Yılmaz SANDIKÇI
ZEKÂ ARTTI DA AHLAK NE YAPTI?
Beşer, zekâsı geliştikçe daha akıllı, daha ahlaklı, daha dürüst bir insana mı dönüşüyor?
Zeka, akıl ve ahlak arasındaki bağ nasıl kuruluyor?
Geçen yüzyılda yapılan araştırmalar, birçok toplumda zekâ testi başarılarının yani IQ seviyelerinin kuşaktan kuşağa yükseldiğini gösteriyor. Bu olguya, araştırmalarıyla dikkat çeken James Flynn'in adı verilmiş: Flynn etkisi denmiş.
Peki IQ ile ölçülen zekânın gelişmesi, aklın ve ahlakın da geliştiği anlamına geliyor mu? Bu konuda yapılan bilimsel bir çalışma var mı?
Son günlerde ülkemizde yaşanan yatırım fonları krizi, bu soruyu getiriyor aklıma.
Milyarlarca liralık finansal işlemleri planlayabilen, karmaşık yatırım araçlarını kullanabilen, binlerce insanın güvenini kazanabilen kişilerin zekâsından şüphe etmiyorum. Ama, aklı kullanma seviyesinde, zekâlarını neye hizmet ettirdiklerini sorgulayacak kadar yükselmişler mi? diye merak ediyorum. Zira kişinin ahlak seviyesi de aklını kullanma seviyesinde.
Özellikle dinî kimliğiyle öne çıkan veya siyasetin dindar kesiminde tanınan ya da dindar görünümüyle insanların güvenini kazananların, şaibeli yatırım fonlarından para kaldıranlar arasında anılması beni derinden üzüyor. Ve yeni bir soruya götürüyor: Bunlar nasıl bir akıl eğitiminden, nasıl bir iman öğretisinden ve nasıl bir ahlak terbiyesinden geçmişler?
Sözüm Müslüman gibi görünenler ile Müslüman gibi konuşanlara: Kur'an-ı Kerim’de
“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; ancak karşılıklı rızânıza dayanan ticaret böyle değildir ve kendinizi öldürmeyin. …” diye başlayarak devam eden Nisâ Suresi 29. ayetini anlamadan, yaşamlarına uygulamadan mı Müslüman olduklarını zannediyorlar?
“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?...” diyen Mutaffifin suresinin ilk 6 ayetini anlamadan, yaşamlarına uygulamadan mı Müslüman olduklarını zannediyorlar?
Dinimizin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de, haksız yollarla mal edinmeyi ve alışverişler yaparken, ölçü ve tartıda hile yapmayı yasaklayan ayetler açık açık orada dururken, şaibeli yatırım fonlarından para kazananların aklından mı ahlakında mı şüphe etmek gerekiyor?
Zekalarına lafımız olmaz, zira sorun zekalarını kullanma şeklinde gizli!.
Peki bunlar din, vicdan, iman, akıl, ahlak, zeka konuları anlatılırken ne öğrendiler?
Namaz kılmayı öğrenirken kul hakkını gözetmeyi,
Oruç tutmayı öğrenirken nefsin isteklerini kontrol etmeyi,
İbadet etmeyi öğrenirken dürüst, güvenilir, emin yani mümin olmayı, emanete sahip çıkmayı, başkasının hakkını korumayı, helalinden kazanmayı, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmamayı öğrenmediler mi?
Yoksa birileri dini, beşeri insan olmaya götüren yolun rehberi olmaktan, güzel ahlaklı olmayı öğreten bir yaşam dersi olmaktan çıkarıp birtakım şekillerin ve törenlerin uygulanmasına mı indirgedi?
Soru sormayı imana tehdit sayan anlayış, beşerin aklını ve ahlakını insana yakışır seviyede geliştirebilir mi? İnsanlaşmak, biraz da zekânın ahlakla terbiye edilmesi değil mi?
Bir kişi çok zeki olabilir; başkalarını aldatabilir, kandırabilir, sistemin açıklarını bulabilir, hukukî boşluklardan yararlanabilir. Ama bütün bunları yapabilecek zekâya sahip olması, yapabileceği şeyleri yapmasına hak verir mi? Bunu sorgulatmayan akıl, iman, vicdan, ahlak o kişiyi insan olma seviyesine çıkarabilir mi?
Yaşadığımız çağ dinlerin olmadığı taş devri mi, Roma devri mi, firavun devri mi yoksa cahiliye devri mi?
Vicdanın rehberi olan din ile aklın rehberi olan felsefeyi birbirine düşman edenler, özellikle de felsefenin soru ve sorgulamalarını, doğru cevaplara ulaşmayı beklemeden dinsizlikmiş gibi anlatanlar, yaşanan bu ve benzeri sonuçlar için ne der ki?
Zekâ bir şeyi nasıl yapabileceğimizi gösterirken, akıl nedenleri ve sonuçları sorgulamayı, vicdan ve ahlak ise yapmaya hakkımız olup olmadığını sorgulamayı öğretir. Bunları birlikte işletemeyen kişilerin bir yanı eksik değil mi? Peki böyle kişiler, toplumda nasıl yükselebildi, nasıl güven kazandı? Şimdi biraz da aynaya bakmalı değil mi? Kendinde kusur ararken sahtekar, hırsız, yalancı ve dolandırıcıları unutmamalı tabi ki…
Beşer çıkarını gerçekleştirecek yolları arar; insan olma seviyesine yükselenler ise o çıkarın, başkasının hakkını ihlal edip etmediğini sorgular.
Bu konudaki sorular ve duygular, bu köşeye sığacak kadar kısa değil elbette ama şu soru ile bitirelim: İman ahlaka, akıl adalete, ibadet dürüstlüğe götürmüyorsa, beşer türünü, insan olma seviyesine yükseltecek olan nedir sizce?
Bu soruya cevap vermeden, görüntüsüne bakıp insan olduğunu zanneden beşer, aklını kullanma seviyesinde yaşadığı sorunu anlayabilecek mi?
İnsan olmadan nasıl Müslüman olunabilir ki?
Algı ile aldanmak yerine aklı ile anlamaya çalışan ve ahlakını güzelleştirip, erdem seviyesine çıkarmaya çalışanlara selam ve dua ile…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.