Yılmaz SANDIKÇI
GÖNÜLLERDE BAYRAM TEMİZLİĞİ
Bayramlar… Ziyaret, şeker, kahve ve sohbet ile güzelleşir. Tatlı yenir, tatlı söylenir. Ama bayramlar sadece bunlardan ibaret değildir; dünya telaşına kapılıp görüşemeyenler bir araya gelir. Bazen bir dertleşme, dert dinleme, bazen de kafa dinlemedir.
*
Dinimiz, geleneğimiz “bayramda küsler barışır” der. İyi de bu sözleri kim dinler. Dinlemek demek, duymak demek değildir, anlamayı da gerektirir. Anlamak ise yaşamına uygulayabilmektir. Dinin şekillerini taklit eden, sözlerini tekrar eden ama yaşamına uygulamayanlara ne denir?
*
Hoş geldin beş gittin gibi boş sohbetlerle bazı bayram ziyaretleri heba edilir. Küslerin barışması yanında, kırgınlık, kıskançlık, alınganlık ve yanlış anlamalar küslüğe dönüşmeden önce, zamanında helalleşmek gerekir. Yoksa araya zaman girdikçe öfke nefrete, nefret kine dönüşür, dedikodu çoğalır, fesat güçlenir, hafızalar yanılır, yanılgılar kemikleşir.
*
Helalleşmeyi ertelememek gerekir. İyi de helalleşme nedir? Hesaplaşma olmadan helalleşmek geçerli midir? Hayır, bence hesaplaşmadan helalleşmek sözdedir. Lafta kalır. Boşa gider. Lafta kalmasını istemeyen kişi, olayları sonuçlara göre olduğundan çok sebeplere göre değerlendirmeyi, görüntünün söylentinin ardında yatan işin aslını aramayı öğrenmelidir. Sözlerden ziyade mana ile konuşmayı, doğru konuşmak kadar doğru dinlemeyi de öğrenmelidir.
*
Yıllardan beri, bu konulara değinirim. Her yıl iki dini bayramımızı helalleşme kültürümüze yakışacak sohbetlerle küsleri barıştırmak, kırgınlıkları küslüğe dönüşmeden ortadan kaldırmak için değerlendirebilsek, İslam coğrafyasında huzur artar, kişiler arasında güven artar, Müslümanlar bu dünyada cenneti yaşar… Diğerleri de böyle Müslümanlara, eleştirmek için değil, örnek almak için bakar… Ama bu güzel düşünceler hayallerde kalıyor nedense?
*
Nedensesi mi var? “Bir günah işlediğinde git abdest al, namaz kıl, Allah affeder” diyenler var, bunlara işin aslını aramadan aldananlar var, bu doğru bilgiyi bile yanlış uyguluyorlar. Evet, “namaz, günahına kefaret olur ama kul hakkına giren günaha kefaret olmaz namaz” gerçeğini atlıyorlar. Samimi Müslümanların, mümin olmak isteyenlerin bu inceliği anlayacak seviyede düşünmeyi öğrenmesi gerekiyor. Hani denir ya “kalabalıkta işlenen kusurun, tenhada özrü olmaz” diye. Öyle işte!
*
Evlerde yapılan bayram temizliği kadar, gönüllerin de temizlenmesi gerekiyor.
*
Tekrarda yarar var diye hatırlatayım; ilk öğrendiğimde etkilendiğim, hatta biz niçin yapamıyoruz diye üzüldüğüm, eski bir Japon geleneğinde olduğu gibi; bizde de akrabalar bayramın bir günü, sözü dinlenen bir aile büyüğünün evinde toplansa… Geçen yıl boyunca oluşan kırgınlıklar konuşulsa… Yanlış anlaşılmalar düzeltilse… Dedikodular çöpe atılsa. Haksızlık yapan özür dilese, hatta sebep olduğu yanlışı, yanlış anlamayı düzeltse, gücü yetiyorsa yaptığı haksızlığın zararlarını tazmin edebilse… Helallik lafta kalmasa, gerçekten alınsa… Kalır mı tatsızlıklar, haksızlıklar, küslükler gelecek yıla?
