Mustafa ÖZLÜK

Mustafa ÖZLÜK

Kalbin Arınma Zamanı

Ramazan, takvimde işaretlenen sıradan bir ay değildir; o, insanın hem Rabbiyle hem kendi vicdanıyla hem de diğer insanlarla yeniden buluştuğu bir rahmet mevsimidir.

İslam düşüncesinde Ramazan, ibadetlerin yoğunlaştığı bir zaman dilimi olmanın ötesinde, insanın kalbini temizlediği, nefsini terbiye ettiği ve merhametini büyüttüğü bir eğitim sürecidir.

Fakat Ramazan’ı yalnızca dini bir vecibe olarak görmek eksik olur. O aynı zamanda insanlığın ortak duygularını harekete geçiren, acıyı paylaşmayı ve sabrı kuşanmayı öğreten bir insani diriliştir.

Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim Ramazan ayını insanlara yol gösterici olarak tanımlar. Bu ifade, Ramazan’ın sadece aç kalmaktan ibaret olmadığını açıkça ortaya koyar. Oruç, insanın iç dünyasına tuttuğu bir aynadır. Gün boyu aç ve susuz kalan insan, akşam ezanını beklerken aslında sabrı öğrenir. Sofraya oturduğunda ise şükretmeyi… Bir hurma ile oruç açmak, bir bardak suyun kıymetini hissetmek; işte bu, insani duyguların yeniden canlanmasıdır.

Düşünün ki bolluk içinde yaşayan biri, gün boyunca hiçbir şey yiyip içmeden akşamı bekliyor. O an, dünyanın bir yerinde açlıkla mücadele eden çocukları daha iyi anlar. Bir annenin sofrasına koyacak ekmek bulamadığı günleri düşünür. İşte Ramazan, empatiyi öğretir. Sadece bilmek değil, hissetmek… Sadece görmek değil, anlamak…

Geçmişte anlatılan bir olayda, ağır kayıplar yaşamış küçük bir çocuğun, kendisini teselli etmeye gelen büyüklere “Canı siz mi verdiniz ki alasınız? Her şeyin zamanı var.” diyerek tevekkül göstermesi gibi; Ramazan da insana teslimiyeti öğretir. Acının ortasında bile isyan yerine sabrı seçebilmek, işte bu İslami bir duruştur. Oruç tutan bir insan da gün içinde öfkelendiğinde kendine “Ben oruçluyum” diyerek sabrı hatırlar. Bu söz sadece dilde kalmaz; kalpte bir fren olur.

İslami felsefede insan, nefsinin arzularıyla imtihan edilir. Açlık bu arzulara karşı bir direniştir. Gün içinde susuz kalan biri, sinirlenmeye daha meyilli olabilir; fakat oruçlu olduğunu hatırladığında kendini tutar. Bu, iradenin güçlenmesidir. Ramazan, insanın kendi içindeki karanlığı fark etmesine ve onu aydınlatmasına vesile olur.

Ramazan aynı zamanda paylaşma ayıdır. İftar sofraları bunun en güzel örneğidir. Bir mahallede zengin bir ailenin kapısını çalıp ihtiyaç sahiplerine erzak bırakması; bir annenin yaptığı çorbayı komşusuyla paylaşması; gençlerin iftar çadırlarında gönüllü çalışması… Bunlar sadece sosyal yardımlar değil, kalpten kalbe kurulan köprülerdir. İslam’da zekât ve sadaka ibadetlerinin Ramazan’da artması boşuna değildir. Çünkü açlık hissi, kalbi yumuşatır.

Bir başka örneği düşünelim: Anne ve babasını kaybetmiş bir çocuğun, devletin veya hayırsever insanların korumasında büyümesi… Belki anne kucağı yoktur ama merhametli eller vardır. Ramazan, işte o ellerin çoğalması demektir. Yetim başı okşamak, bir çocuğun yüzünü güldürmek, bir yaşlının duasını almak… Bunlar Ramazan’ın ruhudur.

Ramazan geceleri ise bambaşka bir huzur taşır. Teravih namazlarında omuz omuza duran insanlar, aynı safta eşitlenir. Zengin-fakir, genç-yaşlı ayrımı ortadan kalkar. Sahur vakti uyanıp edilen dualar, insanın içini yumuşatır. Gece sessizliğinde yapılan bir dua, bazen yılların yükünü hafifletir. İnsan, gözyaşıyla arınır. Bu gözyaşı zayıflık değil; içtenliğin ifadesidir.

Ramazan’ın insani yönü affetmektir. Kırgınlıkların giderildiği, küslüklerin sona erdiği bir barış mevsimidir. Bir telefon açıp “Hakkını helal et” demek, belki de en büyük ibadettir. Çünkü İslam’da kul hakkı önemlidir. Ramazan, insanın hem Allah’a hem insana karşı sorumluluğunu hatırlatır.

Öte yandan Ramazan, dünyanın geçiciliğini de hatırlatır. Gün boyu aç kalmak, aslında nimetlerin kalıcı olmadığını öğretir. İnsan, nefsine hâkim olabildiğinde özgürleşir. Tüketimin, hırsın ve bencilliğin hüküm sürdüğü bir çağda Ramazan, sadeleşmenin adıdır. Bir lokma ekmekle doyabilmek, fazlasını paylaşabilmek… Bu bir bilinçtir.

Sabır, Ramazan’ın en güçlü dersidir. Sabır sadece açlığa katlanmak değildir; acıya dayanmak, kayıplara rağmen umudu korumaktır. Hayatta bazen feleğin çarkı insanın üstüne döner. Sevinçler yarım kalır, acılar peş peşe gelir. İşte o anlarda Ramazan’da öğrenilen tevekkül insanı ayakta tutar. “Her şeyin bir zamanı var” diyebilmek, kalbi sakinleştirir.

Ramazan’ın sonunda gelen bayram ise bir sevinç patlamasından çok, bir iç huzurudur. Bir ay boyunca sabreden, paylaşan, dua eden insan; bayram sabahı farklı bir bilinçle uyanır. Bu bilinç, daha merhametli bir insan olma arzusudur.

Sonuç olarak Ramazan, hem İslami hem insani bir terbiyedir. Oruç, insanı aç bırakmaz; kalbi doyurur. Paylaşmak malı eksiltmez; sevgiyi çoğaltır. Dua, insanı küçültmez; yüceltir. Ramazan bize şunu öğretir: İnsan, sadece kendisi için yaşayan bir varlık değildir. İnsan, başkasının acısına duyarlı oldukça insandır.

Eğer Ramazan sonunda kalbimiz biraz daha yumuşamışsa, bir yetimin başını okşama isteğimiz artmışsa, bir düşmana bile beddua etmek yerine dua edebiliyorsak; işte o zaman Ramazan ruhumuza işlemiş demektir.

Ramazan, insanın Allah’a yaklaşırken insana da yaklaşmasıdır. Çünkü hakiki ibadet, kalpte merhametle tamamlanır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.