Mustafa ÖZLÜK
Sevgi ve saygıda mutluluk
İnsanlık tarihinin en eski ve en temel arayışlarından biri mutluluktur. Teknoloji değişmiş, devletler kurulup yıkılmış, ekonomik sistemler dönüşmüş, ancak insanın "Nasıl mutlu olurum?" sorusu hiç değişmemiştir. Bugün de modern dünyanın bütün imkânlarına rağmen depresyon, yalnızlık, kaygı ve umutsuzluk giderek artmaktadır. Bu durum bize önemli bir gerçeği göstermektedir: Mutluluk, yalnızca maddi imkânların veya dış koşulların bir sonucu değildir.
İnsan, biyolojik olduğu kadar psikolojik ve sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla mutluluğu tek bir etkene bağlamak doğru değildir. Ruh sağlığı, aile ilişkileri, sosyal çevre, ekonomik güvence, eğitim, sağlık ve bireyin hayata yüklediği anlam birbirini tamamlayan unsurlardır. Ancak bunların merkezinde, insanın kendi iç dünyası yer alır.
Felsefe tarihi boyunca pek çok düşünür mutluluğun kaynağını sorgulamıştır. Eski çağ filozofları, mutluluğun insanın erdemli yaşamasıyla mümkün olduğunu savunmuşlardır. Erdemden uzaklaşan bir hayatın, ne kadar zengin olursa olsun, gerçek huzuru bulamayacağını ifade etmişlerdir. Günümüzde psikoloji bilimi de benzer sonuçlara ulaşmaktadır. Araştırmalar, güçlü aile bağlarına sahip, anlamlı amaçlar edinen, üretken yaşayan ve sosyal ilişkilerini sağlıklı sürdüren insanların, yalnızca maddi başarı peşinde koşan bireylere göre daha mutlu olduklarını göstermektedir.
Elbette ekonomik sıkıntılar, işsizlik, adaletsizlik ve yoksulluk insan mutluluğunu olumsuz etkiler. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir bireyden sürekli mutlu olması beklenemez. Bu nedenle sosyal devlet anlayışı, adaletli gelir dağılımı, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetleri mutluluğun toplumsal altyapısını oluşturur. Ancak ekonomik refah tek başına yeterli değildir. Dünyanın en zengin ülkelerinde bile yalnızlık, psikolojik rahatsızlıklar ve intihar oranlarının yüksek olması bunun açık göstergesidir.
Mal varlığı hayatı kolaylaştırır; fakat hayatın anlamını oluşturmaz. Para birçok ihtiyacı karşılar, ancak sevgiyi satın alamaz. Makam saygınlık sağlayabilir, fakat karakter kazandıramaz. Büyük evler inşa edilebilir, ancak sıcak bir aile ortamı kurulamayabilir. İnsan, sahip olduklarının miktarı kadar değil, onlarla kurduğu anlam ilişkisi kadar mutlu olur.
Mutluluğun en önemli belirleyicilerinden biri de çevredir. İnsan, yalnız yaşayabilen bir canlı değildir. Aile, dostluklar, komşuluk ilişkileri ve toplumun genel iklimi ruh sağlığını doğrudan etkiler. Sürekli öfkenin, ayrışmanın, güvensizliğin ve umutsuzluğun hâkim olduğu toplumlarda bireysel mutluluğun kalıcı olması oldukça güçtür. Buna karşılık sevginin, güvenin, adaletin ve dayanışmanın güçlü olduğu toplumlarda insanlar kendilerini daha huzurlu hissederler.
Ne var ki çevrenin etkisini kabul etmek, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aynı ailede büyüyen iki kardeşten biri umut dolu ve üretken olabilirken diğeri karamsarlığa teslim olabilmektedir. Aynı ekonomik şartlarda yaşayan insanların mutluluk düzeylerinin farklı olması da bunu göstermektedir. Demek ki insanın olaylara bakış biçimi, karakteri ve psikolojik dayanıklılığı mutluluğun en önemli anahtarlarından biridir.
Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, mutluluğu tüketimle özdeşleştirmesidir. Reklamlar, sosyal medya ve popüler kültür sürekli daha fazlasına sahip olmayı başarı olarak göstermektedir. Oysa insanın arzuları sınırsızdır. Her ulaşılan hedef, kısa süre sonra yeni bir hedefe dönüşmektedir. Böylece kişi, hiç bitmeyen bir tatminsizlik döngüsünün içine girmektedir.
Gerçek mutluluk ise paylaşabilmekte, üretebilmekte ve başkalarının hayatına değer katabilmektedir. Bir çocuğun eğitimine katkı sunmak, yaşlı bir insanın duasını almak, ihtiyaç sahibine el uzatmak veya mesleğini dürüstçe yapmak; çoğu zaman maddi kazançlardan çok daha derin bir iç huzuru sağlar. Çünkü insan yalnızca tüketerek değil, üreterek ve fayda sağlayarak da mutlu olur.
Toplum olarak üzerinde durmamız gereken en önemli konulardan biri de çocuklarımızın mutluluk anlayışıdır. Eğer çocuklara yalnızca sınav başarısını, para kazanmayı ve rekabeti öğretirsek; vicdanı, merhameti, sabrı ve paylaşmayı ihmal edersek, başarılı ama huzursuz nesiller yetiştiririz. Oysa eğitimin temel amacı, bilgili olduğu kadar karakterli insanlar yetiştirmek olmalıdır.
Mutluluk, dış dünyayı tamamen değiştirebilmek değildir. Asıl mutluluk, değişen dünyanın içinde sağlam bir karakter, güçlü bir vicdan ve umut dolu bir yürek taşıyabilmektir. İnsan hayatın bütün zorluklarını ortadan kaldıramaz; fakat o zorluklar karşısındaki duruşunu belirleyebilir. İşte gerçek özgürlük de burada başlar.
Bilinmeli ki, mutluluk ne yalnızca servetin, ne makamın, ne de şöhretin eseridir. Gerçek mutluluk; insanın kendi özüyle barışık olması, sevdikleriyle güçlü bağlar kurması, topluma fayda üretmesi, adalet ve merhameti hayatının merkezine yerleştirmesiyle mümkündür. Dış şartlar mutluluğu kolaylaştırabilir; ancak onu kalıcı kılan, insanın karakteridir. İç dünyasını zenginleştiren, umudunu kaybetmeyen ve çevresine iyilik yaymayı ilke edinen insanlar, en zor zamanlarda bile huzuru bulabilirler. Çünkü mutluluğun gerçek adresi, insanın vicdanı, anlam arayışı ve yüreğinde taşıdığı değerlerdir.
İnsan yüreğinde taşıdığı sevgiyi yok etmemeli .Son yıllarda aile katliamlarından derin bir üzüntü içindeyiz. Nasıl böyle bir ruh haline sürükledik? Mutluluk yüreğimizden gitmesin .Sevgi eksilmesin artsın. Bunları kaybedersek çok şey kaybederiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.