Mustafa ÖZLÜK

Mustafa ÖZLÜK

Çocuklar Gelecektir, Gelecek Eğitimdir

Yaz tatili geldiğinde çocukların okuldan uzaklaşması, dinlenmesi, oyun oynaması elbette gereklidir. Çocukların bütün bir yıl boyunca ders, sınav ve ödevlerle yorulduğu düşünüldüğünde tatil onların nefes alması için önemli bir fırsattır. Ancak tatil demek, zihni tamamen dinlenmeye bırakmak, kitapları kapatmak, öğrenmeyi unutmak ve günün büyük bölümünü televizyon, telefon ya da bilgisayar karşısında geçirmek anlamına gelmemelidir.

Çünkü kullanılmayan bilgi zamanla zayıflar. Özellikle ilkokul çağındaki çocuklarda yaz tatilinden sonra bazı öğrenmelerde gerileme görülebilir. Birinci sınıfı tamamlayan bazı çocukların okula döndüklerinde yeniden okuma yazmayı öğreniyormuş gibi zorlanmaları bunun en açık örneklerinden biridir. Neyse ki çocukların zihni hızlıdır; uygun bir ortam sağlandığında kısa sürede toparlanabilirler. Önemli olan, tatil boyunca çocukların zihinsel faaliyetlerden tamamen kopmamalarıdır.

Ben bunu kendi çocukluğumda bizzat yaşadım. Öğrencilik yıllarımızda televizyon yoktu. Her evde radyo bile yoktu . Gazeteyi nerede bulacaksın? Kitap veya kitaplığı nerede bulacaksın. Her şeyden yoksunsun köyde. Bol oyun ve çalışma var.

Okuma yazmayı öğrenen öğrencilerin arasındaydım. Hatta birkaç kitap da okumuştum. Okullar açıldığında öğretmenimiz bana, “Mustafa, sen okuma yazmayı öğrenmedin mi?” diye sordu. “Öğrendim öğretmenim, hatta üç dört tane kitap da okudum” dedim. Öğretmenim de “O zaman hemen çabuk kendini toparla” dedi. Gerçekten de kısa sürede toparlandım.

Bu küçük çocukluk anısı aslında eğitimin önemli bir gerçeğini anlatıyor: Öğrenmek kadar öğrendiğini kullanmak da önemlidir.

Peki çocuklar yaz tatilinde ne yapmalı?

Her şeyden önce kitap okumalıdır. Fakat burada önemli bir ayrıntı var. Çocuğa sürekli olarak büyüklerin seçtiği, onun ilgisini çekmeyen kitapları okutmaya çalışmak okumayı sevdirmez. Çocuğun kendi merakına ve ilgisine uygun kitapları seçmesine izin vermek gerekir. Hayvanları seviyorsa hayvanları, uzaya meraklıysa uzayı, doğayı seviyorsa doğayı anlatan kitaplar okuyabilir. Bir çocuk sevdiği konuyu okurken farkında olmadan hem kelime dağarcığını geliştirir hem de düşünme gücünü artırır.

Evde kitap okuma kültürü oluşturmak bu nedenle son derece önemlidir. Çocukların eğitimini yalnızca televizyona, telefona veya bilgisayara bırakarak kaliteli bir eğitim bekleyemeyiz. Teknoloji bir araç olabilir ama çocuğun düşünme ve üretme gücünün yerini tutamaz.

Üstelik çocukların öğrenmesi için her zaman masa başında oturmaları da gerekmez. Anne ve babalar çocuklarını günlük hayatın içine katabilir. Birlikte yemek yapılabilir, alışverişe çıkılabilir, bahçeyle ilgilenilebilir, bir eşyanın nasıl çalıştığı araştırılabilir. “Bir çay kaşığı şeker kaç gramdır?”, “Beş bardak çaya kaç kaşık şeker gerekir?”, “Evdeki meyveleri sayarsak kaç tane eder?” gibi basit sorular bile çocuğun zihnini çalıştırır.

Burada amaç çocuğa sürekli matematik soruları sormak değildir. Amaç, onu düşünmeye alıştırmaktır.

Çocuk çevresine de dikkatle bakmalıdır. Bir ağacın yaprağı neden farklıdır? Bir böcek neden belli bir yönde hareket ediyor? Karıncalar yiyeceklerini nasıl taşıyor? Gökyüzündeki bulutlar neden şekil değiştiriyor? Yağmurdan sonra toprak neden farklı kokuyor?

Bunların her biri çocuğun önünde duran küçük birer derstir.

Türkiye'nin hangi köşesinde yaşarsa yaşasın çocuk için öğrenilecek bir dünya vardır. Bazen bir kütüphanede, bazen bir parkta, bazen bir köy yolunda, bazen bir ağacın altında başlayan merak, çocuğun zihninde büyük bir öğrenme yolculuğuna dönüşebilir.

Son yıllarda belediyelerin çocuklara yönelik oyun alanları, kütüphaneler, eğitim merkezleri, bilim etkinlikleri ve kültürel faaliyetler düzenlemesi de bu açıdan önemlidir. Çocukların hem eğlenebileceği hem öğrenebileceği ortamların çoğalması, onların sosyal ve zihinsel gelişimine önemli katkılar sağlar.

Çünkü çocukları ihmal etmek, aslında geleceği ihmal etmektir.

Her çocuğun içinde keşfedilmeyi bekleyen bir yetenek vardır. Kiminin elinde sanat vardır, kiminin dilinde güzel söz, kiminin zihninde matematik, kiminin merakında bilim, kiminin davranışında insan sevgisi… Bütün mesele, bu yeteneklerin ortaya çıkabileceği ortamları hazırlamaktır.

Çocuklara yalnızca test çözmeyi öğretirsek sınavlara hazırlanan bireyler yetiştiririz. Onlara düşünmeyi, sorgulamayı, araştırmayı, gözlem yapmayı ve öğrendiğini hayatta kullanmayı öğretirsek topluma yön verecek insanlar yetiştiririz.

Başarı yalnızca doğru şıkkı bulmak değildir. Başarı, nedenini anlayabilmek; yanlış yaptığında yeniden deneyebilmek; bilmediğini araştırabilmek ve doğru bilgiye ulaşabilmektir.

Bu nedenle yaz tatilinde çocukların ellerinden kitaplarını, meraklarını ve oyunlarını almamalıyız. Onları sürekli ders çalışmaya zorlamak kadar, bütün günlerini boş geçirmek de doğru değildir. Çocuğun önüne hayatı koymalıyız. Kitabı, doğayı, oyunu, sanatı, bilimi, aileyi ve arkadaşlığı aynı öğrenme dünyasının parçaları hâline getirmeliyiz.

Unutmayalım:

Çocuklar gelecektir. Gelecek eğitimdir. Eğitim ise yalnızca okulda değil, hayatın her yerindedir.

Bugün bir çocuğun sorduğu “Neden?” sorusuna sabırla cevap verirsek, belki de yarının bilim insanını, öğretmenini, sanatçısını, mühendisini ya da topluma yön verecek aydınını yetiştiriyoruz.

Çocukların zihnini tatilde de canlı tutalım. Çünkü geleceğe yapılabilecek en büyük yatırım, çocukların merakını söndürmemek ve düşünme gücünü geliştirmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.