler, er ya da geç hem vicdanlarda hem de adalet önünde mahkûm olmaktan kurtulamazlar.
Sayın Valimizi ziyaret ettik
Aliya İzetbegoviç Kültür, Sanat ve Eğitim Derneği (AKSED) olarak Konya Valimiz Sayın İbrahim Akın’ı makamında ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi verdik. Sayın Valimiz sivil toplum kuruluşlarının toplumsal kalkınmadaki ve kültürel değerlerin yaşatılmasındaki rolüne dikkat çekerek, Devlet-STK iş birliğinin önemine vurgu yaptı. Sivil toplum kuruluşlarının vatandaşların sesini duyuran, dayanışmayı güçlendiren ve şehrin sorunlarına çözüm üreten önemli paydaşlar olduğunu kaydetti. Ziyaretin anısına Sayın Valimize Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından; Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı, değerli düşünür ve hukukçu merhum Aliya İzetbegoviç’in 100. doğum yıldönümü anısına özel olarak tasarlanan gümüş hatıra para ve sertifikasının yer aldığı özel sergileme tablosunu hediye ettik.
Mülki idare amirleri son derece nitelikli kamu görevlileridir. Gerek seçilme ve atanma süreçleri gerekse eğitimleri dikkatli bir şekilde planlanmakta. Kendilerine yurtiçi ve dışında eğitim verilmekle kalınmıyor, aynı zamanda iş başında tatbiki olarak yetişmeleri sağlanıyor. Henüz çok genç yaşlarda kendilerine sorumluluklar verilmek suretiyle bu kişilerin görev başında adeta ‘pişmeleri’ sağlanıyor. Bu durum çok az meslekte mevcut. Yoğun programlarına rağmen bizleri makamında kabul eden Sayın Valimize şükranlarımızı sunuyoruz.
Konya Kitap Günleri’ndeyiz
Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Konya Kitap Günleri, “Okumadığın Gün Karanlıktasın” temasıyla her yaştan kitapsevere kapılarını açtı. 10 gün boyunca edebiyat dünyasının temsilcilerini ve yüzbinlerce kitapseveri bir araya getirecek. 116 yayınevinin katılım sağladığı organizasyonda toplam 147 yazar okurlarıyla buluşacak. 16-25 Ekim tarihlerinde düzenlenen etkinlikte yazar ve akademisyen söyleşilerinin yanı sıra Kitap Günleri’nde ayrıca imza günleri, çocuklara yönelik eğitici ve eğlenceli etkinlikler, atölyeler ve çeşitli kültür-sanat programları da kitapseverlerle buluşacak.
Böylesi önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapmaları ve bizleri davetlerinden ötürü Konya Büyükşehir Belediyemize teşekkür ediyoruz. Allah nasip ederse, 22 Ekim 2026 Perşembe günü saat 14.00’de Selçuklu Kongre Merkezi Malazgirt Salonu’nda konuşmacı olarak katılacağım söyleşide sizleri de aramızda görmekten büyük memnuniyet duyarım.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.