Yılmaz SANDIKÇI

Yılmaz SANDIKÇI

KAZAKİSTAN'DAN SELAMLAR

Kazakistan’a ilk kez 1991-92 kışında gelmiştim, bağımsızlığını yeni kazanmıştı. Sovyetler Birliği çözülüyor, Ata Yurdumuz Orta Asya’da yeni bir dönem başlıyordu. Beni en çok etkileyen beş bin kilometre uzakta Türkçe konuşan insanlarla karşılaşmak oldu. Bunları kitapta okuyunca başka, yaşayarak görünce başka hissediyor insan.

O seyahatte, heyetimizi konutunda ağırlayan bir valinin “Atlarla gittiniz uçaklarla geldiniz. Hoşgeldiniz kardeşlerimiz” sözü üzerine “bir dahaki gelişimizde pasaporta gerek kalmasın” dileğimi ifade etmiştim.

Aradan otuz küsur yıl geçti. Birçok Avrupa ülkesi vatandaşı Türkiye’ye kimlik kartı ile giriş yapabiliyorken, Türk dünyası devletleri arasında hala pasaport gerekiyor.

Önceki gün Astana’da dolaşırken, meselenin pasaport veya ülke sınırlarından ziyade gönüller, diller, düşünceler arasındaki sınırlar olduğunu tekrar düşündüm.

Bu sınırları kaldıracak 30 yıllık önerimi hatırladım; yıllarca SSCB’ye bağlı yaşayan ve dönemin Rus politikaları ile ayrıştırılan Türkler arasında gönül köprüleri kurmak için ilk ve orta okullarda masal yarışmaları yapılmasını önermişim. Kendi bölgesinde dereceye giren masallar tüm Türklerin katılacağı büyük yarışmaya katılsa ve seçilen en iyi on, yirmi masaldan çizgi roman ve animasyon filmi yapılsa, bunlar Türk dünyasına yayılsa “çocukluğunda dinlediği aynı masalları binlerce kilometre uzakta dinleyen başka çocuklar olduğunu fark eden tüm Türk çocukları arasında gönül bağları kurulacaktır” demiştim.

Devletler arasında sınırlar kalsa da gönüller arasındaki sınırlar kalkacak ve yarışmada hangi devletlerimizin masalı kazanırsa kazansın, kazanan bütün Türk milletinin gönlü olacaktır. Hala aynı düşüncedeyim peki bunca yıldır gönül köprüleri ne kadar kuruldu? Kuruldu mu? Engelleyen eller mi var? Engelleyen ellere karşı koymayanlar mı var?

Türk dünyasının, geçmişteki savaşçı karakteri ile övünmekle yetinmeyip, yeni dünya düzenine göre teknoloji üretmeye, kendi teknolojisini üretmeye odaklanması gerekir.

Yıllar önce yazdığım gibi; çocuklarımız birbirlerinin masalını dinlesin, hikâyesini bilsin… Bir de birbirlerinin markalarını öğrensin. Birbirlerinin ürünlerini tercih etsin. Birbirlerinin fabrikalarına yatırım yapsın. Dünyaya birlikte satsın.

Masal deyip geçmeyin, o masallar ile önce çocukların gönülleri arasındaki uçurumlar üzerine köprüler kurulup, sınırlar kalkınca dilleri arasındaki farklar da azalacaktır. Zamanla tüm Türklerin anlaşabileceği ortak bir Türkçede buluşulacaktır. Bu sayede ticarette, sanayide, ortak yatırımlarda, lojistikte, yazılımda, makinede, tekstilde, savunma sanayiinde buluşmak kolaylaşacaktır.

Çünkü kardeşlik güzel bir duygudur, işbirliği doğurur. Fitneyi fesadı kıskançlığı güven ve sevgi potasında boğdurur. Ancak ekonomik ilişkilerle desteklenmeyen kardeşlik, yılda birkaç defa hatırlanan güzel temennilerle lafta kalır, unutulur.

Otuz küsur yıl önceki Kazakistan’a baktığımda Türk dünyasını görüyordum. Bugün baktığımda Türk dünyasını işgal eden yabancı markaları görüyorum. Yaş ilerledikçe insanın romantizmi azalmasa da gerçekçilik algısı tamamlanıyor. Gerçeklik algısı sorular sorduruyor.

