Yılmaz SANDIKÇI

Yılmaz SANDIKÇI

ZAFERLER HAFTASINDAN KALAN

Geçen hafta, bir yurt kazandıran Malazgirt Zaferi ile kazanılmış yurdu kaybedilmekten kurtaran 30 Ağustos Zaferi’ni aynı hafta içinde kutladık.

Dualar ettik, kahramanlarımızı andık, bayraklarımızı astık. Peki hafta bittiğinde zaferlerimizden bize ne kaldı? Sadece geçmişle övünmek mi? Yoksa o zaferlerin doğurduğu sonuçları yaşatma sorumluluğu mu?

Bir zafer, kazanıldığı gün zafer olur ama doğurduğu sonuçlar yaşadığı sürece zafer olarak kalır. Aksi halde tarihte bir zafer anısı olarak kalır.

Malazgirt, Anadolu’yu Türk milletine yurt yaptı. 30 Ağustos ise kaybedilmek üzere olan bu yurdu yeniden kurtardı. Eğer 30 Ağustos kazanılmasaydı bugün Malazgirt’i de diğer zaferlerimizi de kutlayamayacaktık.

Demek ki zaferleri yalnız birbirleriyle yarıştırmak değil, birbirini tamamlayan tarihî halkalar olarak da anlamak gerekir.

Zaferler Haftası geride kaldı ama zaferlerimizin arasına fitne sokmaya çalışanlar yine ortadaydı. Bir kısmı Türk milletinin kazandığı zaferleri küçültmeye, bir kısmı da bir zaferi överken diğerini değersizleştirmeye çalıştı. Üstelik bunu yapanların bazıları Müslümanca konuşuyor, dinî görüntüler ve ifadeler kullanıyordu.

Artık anlaşılmalı, Müslümanca konuşan herkes İslam’a, milliyetçi görünen herkes Türk milletine hizmet etmiyor olabilir.

İnsanı söylediği sözlerin biçimiyle değil, doğurduğu sonuçlarla değerlendirmek gerekir. Söyledikleri sözler milletimizi birbirine düşürüyor, tarihimize düşmanlık üretiyor ve millî birliğimizi, milliyet bilincimizi zayıflatıyorsa; o sözleri söyleyen kişinin sakalına, sarığına, cübbesine veya taşıdığı unvana itibar etmenin anlamı var mı sizce?

Mart ayında kutladığımız Çanakkale Zaferi de benzer çarpıtmaların hedefindedir.
Kimileri Çanakkale’yi abartırken, kimiler küçültmek için şehitlerimiz, gazilerimiz üzerinden tartışma çıkarıyor. Kimileri ise zaferi tarihî gerçeklerden koparıp yalnızca efsanelerle açıklama çalışıyor. Oysa bir zaferi abartmak kadar küçültmek de onu gerçek dışı anlatılar içinde boğmak da bilerek veya bilmeden aynı hain odaklara hizmet eder.

Çanakkale’de yalnız Anadolu’dan değil, Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerinden gelenler savaştı diyenler, öyle konuşuyor ki “doğru bilgiler ile bile milletimizi yanlış yollara saptırabiliyor.” Bir gerçeği çarpıtabilmek için günümüzde Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan ama geçmişte Osmanlı toprağı olan Türk bölgelerinden gelen Türkleri bile görmez geliyorlar. Oralardan gelenler Osmanlı vatandaşı idi... Bugün sınırlarımız dışında kalan Osmanlı toprakları için savaşan ve şehit olan Türkler ile oralardan Çanakkale’yi savunmak için gelenler birlikte anlatılmalıdır.

Bu anlatılar, Çanakkale Zaferinin Türk milletinin tarihindeki yerini ve Çanakkale’deki Türklerin başarısını azaltmaz. Ayrıca Osmanlı’da Türk milletinin oluşturduğu askeri omurganı kazandığı bazı zaferlerin, siyasetteki devşirmeler yüzünden lehimize sonuçlar doğurmamış olduğu da unutulmamalıdır. Konu bir bütün olarak, o gün vatanı savunmak üzere birleşmiş insanların fedakârlığını görmek ve bunu sürdürme gereği olarak görülmelidir… Ama körü körüne değil elbette.

Dürüst olarak, doğruyu ve gerçeği anlatanlar tarihi olayları yaşandığı zamanın şartları ile anlatır. Dinleyenler de bunu sorgulayacak kadar bilinç sahibi olmalıdır.

