Mustafa ÖZLÜK
Okul Kantinleri
Okul kantinleri, bir ülkenin çocuklarına nasıl baktığını gösteren en yalın aynalardan biridir. Gelişmiş ülkelerde kantinler bir ticaret alanı değil, kamusal bir sorumluluk olarak görülür. Çünkü kantin, yalnızca karın doyurulan bir yer değil; eşitliğin, adaletin ve insan onurunun çocuk yaşta hissedildiği ilk sosyal mekândır.
Bir öğretmenin kulağında yankılanan şu cümle, meselenin özünü tek başına anlatmaya yeter: “Öğretmenim, bir şey alacaktım ama param yetmedi… Üç beş lira verebilir misin? Babamdan alıp sana vereceğim.” Bir çocuk okulda bunu söylüyorsa, sorun yalnızca parayla ilgili değildir. O çocuk, ilk kez toplum karşısında mahcubiyeti ve dışlanmayı öğrenmektedir.
Okul, çocuğun ikinci evidir. Evdeki güveni ve özgürlüğü okulda da hissetmelidir. Kantin önünde bazı çocuklar istediklerini rahatça alırken, bazıları sadece bakmakla yetiniyorsa; orada eğitimden değil, sessiz bir ayrımcılıktan söz edilir. Bu ayrımcılık, çocuğun özgüvenini kırar. “Ben alamıyorum” düşüncesi, zamanla “Ben yapamam”, “Ben konuşamam” duygusuna dönüşür.
Geçmişte Konya’daki okullarda kantinler yaygın değildi. Okullarda kooperatif kolu vardı. Okul idaresi, öğrenci sayısına göre simit ve poğaça alır; kooperatiften sorumlu bir öğretmen ve iki öğrenci bu işi yürütürdü. Zil çalınca görevli öğrenciler tezgâhın başına geçer, ders ziliyle birlikte satış kapanırdı. Sabah ve öğleden sonra görev yapan öğrenciye hizmet karşılığı bir simit verilirdi. Bu sistem, çocuklara hem sorumluluğu hem de paylaşmayı öğretirdi.
Zamanla kantincilik, okulların ihtiyaçlarını karşılamak gerekçesiyle hızla yayıldı. Bugün neredeyse her okulda bir kantin var. Ancak bu yaygınlaşma, eğitsel ve sosyal ruhunu kaybetmiş, tamamen ticari bir yapıyı da beraberinde getirdi. Denetimden söz edilse de, fiyat ve kalite kontrolünün her okulda yeterince sağlandığını söylemek zordur.
Oysa okul kantini, bir çocuğun kendini ilk kez toplum içinde eşit hissettiği yerdir. Burada yaşanan dışlanmışlık duygusu, yalnızca bugünü değil, bir ömrü etkiler. Kendini ifade edemeyen çocuk, ileride katıldığı mecliste söz alamaz; alsa da dinlenmez. Sofrada eli geri duran, toplum içinde dili tutulan bireyler böyle yetişir.
Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde gıda fiyatları bilinçli olarak düşük tutulur. Çünkü sağlıklı beslenen çocuk, güçlü bir toplum demektir. İskandinav ülkelerinde okul yemekleri ücretsizdir. Sosyal devlet anlayışı gereği, ilkokuldan üniversiteye kadar herkes diyetisyenler tarafından hazırlanan sağlıklı yemekleri aynı masada yer. Hiçbir çocuk, diğerinden farklı hissetmez.
Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde yemekler paralıdır; ancak fiyatlar makuldür. Gelir dağılımı dengeli olduğu için her çocuk kantinden rahatlıkla faydalanabilir. Kalitesiz ve sağlıksız ürünlere kesinlikle izin verilmez.
Az gelişmiş ülkelerde ise kantinler genellikle şekerli, sağlıksız ve merdiven altı ürünlerin satış noktası hâline gelir. Denetim olsa bile çoğu zaman kâğıt üzerinde kalır.
Ülkemizde de kantinler ve fiyatlar denetlendiği söylenir. Gıdaların sağlıklı olması gerektiği mevzuatta açıkça yer alır. Ancak yüksek kira bedelleri, bazı işletmecileri kaliteyi düşürmeye zorlayabilmektedir. Kantinler, “kazasız belasız para kazanma kapısı” olarak görülmemelidir. Burada muhatap olanlar çocuklardır. Sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak, okul müdürü, okul aile birliği ve kantin işletmecisi sürekli iş birliği içinde olmalıdır.
Kira bedelleri makul seviyelere çekilmeli, kaliteli gıdadan asla taviz verilmemelidir. Kantinler ücretsiz olmasa bile, her çocuğun gönül rahatlığıyla girip ihtiyacını karşılayabileceği yerler hâline getirilmelidir.
Okul, hayata hazırlanma yeridir. Japonya’da çocuklar küçük yaşta okul temizliğine katılır, kantinde çalışır, üretmeyi ve sorumluluk almayı öğrenir. Kaliteli üretim bir ilke olarak öğretilir ve bu anlayış ömür boyu sürer. Bu kültür, Japonya’yı dünyada farklı kılan temel unsurlardan biridir.
Okulda kurulan aile ortamı, toplumun temelini oluşturur. Bu ortam sağlıklı kurulmazsa, yoksun ve boynu bükük kalan çocuklar yanlış yollara savrulabilir. Akran zorbalığının artması tesadüf değildir. Zorbalıkla mücadele yalnızca okulun değil; ailenin, çevrenin ve toplumun ortak sorumluluğudur.
Çeteleşmeye ve şiddete toplumun hiçbir alanında izin verilmemelidir. Aileden muhtara, okuldan güvenlik birimlerine kadar herkes sorumludur. En küçük olumsuzlukta müdahale edilmeli, çocuklar erken yaşta topluma kazandırılmalıdır. Amaç; bir çocuğun mezara ya da hapishaneye gitmesini önlemektir. Analar ağlamasın.
Sonuç olarak, bir ülkenin çocuklarına sunduğu okul kantinleri, o ülkenin geleceğe bakışını gösterir. Kantinler yalnızca yiyecek satılan yerler değildir; adaletin, eşitliğin ve dayanışmanın öğretildiği mekânlardır. Toplumun yarını, bu küçük ama hayati alanlarda şekillenir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.