Yılmaz SANDIKÇI

Yılmaz SANDIKÇI

BAYRAM TEMİZLİĞİ: EVLERDE Mİ, GÖNÜLLERDE Mİ?

Bir Ramazan ayını daha uğurluyoruz. Evlerde bayram temizliği başladı bile… Mobilyalar silinip halılar, perdeler yıkanır her seferinde. Her şeyin ter temiz görünmesini isteriz misafirler geldiğinde.
Peki ya durum ne, gönüllerde?
*
Bayram temizliği deyince, Japonya seyahatimde anlatılan bir gelenek geliyor aklıma; eskiden Japonlar yılda bir defa, sözü dinlenen bir aile büyüğünün evinde toplanır ve geçen yıl boyunca kim kimin arkasından konuştuysa, kim kime haksızlık yaptıysa, kim kimin hakkını yediyse, kim bir dedikodu duyduysa, hepsi ortaya dökülürmüş.
*
Yanlış anlaşılmalar konuşularak düzeltilir, kusurlu olanlar özür diler, gönüller dedikodu, haset, kırgınlık, kin ve küskünlükten temizlenirmiş. Yani insanlar, içlerine attıkları laflar ile beslenen “kurtları” yıllarca taşıyıp, büyütmek yerine küçükken ortaya çıkarıp yok ederlermiş.
*
Günümüzde kapitalizm merkezli şehirleşme ve gelişmenin sonucu olarak Japonya’da bu geleneğin uygulandığını görmek mümkün olmayabilir. Ama Japon toplumunun disiplininde ve sosyal huzurunda bu anlayışın izleri hâlâ görülebilir. Aslında anlatısı bile ders almak isteyenler için yeterlidir.
*
Bizde de her yıl iki defa bayram temizliği vardır, ama sadece evlerde yapılır. Bazı kırgın gönüller ağzına gelen ama söylenemeyen laflar ile baş başa kalır.
*
Oysa yılda iki defa gelen dini bayramlarımız, akrabaları ziyaret etmek, sıla-i rahim yapmak, çocukları sevindirmek, fakirlere el uzatmak… Ve en önemlisi, küsleri barıştırmak için bize önemli fırsatlar getirir.
*
Yine de şu soruyu samimiyetle sormamız gerekir: Küsler gerçekten barışıyor mu? Yoksa sadece bayramlaşmış gibi yaparken, barışmış gibi mi görünüyorlar?
Böyle yapanlar, hesaplaşmadan yapılan helalleşmenin çoğu zaman sadece lafta, görüntüde kaldığını ne zaman anlarlar?
“Hakkını helal et.”
“Helal olsun.”
Peki, demekle oluyor mu? Olmuyor! Çünkü sözler söyleniyor, geçiliyor ama çoğu zaman gönüllerdeki huzuru bozan kırgınlıklar olduğu yerde kalıyor.
*
Çünkü hesaplaşmadan helalleşme olmaz gerçeği tam anlaşılmıyor.
*
Oysa dinimiz İslam’ın manası “selam” yani “huzur” demektir. Yani “selam; barış demektir”… Peygamber (sav) efendimizin “aranızda selamı yayınız” diyen hadis-i şerifi, sadece lafzı, sözü değil, “huzuru ve barışı yayın” emridir.
*
Bu yüzden Müslümanlar, barışı yayan kişiler olma bilinci taşımalıdır. Bilinç ise barışın ve huzurun lafla, görüntü ile yayılmayacağını anlatır. Maalesef, toplumda çoğu zaman bunun tersini görüyoruz.
Siyasi görüşler, spor takımları, ideolojik ayrımlar…
Kişiler, her an kavga etmeye hazır bir öfke ile konuşuyorlar.
İşin aslını aramadan duyduğuna aldananlar, işin aslını anlamaya çalışanlar ile anlaşmak için konuşmak yerine, haklı çıkmak için konuşuyorlar. Adeta, kavga etmek için fırsat arıyorlar.
Konuşarak anlaşma çabasını ve nezaketi zayıflık sanıyorlar.
Oysa insanlık tarihi bunun tersini gösteriyor.
*
Bir zamanlar Batıda kişisel anlaşmazlıkların düello ile çözülmesi çok onurlu bir gelenek gibi görülürdü. Günümüzde bu uygulama ilkel bir barbarlık olarak görülüyor. Çünkü Ortaçağ karanlığındaki akıl seviyesini aşan modern toplumlar şunu öğrendiler: İnsanlık seviyesinde yükselmenin yolu kavga ederek ayrışmaktan değil, konuşarak anlaşarak birleşmekten geçiyor.
*
Toplumlar, kavga etmek yerine, sağlıklı iletişim ve tartışma bilinci içinde “birlikte düşünce üretmeyi” öğrenenlerin, ortak akıl ürünü çözümleri ile gelişiyor.
*
Peki, Müslümanlar her yıl iki bayramını neden bunun için kullanmıyor? Bayramın bir günü, akrabalar sözü dinlenen bir aile büyüğünün evinde toplansa… Geçen yıl boyunca oluşan kırgınlıklar konuşulsa… Yanlış anlaşılmalar düzeltilse… Dedikodular çöpe atılsa. Haksızlık yapan özür dilese, hatta sebep olduğu haksızlığı telafi etse. Helallik lafta kalmasa, gerçekten alınsa… Kalır mı tatsızlıklar gelecek yıla?
*
Kalmaz elbette ama bu yazımı 15 yıl kadar önce ilk yazdığımda bazı okurlarım beğenilerini ifade ederken, bazı okurlarım da “böyle bir bayramlaşma kan gölüne döner bizde” diye endişesini dile getirmişti. Çünkü haklı çıkmak için konuşanlar, hakikati ortaya çıkarmak için konuşanlardan daha haris ve daha baskın olabiliyor genellikle.
*
Elbette yüzleşmek kolay iş değildir, medenî cesaret ister. Haksız olduğunu kabul etmek güzel ahlak ister. Hatasının sonuçlarını, yaptığı haksızlığı telafi etmek erdem ister. Bunu başarabilen, yani menfaati için, yandaşlık için hakikati eğip bükmeyen, yalan yere şahitlik etmeyen, kendinden zayıfı ezmeyen, dedikodudan, küslüklerden menfaat sağlamayan, menfaati için adaleti satmayanlar beşer seviyesinden, insan olma seviyesine yükselirler.
*
İşte bunlar güvenilir insan, kendisinden emin olunan insan olurlar. Yani “mümin” olurlar; huzur bulur ve huzur yayar bu tip insanlar.
*
Bayramların asıl değeri de burada ortaya çıkar. Değerlendirmeyi bildiğimiz ölçüde tabi; bayram sadece tatil değildir, sadece ziyaret veya ziyafet de değildir. Bayramlar, gönüllerin temizlendiği yerdir. Toplumsal huzuru ve barışı artırmak demektir.
*
Evlerimizi temizlediğimiz gibi gönüllerimizi de temizleyebilirsek… Dedikodunun, hasedin, iftiranın kirlettiği ilişkileri arındırabilirsek… Bayramlar gerçekten bayram olmaz mı sizce de?
*
Aramızda huzurun ve barışın çoğalmasına vesile olarak, toplumsal güven endeksimizi artıracak nice bayramlar idrak etmek dileğiyle… Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.