Aksi taktirde düşman yalanlarını tarih diye anlatanlar, kafaları karıştıracaktır.

Çanakkale’nin önemi, doğurduğu sonuçlar ile kendi cephesini de aşmış olmasıdır, dünya düzenine etki etmiş olmasıdır: İtilaf Devletleri boğazları geçememiş, Çarlık Rusyası’na planlanan yardım ulaştırılamamış ve Rusya’da hanedanı zayıflatarak, Bolşevik devrimin yapılmasına etki etmiştir. Bu sayede Ruslar savaştan çekilmiş, Osmanlının nefes alması sağlanmıştır.

Bu yüzden Çanakkale Zaferi, yalnızca büyük bir askerî başarı değil; dünya tarihini etkileyen sonuçları bulunan bir direniştir. Bu zaferin manevî yönünü anlatan hatıralar ve inançlar elbette milletimizin kültüründe yer tutar. Fakat maneviyatı, askerimizin emeğini ve komutanlarımızın başarısını yok saymak için kullananlara aldanmamalıyız.

Çanakkale’de meleklerin ve evliyanın askerimize yardım ettiğine inanıyorsak, bundan Mustafa Kemal Paşa’nın ve onun komuta ettiği ordunun değersiz olduğu sonucu çıkaranlara şunu sormak istersiniz belki:
Allah’ın yardım ettiği ordunun komutanını kötülemeye nasıl cüret ediyorsunuz?
Yoksa Müslüman kılığından İslam düşmanlığı edenlere mi kanıyorsunuz?
Ya da Osmanlıcı kılığında Türk düşmanlığı edenlere mi aldanıyorsunuz?

Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale’de kazandığı başarıyla milletince tanındı ve bu sayede işgal altındaki yurdun kurtuluş mücadelesinde önder olarak kabul edilmesinin yolu açıldı.

Tarihimizi çarpıtarak anlatanlar ile dinimizi çıkarlarına göre yorumlayanların yöntemi aslında aynıdır: Küçük doğruların arasına büyük yanlışlar yerleştirmek… İşin aslını araştırmayanlar da hoşlarına giden sözleri doğru zannederek bu yanlışların yayılmasına yardım ediyor. Kötü niyetli olmasalar bile, kandıkları yalanları yayarken Türk ve İslam düşmanlarının işini kolaylaştırıyorlar.

Bu nedenle artık “Uyan Türkiye!” demek yetmiyor, uyanmak için aldatılmamak için daha çok araştırmalı, karşılaştırmalı, analitik ve stratejik düşünmeyi öğrenmeliyiz. Konuşanları kılığına, unvanına ve güzel konuşmasına göre değil; söylediklerinin kime yaradığına ve hangi sonuçları doğurduğuna göre değerlendirebilmeliyiz.

Zaferleri kutlamak güzeldir. Fakat zaferlere layık olmak; onların kazandırdığı vatanı, bağımsızlığı ve millî iradeyi korumakla mümkündür. Bu da tarihini doğru anlayacak milli bir bilinç gerektirir.

Atatürk’ün başarılarına laf edemediği için Cumhuriyet döneminde yaptığı devrimler üzerinde eleştirenler var. Onlara, o devrimler Osmanlı döneminde denenen ama başarılamayan yeniliklerdir diyecek kadar tarihimizi öğrenmeliyiz.
İngilizler, İstanbul’u tek kurşun atmadan niçin terk etti? Sorusu ile “zihinlere öküz altında buzağı sokmaya çalışanlara” şu soruyu soracak kadar tarih bilmeliyiz: “İngilizler, İstanbul’u kaç kurşun atarak işgal etmişti?” Tek kurşun atmadan işgal ettikleri İstanbul’u tek kurşun atmadan terk etmelerinin neresinde buzağı?

Zaferler Haftası’ndan geriye kalan törenler, konuşmalar, sosyal medya paylaşımları değil, daha çok çalışma, doğruyu arama, milli birliğimize sahip çıkma ve şehitlerimizin bıraktığı emanete layık olma iradesi olmalı.

Bu irade, gösterişe dönüşen ibadetlerde değil ibadet ile güzelleşen ahlakla gelişir. Hak yemeden, çalmadan, çarpıtmadan, adam kayırmadan, oturduğu makama layık olarak işini en doğru yapan kişi olarak, zaferlerine, şehitlerine, gazilerine layık olmak için yarışmayı gerektirir.

Bunlar lafla, sloganla değil; akılla, bilgiyle, birlik içinde çalışarak yapılabilir. Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.