Mustafa ÖZLÜK
Para Kaybet, Güveni Kaybetme
Borsa, bir ülkenin ekonomisi için önemli kuruluşlardan biridir. Ancak borsanın kuruluş amacına uygun çalışması gerekir. Temel amaçlardan biri, insanların yastık altında tuttuğu küçük ve büyük tasarrufları ekonomiye kazandırmak, bu birikimleri üretime ve yatırıma dönüştürmektir. Küçük tasarrufların bir araya gelmesiyle büyük yatırımlar yapılabilir; yatırımlar büyüdükçe üretim, istihdam ve ülkenin kazancı da artar. Böylece yalnızca yatırımcı değil, çalışan, üretici ve ülke ekonomisi de kazanır.
Borsa, sadece para kazanılan bir yer olarak görülmemelidir. Aynı zamanda toplumun birikimlerinin üretime aktarılmasını sağlayan önemli bir ekonomik mekanizmadır. Bir şirket yatırım yapmak, fabrikasını büyütmek veya yeni bir üretim alanı oluşturmak istediğinde finansmana ihtiyaç duyar. Bankadan kredi kullanabilir, bunun karşılığında faiz ödeyebilir. Oysa şirketin hisselerinin halka arz edilmesiyle vatandaşların küçük tasarrufları doğrudan yatırımlara ortak olabilir. Doğru ve şeffaf bir sistemde şirket büyürken yatırımcı da kazanır; yeni fabrikalar ve iş alanları oluşur.
Fakat burada en önemli kelimelerden biri güvendir.
Bir şirket halktan para topluyorsa sahip olduğu varlıkları, borçlarını, üretim kapasitesini ve gerçek mali durumunu açıkça ortaya koymalıdır. Olmayan bir gücü varmış gibi göstermek, değeri olmayan varlıkları olduğundan büyük göstermek veya yatırımcıyı yanlış yönlendirmek yalnızca ekonomik bir hata değildir; aynı zamanda ahlaki ve hukuki bir sorundur.
İlhan Kesici'nin bir anlatımında geçen esnaf örneği bu durumu düşündürücü biçimde anlatır: İşleri çok iyi giden bir esnaf, yıl sonunda kasanın başına oturur ve "Bu yıl hac farz oldu" der. Kasayı açtığında ise para yoktur. Çünkü kâğıt üzerinde büyük görünen kazanç, gerçekte kasada bulunmamaktadır. Borsada da benzer bir durum yaşanırsa, kâğıt üzerindeki değer ile gerçek ekonomik güç birbirinden ayrılır. Bunun bedelini ise yalnızca birkaç kişi değil, o şirkete güvenerek tasarruflarını yatıran binlerce insan ödeyebilir.
Bu nedenle borsada şeffaflık ne kadar önemliyse denetim de o kadar önemlidir. Şeffaflık, denetimin düşmanı değil, temel şartıdır. Bağımsız denetim, doğru bilgilendirme, güçlü hukuk ve etkili kamu gözetimi olmadan yatırımcının güvenini korumak mümkün değildir.
Borsanın gücü arttıkça, bundan yararlanmak isteyenlerin sayısı da artar. Bu doğaldır. Ancak her şirketin değeri ve ekonomik gücü aynı değildir. Yatırımcı, güçlü ve üretken şirketlerin daha fazla kazanç sağlayacağı beklentisiyle yatırım yapabilir. Fakat bunun gerçekleşebilmesi için şirketlerin gerçek değerlerinin doğru biçimde ortaya konulması gerekir. Değeri olmayan bir şeyi değerli göstermek, yatırımcının kararını yanıltmak anlamına gelir.
Burada devletin ve ilgili kurumların görevi son derece açıktır: Milletin tasarruflarını korumak.
Yanlış yapanın kim olduğuna bakılmadan hukuk işletilmelidir. Birkaç kişinin çıkarı uğruna yüz binlerce insanın birikimi tehlikeye atılmamalıdır. Borsa bir yolgeçen hanına dönüşmemelidir. Çünkü kaybedilen yalnızca para değildir; güven kaybedilir.
Güven bir kez sarsıldığında yeniden yatırımcı bulmak kolay olmaz. İnsanlar "Paramı yatırırsam ne olacak?" diye düşünmeye başlar. Bu durum yalnızca borsayı değil, ülkenin ekonomik itibarını da etkiler. Yerli yatırımcının güveni azalırken yabancı yatırımcı da ülkenin hukukuna, denetimine ve ekonomik düzenine daha temkinli yaklaşır. Dolayısıyla borsadaki bir sorun, kısa sürede ülkenin uluslararası ekonomik itibarını da etkileyebilir.
Dünyada ekonomik çıkar mücadeleleri vardır. Güçlü ülkeler kendi çıkarlarını korumaya çalışır; ekonomik ve finansal araçlar da bu mücadelede kullanılabilir. Ancak dışarıdan gelecek olası baskılardan önce kendi evimizin düzenini sağlam kurmamız gerekir. İçeride adaleti, hukuku, şeffaflığı ve denetimi sağlayamazsak dışarıdaki sorunlardan şikâyet etmenin anlamı azalır.
Atatürk'ün devlet anlayışında milletin kaynaklarının doğru kullanılması, üretimin artırılması ve bağımsızlığın ekonomik temellerinin güçlendirilmesi önemli bir yere sahiptir. Milletin malını korumak, işini en iyi yapmak ve kamu görevini dürüstlükle yerine getirmek de aslında vatan sevgisinin bir parçasıdır.
Adalet toplumun temelidir. Ahlak ve vicdan ise adaletin en önemli destekleridir. İnsanlar işlerini dürüstlükle yapar, başkasının hakkına el uzatmaz ve milletin emanetini kendi çıkarının önüne koyarsa mahkeme kapılarına düşen insanların sayısı da azalır.
Borsada yaşanan her yanlış işlem, insanların yıllarca biriktirdiği hayallere dokunur. Kimi çocuğunun eğitimini, kimi evini, kimi emekliliğini, kimi geleceğini düşünerek tasarrufunu yatırır. Bu nedenle insanların birikimleriyle oynamak, sadece finansal bir işlem olarak görülemez.
Herkes helal kazancının peşinde olmalıdır. İnsan önce kendisini değil, milletin hakkını düşünmelidir. Yanlış yapan cezasız kalmamalıdır. Çünkü cezasızlık yeni yanlışların önünü açar.
Para kaybedilebilir; yeniden kazanılabilir. Fakat güven kaybedilirse onu yeniden kazanmak çok daha zordur.
Borsa, halkın tasarruflarını üretime dönüştüren, yatırımı büyüten, istihdam oluşturan ve ülkenin ekonomik gücünü artıran önemli bir araçtır. Amacına uygun kullanıldığında millet kazanır, şirket kazanır, çalışan kazanır ve Türkiye kazanır.
Bizim görevimiz borsayı küçümsemek değil; onu kuruluş amacına uygun, şeffaf, denetlenebilir ve adil bir yapıda yaşatmaktır.
Türkiye'nin ayağına içeriden çelme takılmasına izin vermemeliyiz. İçeride hukuku, adaleti ve güveni güçlendirirsek dışarıdan gelecek ekonomik oyunlara karşı da daha güçlü durabiliriz.
Çünkü ekonomik bağımsızlığın temelinde yalnızca para değil, güven, üretim, hukuk, adalet ve ahlak vardır.
Paranı kaybedebilirsin; güvenini kaybetme. Çünkü güven, toplumun en büyük servetidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.