Mustafa ÖZLÜK

Mustafa ÖZLÜK

Toplumun Temeli Ahlak ve Mevlânâ

Toplumlarda Mevlana gibi erdemli gönül insanları toplumda ahlakın yerleşmesine ve gelişmesine büyük katkıda bulunmuşlardır. Ebedi ışığı sönmeyecek Mevlana ,Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli gönül ellerini unutmayalım .

Toplumları ayakta tutan unsurlar yalnızca maddi güç, teknoloji ya da hukuk sistemleri değildir. Bir toplumu gerçekten güçlü, huzurlu ve sürdürülebilir kılan asıl değer ahlaktır. Ahlak; insanın kendisiyle, diğer insanlarla ve tüm varlıkla kurduğu ilişkinin özünü belirler. Tarih boyunca büyük düşünürler, mutasavvıflar ve bilge şahsiyetler bu gerçeği dile getirmiştir. Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi gönül insanları, ahlakı toplumun merkezine koymuş; doğruluk, dürüstlük ve erdemli yaşamı insanın en yüce amacı olarak görmüşlerdir. Bu anlayış, geçmişte olduğu gibi bugün de toplumların en çok ihtiyaç duyduğu rehberdir.

Mevlânâ’ya göre insanın değeri, dış görünüşüyle ya da makamıyla değil, ahlakıyla ölçülür. Onun “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sözü, doğruluk ve dürüstlüğün insan hayatındaki yerini en sade ve en etkili biçimde ifade eder. Mevlânâ, iki yüzlülüğü ve samimiyetsizliği ahlaki çöküşün en tehlikeli işareti olarak görür. Çünkü insan, önce kendine karşı dürüst olmalı, iç dünyasıyla dış dünyası arasında bir uyum sağlamalıdır. Bu uyumun olmadığı yerde güven de huzur da olmaz. Toplumun temeli olan güven ise ancak ahlaklı bireylerle inşa edilebilir.

Mevlânâ’nın ahlak anlayışı yalnızca bireysel değil, toplumsal bir boyuta da sahiptir. O, insanı insan olduğu için sevmeyi öğütler. Dil, din, ırk ya da statü farkı gözetmeksizin herkese aynı merhamet ve adaletle yaklaşmayı esas alır. “Gel, ne olursan ol yine gel” çağrısı, ahlakın kapsayıcı ve birleştirici yönünü ortaya koyar. Bu anlayış, toplumda ayrışmayı değil, birlik ve beraberliği güçlendirir. Çünkü ahlak, insanları ortak değerlerde buluşturan en güçlü bağdır.

Benzer şekilde Yunus Emre de ahlakı imanın özü olarak görür. Onun “Eline, beline, diline sahip ol” öğüdü, insanın hem kendini hem de toplumu koruyan temel ahlaki ilkeleri özetler. Yunus’a göre bilgi, ilim ve ibadet ancak güzel ahlakla anlam kazanır. “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” dizeleri, insanın önce nefsini terbiye etmesi gerektiğini vurgular. Nefsini tanımayan ve dizginlemeyen bir insanın, ne kadar bilgili olursa olsun, topluma fayda sağlaması mümkün değildir.

Hacı Bektaş-ı Veli de ahlakı toplum düzeninin temeline yerleştirir. Onun “İncinsen de incitme” sözü, erdemli insanın en belirgin vasfını ortaya koyar. Ahlaklı insan, haksızlığa uğradığında bile adaletten ve doğruluktan sapmaz. İntikam, öfke ve kin yerine sabrı, hoşgörüyü ve merhameti tercih eder. Böyle bireylerden oluşan bir toplumda çatışma azalır, barış ve huzur artar. Çünkü ahlak, insanın sadece başkalarına değil, kendisine karşı da sorumluluk bilinci geliştirmesini sağlar.

Doğruluk ve dürüstlük, ahlakın en temel sütunlarıdır. Dürüstlüğün olmadığı bir toplumda güven sarsılır, adalet zedelenir ve sosyal bağlar kopar. İnsanlar birbirine güvenmediğinde, en güçlü yasalar bile toplumu ayakta tutamaz. Mevlânâ bu durumu, kalbi kirlenmiş bir aynaya benzetir; kalp ne kadar kararmışsa hakikat de o kadar çarpık görünür. Bu nedenle ahlak, insanın iç dünyasını temizleyen ve hakikati doğru görmesini sağlayan bir nurdur.

Günümüzde teknolojik ilerleme ve maddi imkânlar artmış olsa da ahlaki değerlerin zayıflaması birçok toplumsal sorunu beraberinde getirmektedir. Bencillik, çıkarcılık, yalan ve adaletsizlik, modern toplumların en büyük sınavlarıdır. Oysa Mevlânâ’nın asırlar önce dile getirdiği ahlak anlayışı, bugün de bu sorunlara ışık tutabilecek güçtedir. O, insanın kalbini merkeze alır ve kalbi güzel olanın davranışlarının da güzel olacağını söyler. Kalp düzelmeden toplumun düzelmesi mümkün değildir.

Ahlak, yalnızca bireysel bir erdem değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Her birey, davranışlarıyla toplumun ahlaki seviyesini yükseltme ya da düşürme gücüne sahiptir. Doğru sözlü, adil ve dürüst insanlar çoğaldıkça toplumda güven artar; güven arttıkça birlik ve dayanışma güçlenir. Bu da toplumu hem maddi hem manevi anlamda güçlü kılar. Mevlânâ’nın öğretisi, insanı pasif bir iyilik anlayışına değil, aktif bir ahlaki sorumluluğa davet eder.

Sonuç olarak, Mevlânâ ve onun gibi ahlak ve erdemi hayatın merkezine alan büyük düşünürler, toplumda en önemli değerin ahlak olduğunu açıkça ortaya koymuşlardır. Doğruluk, dürüstlük, merhamet ve adalet; bireyin kişiliğini, toplumun ise kaderini belirleyen temel unsurlardır. Ahlaktan yoksun bir güç, geçici ve yıkıcıdır; ahlakla desteklenen bir toplum ise kalıcı ve onurludur. Bugün her zamankinden daha fazla, Mevlânâ’nın çağrısına kulak vermeye ve ahlakı hayatımızın merkezine koymaya ihtiyacımız vardır. Çünkü ahlak, insanı insan yapan; toplumu ise toplum yapan en yüce değerdir.

Bütün insanların ilim , bilim ve gönül adamlarına vefa borcu vardır. Konyalıların Mevlana'ya kat kat fazla vefa borcu olması gerekir. Bu da sevgide kalarak, erdemli yaşayarak ödenir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.