*
Kalmaz elbette. Ama bu yazımı 15 yıl kadar önce ilk yazdığımda bazı okurlarım beğenilerini ifade ederken, bazı okurlarım da “böyle bir bayramlaşma kan gölüne döner bizde” manasında endişelerini dile getirmişti. Çünkü “haklı çıkmak için konuşanlar, hakikati ortaya çıkarmak için konuşanlardan daha haris ve daha baskın” olabiliyor genellikle. Sonraki yıllarda da birçok okurum benzer şeyler söylemişti. Hatta bir okurum “böyle bir toplantıyı yaparız ama kavgasız bitirecek seviyede medeniyet bilinci yok bizde” demişti.
*
İyi de yok diyerek, yapamayız diyerek, bizde olmaz diyerek yanlışta devam mı edelim. Küslüğe, güvensizliğe, samimiyetsizliğe, huzursuzluğa mı teslim olalım, yoksa dinimiz İslam’ın mana kökü olan “selam” yani “huzura ve barışa” teslim olmanın yollarını mı arayalım? Müslümanlar arasında güveni ve huzuru tesis etmek için neler yapalım? Gelin artık bu soruya cevap arayalım. Lafta kalan, samimiyetsiz barışmalar yerine hesaplaşarak, gerçekten helalleşmeyi öğrenmek için sahi, ne yapalım?
*
Her şeyden önce “haklı çıkmak için konuşmak yerine, hakikati ortaya çıkarmak için konuşmayı öğrenmeli” diyen cevap öne çıkıyor bence… İyi de nasıl? Bunu öğrenmenin de bir yolu yordamı olmalı değil mi? Gelin adım adım, aşama aşama, katman katman öğrenmenin yollarını arayalım.
*
Bayramlarda, kırılan gönüllerin onarılması, kırgınlıktan doğan suskunlukların çözülmesi için önce kibrin geri çekilmesi, kişinin kendi nefsini yenebilmesi gerekiyor bence. Bu gerekliliği hissetmek, kibrini yenmek isteyen kişilere “gurur ile onur arasındaki farkı öğrenmesi için” büyük bir fırsat veriyor. “Sözler küçüktür ama büyük anlamlar taşır” ve sözlerle konuşurken mana ile konuşmayı da öğrenmek gerekir.
*
Koca koca adamlara kadınlara konuşmayı öğrenin demek ne kadar garip değil mi? Kim öğrenmek ister ki? Sen öğrenmek isteyince, etraftan sanki bilmiyormuşsun gibi bakanları da unutmamak gerekir. Öyle bakanları utandırmak için bile öğrenilir aslında ama gurur, kibir engel olur, nefsini terbiye edemeyen, kontrol edemeyen kişilere.
*
İşte burada insan ile beşer arasında fark giriyor sahneye. Herkes kendini en insan gibi göstermeye çalışır ama bilmediğini bilmeden insan olunur mu? sorusuna cevap vermezler nedense!… Ve ne gariptir ki; aynı sofraya oturup yıllarca birbirine küsenler, aynı camide omuz omuza saf tutup birbirine selam vermeyenler, aynı aileden olup birbirinin cenazesine gitmeyenler, böyle yaşamayı insanlık zannederler… Çünkü Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki “zannın çoğu günahtır”; zan ile karar vermeyin, zan ile konuşmayın, zan ile hareket etmeyin gibi uyarılarını dikkate almayı bilmezler.
*
Bu kafayla devam edenler, zamanla özür dilemeyi de unutur, affetmeyi bile zayıflık zannederler. Hatta affederken bile ezer, zalimleşirler. Bazıları haksız oldukları durumlarda bile “haklı çıkmak” uğruna mutlu olmaktan ve mutlu etmekten vazgeçerler.
*
Oysa helalleşmek; haklıyken bile gönül alabilmektir. Çünkü insanın büyüklüğü, ne kadar sert konuştuğuyla değil, gerektiğinde yumuşayabilmesiyle ölçülür. İnsan olmak, gücü yanında merhametini de gösterebilmeyi gerektirir.
*
Bayramların en güzel yanı da budur aslında: beşere, insan olma seviyesine giden yolda ileri doğru, doğru bir adım daha atması için fırsatı vermesidir…
*
Dini bayramlarımızı özgürce yaşayabilmemizi sağlayan milli bayramlarımızın da hakkını vermek gerekir; 19 Mayıs ve Kurban Bayramımız kutlu olsun. Huzurlu yarınlarda buluşmak duası ile selam olsun, zan ile konuşmak yerine işin aslını arayan herkese…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.