Türk markaları, Kazakistan caddelerinde niçin Çin markaları kadar görünür olmasın? Kazak üretici Türkiye üzerinden Avrupa’ya, Türk üretici Kazakistan üzerinden Orta Asya’ya neden daha güçlü açılmasın? Türk dünyası kavramını ekonomik bir büyüklüğe dönüştürmeden stratejik bir güç haline getirmek kolay değildir.

Biz Türk dünyasının birliğini hayal ederken bin yıldır et-tırnak olmuş halkarın devleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesini hayal edenler anlaşılır gibi değildir. Her zaman derim düşman, düşmanlık etmek için vardır, düşmanı düşmanlık etti diye suçlamak ahmaklıktır. Çoğu durumda düşman mertçe karışına çıkmayacaktır, türlü maskeler arkasasından aldatma oyunları oynayacaktır. Önemli olan stratejik akıl ile o oyunları bozmaktır.

Dil, düşünce sisteminin temelidir. Doğru anlaşılan sözcük ve kavramlar ile iletişim gelişir, iletişim geliştikçe düşünce gelişir. Bir dile kültür, teknoloji, din, moda, bilim vs gibi etkiler sonucu giren yabancı sözler doğru anlaşılmazsa, -mış gibi yapanlar; düşünmek yerine düşünüyormuş gibi yapanlar çoğalır. Dil bozulur, iletişim bozulur, düşünce durur. Bu durmanın sonunda, beyin gücü yok olur. Geçmişte geçerli olan bilek gücü ise günümüz şartlarında belirleyici olan beyin gücü karşısında etkisiz kalır. Beyin gücü strateji üretmiyorsa, farklılıklar kaşınır ve “işbirliği bilinci” azalır. Ayrışmalar sonucu düşman tohumlarının yeşereceği çatlaklar açılır.

Astana bu bakımdan sembolik bir şehir. İslam Konferansı Teşkilatı’nın adının 2011 yılında burada yapılan toplantıda İslam İşbirliği Teşkilatı olarak değiştirilmiş olması da ilginç gelir bana. İsimdeki değişikliğe dikkat edin: “Konferans” yerine “işbirliği”. Aslında bizim Türk dünyasında da üzerinde durmamız gereken kelime tam olarak budur: İşbirliği: Toplantı değil, fotoğraf değil, nutuklar değil, işbirliği!

Bu seyahatten hemen önce Özbekistan’daydım. Taşkent’i, Semerkand’ı yeniden gördüm. Ardından Astana’ya geldim. Orta Asya’ya baktıkça tarihi olayların geçmişte kalmadığını, hala yaşanmaya devam ettiğini daha iyi anlıyor insan. Orta Asyadaki Atayurtlarımızdan batıya yürümüşüz, bizim bahtımıza Anadolu düşmüş. Şimdi Anadolu’dan bu coğrafyaya uçaklarla geliyoruz ve bu defa elimizde kılıç yok. Katalog var. Teklif var. Bilgisayar var. Satacak malımız, kuracak fabrikamız, geliştirecek teknolojimiz var.

İlk seyahatimde yürekten hissettiğim o garip yakınlık duygusunu bugün de hissediyorum. İnsan dünyanın başka ülkelerinde kendisini yabancı hissedebilir. Burada ise bazen kelimeler yabancı geliyor ama insanlar yabancı gelmiyor. Sanırım “Ata Yurdu” denilen şey biraz da budur.

Ancak artık duygularımızın üzerine akıl, plan ve ekonomik işbirliği inşa etme zamanı. Otuz küsur yıl önce; “Bir dahaki gelişimde pasaporta gerek kalmaz inşallah” demişim. Bugün o cümleyi biraz değiştiriyorum: Pasaport kalsın.
Devletlerimiz arasındaki sınırlar da kalsın. Ama gönüller arasındaki görünmez sınırlar kalksın. O zaman pasaportun varlığı pek de önemli olmayacaktır. Çünkü bizi birbirimize yaklaştıracak olan şey aynı medeniyetten gelen birbirini anlayan, birbirine güvenen ve birlikten kuvvet doğurmak isteyen insan olma bilinci olacaktır.

Astana’dan selam ve dua, ayrışmak yerine işbirliği geliştirmeye çalışan akıllara…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.