Yılmaz SANDIKÇI
ORUÇ DERSLERİ
Ramazan geldiğinde dua, dilek, temenni mesajları çoğalıyor; sanki her yanı bir takva, bir huşu kaplıyor. Peki ya irademiz, terbiyemiz, ahlakımız, bilincimiz ne oluyor?
Bilinç olmadan tavka ne kadar işe yarıyor? Ramazan şekilde, görüntüde mi yaşanıyor, yoksa mana da mı idrak ediliyor?
Bence “sakız orucu bozar mı?” gibi sorular yerine böyle sorulara cevap aramak gerekiyor.
*
Oruç; kahvaltıyı erkene alıp, öğle öğününü atlayarak iftardaki ziyafeti hayal ederken aç kalmak değildir.
Sahurdan iftara, iki ziyafet arası açlığa sabretmek hiç değildir oruç.
Sahurda yiyecek bir şeyi olmadan, iftarda ne yiyeceğini bilmeden aç kalmanın verdiği duyguyu anlamaktır oruç.
Evet bu hali ile zor hatta yıkıcı bile görünebilir ama ders alınan her tecrübe biraz öyle değil midir?
*
Gerçek anlamda aç kalmanın ne olduğunu tecrübe ederken arzuyu, öfkeyi, kibri, hırsı kontrol etmeyi, nefsi terbiye etmeyi öğrenmek değil midir oruç?
Nefsine göre, kendi yanlışlarını, hata ve kusurlarını haklı çıkarmak için mazeret üretmek yerine “kendinle yüzleşmeyi öğrenmek” değil midir oruç?
Haklı çıkmak için konuşmak yerine hakikati ortaya çıkarmak için konuşmayı öğrenmek değil midir oruç?
“Açlık başıma vurdu” deyip kavga çıkarmak yerine, karşı tarfın da oruç olabileceğini düşünerek anlayışlı ve merhametli olmayı öğrenmek tuttuğumuz orucun neresinde mesela?
*
Oruçta, açlık duygusu midede oluşur ama mesele mide değildir; mesele iradedir.
*
İftara dakikalar kala mutfaktan gelen kokuyu düşünün. Yemek hazır, tencerenin kapağı açık. Ama ezan okunmadan kaşığa uzanamıyorsun bile. Peki, seni tutan ne?
İşte seni tutan şey, tuttuğun oruçtur; helâl olanı bile vaktinden önce almamayı öğrenmek.
*
Helâl olanı bile vaktinden önce almama dersini geçen Müslüman, harama da el uzatmaz olmalıdır değil midir?
*
Nur Suresi ayet 30’da Allah erkeklere “gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar” emrini veriyor. Yani yapılması, uyulması farz olan bir talimat, Kur’an-ı Kerim’de…
Nefsini yönetemeyen erkek, iffetini koruyabilir mi? Kendi başaramadığı bir şey için başkasını suçlayan kişi, tuttuğu oruçtan ders almış olur mu?
Hata ve kusurda sorumluluğu önce kendinde aramayan, nefsine hoş gelecek şekilde mazeretler uyduran ve suçu, kusuru hep başkasına atan, kendisi ile yüzleşemeyen kişi oruç ile verilmeye çalışılan ahlak dersinden geçebilir mi?
*
Bu dersi alamayan kişi, dinin manasını anlamamış demektir. İşte bunlar dini de imanı da şekle indirger ve dini bir gösteriye, bir gösterişe dönüştürür. Dinde gösterişe engel olan yegane ibadetimiz oruç tutmaktır. Bakınız, namaz, hac, zekat hepsi de gözle görünürken, oruç gözle görünmez. Oruç, Müslümanın kendi iç dünyasında; midesi ile beyni arasında, nefsi ile iradesi arasındadır. Oruç ibadeti kişi ile Allah ile arasında kalır ve ancak samimi Müslüman olanlar oruçtan dersini alır. Oruç, ders almayı bilen Müslümanlara, mümin olmaya giden yola çıkmak gerektiğini anlatır.
Mümin kişi kendisinden emin olunan kişidir. Gösterişten uzaktır; onda hak yemek, kibir, hırs, hile, iki yüzlülük, çifte standartlılık gibi alçak arzulardan kaynaklanan davranışlar azalır.
*
Bu açıdan bakınca Ramazan ayı başkasını düzeltme ayı değildir, kendini düzeltme ayıdır.
*
Domuz eti yiyenleri kınarken, kul hakkını domuz gibi yiyenleri görmezden gelenler oruçtan ders almamıştır.
Mini etek üzerinden ahlak tartışması yapıp, kul hakkı yiyenleri görmezden gelenler oruçtan ders almamıştır.
*
Gün boyunca doğruluğunu araştırmadığı duyumları başkalarına aktarıp, yalana, iftiraya, ziyana aracılık edip, sonra iftarda edilen dualara “amin” demek; Allah’ın kullarına sunduğu “oruç eğitimini” ciddiye almamaktır.
*
Ramazan’da paylaşılan güzel dualar elbette kıymetlidir. Ancak dua, gayretin alternatifi değildir; Adam kayırmaya, torpile göz yuman, gördüğü bir haksızlığa, adaletsizliğe sessiz kalan, hakka, hakkaniyete göre değil de menfaatine göre saf tutanlar, yandaşlık edenler için; oruç sadece aç kalmaktır.
*
Oruçtan beklenen; sabırdır, anlayıştır, merhamettir. Ama hepsinden önce adalettir.
*
Konyamız; Mevlânâ’nın “ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sözünü ruhuna işlemiş bir şehirdir. Ramazan; bu sözün pratiğe döküldüğü ay olmalıdır.
Ramazan ayında adalet duygusu güçlendiği için huzur artar. Adalet ve huzur, bayramdan sonra da devam etmeli, mümin olma yoluna çıkma bilincine ulaşan Müslümanlar sayesinde yılın tamamına yayılmalıdır.
*
Oruçtan ders alan toplum; “sakız orucu bozar mı?” gibi soruları aşar.
Şunlara benzer soruları sormaya başlar:
– Liyakat neden zayıflıyor?
– Gençler neden umutsuz?
– Fiyatlar neden düşmüyor?
– Üretim, istihdam niçin artmıyor?
– Adalet olmadan huzur olur mu?
– Huzur olmadan kalkınma olur mu?
*
Ramazan; sadece hayırlı olsun, mübarek olsun gibi mesajları paylaşma ayı değil, ahlakı ve karakteri yükseltme ayıdır.
*
Peygamber Efendimiz (sav) “ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuştur. İşte oruç o güzel ahlakın en güçlü dersidir. Oruç, kişinin nefsinden gelen vahşi, adaletsiz ve hak tanımaz arzularını kontrol etme gücünü artırırsa, amacına ulaşıyor demektir.
*
Edilen dualar sözde kalmıyorsa, tutulan oruç huzur getiriyor, adaleti güçlendiriyorsa Ramazan gerçekten dinin manasına uygun, oruç dersinin amacına uygun yaşanmış demektir. Aksi halde; din, iman, ibadet şekilde kalır, manayı anlamadan oruç tutanlar sadece aç kalır.
*
Tuttuğumuz oruçların kabulünü kolaylaştıracak şekilde güzelleşen ahlaka selam ve dua ile.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.