Mustafa ÖZLÜK
Okuyup da Ne Olacak?
Okumayan ve düşünmeyen insanların gelecek hayalleri olmaz. Bulunduğu ortama alışır farklı dünyalar düşünemez. Cahil insanlar sorunları güç kullanarak çözmeye çalışırlar. Barış veya farklı düşünceleri yoktur. "Sorumluluk duygusu gelişmemiş insanın özgürlük anlayışı anarşi kokar; sorumluluk duygusu gelişmemiş insanın sorumluluk duygusu ise esaret " diyor Doğan Cüceloğlu. Barış içinde insanca yaşamak için çok okuyacağız. Birlikten kurtularak, biz düşüncesine ulaşacağız .İnsanca yaşama koşulları yaratılabilir birlikte .
Bu soru, artık yalnızca bireysel bir serzeniş değil; toplumsal bir alışkanlık hâline geldi. “Okuyup da ne olacak?” denildiğinde, çoğu zaman bir yorgunluk, bir bezginlik hissi sezilir. Hayatın yükü ağırdır, geçim derdi vardır, gündem yoğundur. Ancak bu soru sıklaştıkça, okumaya ve düşünmeye olan mesafe de artıyor. İşte tam bu noktada asıl kaybı fark etmek gerekiyor.
Okumak, yalnızca bilgi sahibi olmak değildir. Okumak, yaşadığımız ülkeyi, toplumu ve insanı anlamaya çalışmaktır. Buna rağmen “Türkiye’yi sen mi kurtaracaksın?” gibi cümlelerle bireyin çabası küçümsenir. Bu sözler ilk anda gerçekçi gibi durur; fakat uzun vadede sorumluluktan kaçmanın rahatlatıcı bir kılıfına dönüşür. Kimse kurtarıcı olmak zorunda değildir, ama herkesin düşünmeye ve katkı sunmaya hakkı ve sorumluluğu vardır.
Okumadan uzaklaşan toplum, zamanla üretmekten de uzaklaşır. Üretim yalnızca fabrikada, tarlada ya da ofiste olmaz; düşüncede başlar. Yeni fikirler, yeni yollar ve çözümler; ancak okuyan ve sorgulayan zihinlerden çıkar. “Zaten bir şey değişmez” düşüncesi, bireyi pasifleştirirken toplumu da durağanlaştırır. Oysa değişim çoğu zaman gürültüyle değil, sessiz bir birikimle gerçekleşir.
Bugün sıkça tanık olduğumuz bir başka durum da fikirlerin hızla tüketilmesidir. Düşünmeden kabul edilen görüşler, yine düşünmeden terk edilir. Okuma alışkanlığı zayıf olduğunda, ezberler kolayca yerleşir. Sorgulama olmadığı için fikirler derinleşmez, tartışmalar yüzeyde kalır. Bu durum, toplumsal diyalogu yoksullaştırır ve ortak aklın gelişmesini zorlaştırır.
Okumadan soğutulan birey, zamanla “beni aşar” demeye başlar. Bu cümle masum görünür; fakat tekrarlandıkça umursamazlığı normalleştirir. Oysa toplum dediğimiz yapı, tam da bu bireylerin toplamıdır. Herkesin geri durduğu bir yerde ilerleme beklemek gerçekçi değildir. Okuyan insan, yaşadığı sorunları kişisel bir yük olarak değil, ortak bir mesele olarak görür.
Elbette okumak tek başına her şeyi çözmez. Bir kitap bitirmekle ülke değişmez. Ancak okuma, düşünmenin kapısını açar. Düşünen birey ise kolay yönlendirilmez, kolay vazgeçmez. Bu da toplumsal sağduyunun temelidir. Sessiz ama kalıcı dönüşümler, tam da bu noktadan başlar.
Sonuçta mesele, “okuyup da ne olacak?” sorusuna kesin bir cevap vermek değildir. Asıl soru şudur: Okumazsak ne olur? Okumazsak düşünme zayıflar, düşünme zayıflarsa üretim durur, üretim durursa toplum kendi içine kapanır. Okumak bir ayrıcalık değil, ortak geleceğe yapılan küçük ama anlamlı bir yatırımdır.
Cahil çabuk aldanır. Altın tavuk için bir anlam ifade eder mi? Ona darı versek coşarak tüketir. Cahil insanda olumlu değer ,topluma yararlı işler üretemez. Toplumun refah seviyesi yükseltemez. Varı olanlarda kaybedebilirler. Olumsuzluk de hızlı yayılır. Her şey para ve maddiyat değildir. Birlikte daha güzel yaşamak; bilimsel eğitim ve çok okuma ile mümkündür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.